Pandemiyi yaşadık… Depremleri gördük… Nice acılardan geçtik. Şimdi ise görünmeyen, ama her gün biraz daha büyüyen başka bir salgının içindeyiz. Ne hastanelerde tedavisi var ne de eczanelerde ilacı… Adı, güvensizlik.
Son yıllarda öyle bir noktaya geldik ki, insanlar artık sadece tanımadığı kişiye değil, en yakınındakine bile temkinle yaklaşıyor. Verilen bir söze, uzatılan bir ele, edilen bir dostluğa bile “Acaba?” diye bakılıyor. Belki de bugün yaşadığımız en büyük yoksulluk, güven yoksulluğudur.
Eskiden büyüklerimiz, “İnsan insanın yurdudur.” derdi. Mahallede bir çocuğun canı yansa bütün mahalle ayağa kalkardı. Kapılar kilitlenmeden uyunurdu. Bugün ise güvenlik kameraları çoğaldı ama güven azaldı. Evlerimizi daha iyi koruyoruz belki ama kalplerimizi birbirimizden uzaklaştırıyoruz.
Trafikte küçücük bir hata büyük bir öfkeye dönüşebiliyor. Sosyal medyada yazılan bir cümle yılların dostluğunu bitirebiliyor. Aynı apartmanda yaşayan insanlar birbirini tanımıyor, aynı sofrayı paylaşan aile bireyleri bile bazen birbirini dinlemiyor. Çünkü güven kaybolunca sadece insanlar değil, ilişkiler de yoruluyor.
En acısı da şu; artık insanlar kime güveneceğini bilemiyor. Dostluklar sorgulanıyor, komşuluklar eski sıcaklığını kaybediyor, akrabalık bağları bile sınanıyor. İyilik yapanın niyeti sorgulanıyor, doğru söyleyenin samimiyeti tartışılıyor. Şüphe, farkında olmadan hayatımızın en ağır yükü hâline geliyor.
Bazen düşünüyorum…
Araç kullanabilmek için psikoteknik raporu alıyoruz. Peki ya öfkemizi, vicdanımızı, sabrımızı ve empati duygumuzu ölçen bir psikoteknikten geçseydik, acaba kaçımız bu sınavı başarıyla tamamlayabilirdi? Belki de tamir edilmesi gereken yollar değil, gönüllerimizdir.
Yunus Emre’nin yüzyıllar öncesinden yaptığı çağrı, bugün de yolumuzu aydınlatıyor:
“Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım; sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz.”
Aslında reçete çok açık…
Sevgiyi çoğaltmadan güveni yeniden inşa edemeyiz. Güven olmadan huzuru, huzur olmadan da güçlü bir toplumu kuramayız.
Bu pazar kendimize küçük bir söz verelim. Bir selamı esirgemeyelim. Bir gönlü kırmak yerine onarmayı seçelim. Birbirimizi yargılamadan önce anlamaya çalışalım. Çünkü sevgi paylaşıldıkça çoğalır, güven yaşandıkça kök salar.
Unutmayalım; toplumları ayakta tutan beton değil, birbirine güvenen insanlardır. Sevginin kuramayacağı köprü, güvenin açamayacağı kapı yoktur. Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, birbirimize yeniden inanabilmektir.