1 Mayıs denince çoğu kişinin aklına pankartlar, meydanlar gelir… Benim aklıma ise sahne arkasındaki hayat gelir. Işıklar yanmadan önce kablo toplayan çocuk, ses kontrolü yapan teknisyen, sahnede şarkı söyleyen bizler…

Ve masalarda servis yapan, gece boyunca ayakta kalan garsonlar.

Biz aynı hikâyenin farklı yerlerindeyiz aslında. Alkış sahneye gelir ama o alkışın içinde görünmeyen çok emek vardır. Bir şarkının doğru duyulması, bir gecenin güzel hatırlanması, bir insanın mutlu ayrılması… Hepsi bir zincirin halkası.

1 Mayıs benim için sadece bir gün değil; emeğin fark edilmesi, birbirimizi anlamaya biraz daha yaklaşmamızdır. Çünkü biz müzikle anlatırız ama hayatı asıl güzel yapan, o müziğin arkasındaki insanlardır.

Bugün; sahnede olanın da sahne arkasında kalanının da günü.

Hepimizin bayramı kutlu olsun.

Ama mesele sadece sahne değil…
Hayatın kendisi de böyle aslında.

Sabah erkenden dükkânını açan esnaf,
çocuğunu okula hazırlayan bir anne,
direksiyon başında saatler geçiren bir şoför,
bir işi yetiştirmek için geceyi sabaha bağlayan bir emekçi…

Hepimiz aynı bütünün parçalarıyız. Ve o bütün, kimsenin tek başına tamamlayamayacağı kadar büyük.

O yüzden 1 Mayıs, sadece belli bir kesimin değil; hayatın içinde olan, üreten, çabalayan herkesin günü.

Bazen küçük gibi görünen bir emeğin, aslında ne kadar büyük bir dengeyi ayakta tuttuğunu fark etme günü…

Ben şuna inanıyorum; kimse kimseden üstün değil. Herkesin emeği, yorgunluğu, gayreti kendine göre çok kıymetli.

Birbirimizi görmeden, birbirimize saygı duymadan… Ne o sahne kurulur ne hayat yolunda gider.

Çünkü biz aslında birbirimize muhtacız. Ve birbirimize değer verdiğimiz kadar güçlüyüz.

Görünmeyen emeği görebildiğimiz kadar insanız.

1 Mayıs; emeğin, alın terinin ve insan onurunun günü kutlu olsun.

“Hayat, birbirinin emeğine değer verenlerin omzunda yükselir.”