Özellikle taze bir ayrılıktan sonra taşkınlığı “özgürlük” ambalajında pazarlayan, haliyle toplumun gerçeklik algısına zarar vermek.

Siyasi görüşünde fanatikleşmiş, her gün istikrarlı bir şekilde karşıt görüşleri eleştirenler.

Hayatını tüketim odaklı yaşayıp, bu da bir marifetmiş gibi her gün ürün deneyimi paylaşanlar.

Artık herkesin bildiği psikolojik tanımları, hiç yorum katamadan paylaşıp dijital sözlük görevi görürken, farkındalık sattığını zannedenler.

Öteki tarafından metalaştırılsa haklı olarak kıyameti koparan ama kendi kendine “ben bir metayım” anlamına gelecek ölçüsüzlükte paylaşımlar yapanlar. (Vitrine sadece bedenini koyanlar. Bir cümlelik dahi düşünce paylaşamayanlar)

Her insanın görülme ihtiyacı vardır ancak bu ihtiyacı gidermenin yolunun sosyal medyada aşırılık yapmaktan geçmediğini akıl edemeyenler.

Her insan beğenilmek ister ama hayatında ağırlığı olmayan yabancılar da beğenirse tatmin olabileceği zanneden beğeni dilencileri.

Felaket haberlerini paylaşmaktan veya tüketmekten beslenen kaos müptelaları.

3. sayfa haberlerini takip etmeyi farkındalık zannedenler gibi ruh sağlığını korumak için bu tür haberleri filtreleyen kişileri “Üç maymun oynamak” ile itham eden patolojik zorbalar.

“BAŞKANIM BAŞKANIM”CILAR!

Siyasi görüşün temsil eden isimlerden bahsederken sanki anasından, babasından, kardeşinden bahsediyormuş gibi “BaşkanıMMM!” diyenler. (Aidiyetle dalkavukluk arasındaki farkı göremediği için dalkavuk siyasetini besleyenler)

Cinsiyetçiliği, ırkçılığı, zorbalığı, ötekileştirmeyi şakaya vurunca “mizah” yaptığını zanneden, toplumu nefrete sürükleyen enstrümanları kahkaha ile çalarak durumu normalleştiren ve kendisi gibi bunun yapan yeni nesil komedyenleri alkışlayan sosyal çürümenin temsilcileri.

Özel hayatını çok özel ve ilgi çekici zannedip her gün yaptığı basit aktiviteleri paylaşanlar: “Uçağa bindim, lemek yaptım, arkadaşlımla buluştum, kıskısa, biz bize, erkek erkeğe, ben şöyleyim, biz böyleyiz, çılgınız, eğleniyoruz vb…

Tek özelliği cinsiyetmiş gibi davranmak, dünyasının yarısıyla ortak özelliğe sahip olmayı bir ayrıcalık zannedenler. Cinsiyetleri birbirine düşman eden söylemleri savunurken kendi cinsiyetini varoluş için yeterli bir artı zannedenler.

Burcunu bir ayrıcalık zannedenler.

Komplo teorilerinde ölçüyü kaçırıp kendisi gibi toplumu da hezeyanlı bozukluğa sürükleyen hastalar.

Ölçümlenemeyen alanlarda, inanca dayalı varsayımları veya yoruma açık felsefelerle hakikat iddiasında olan, İlber Ortaylı’nın deyimiyle “Yarı cahil” insanlar.

İlişkisinde mutsuz veya eksik hissettiği apaçık belli olan, bu nedenle sürekli mutluluk pozları paylaşan, başkalarını ikna edebilirse kendisi de ikna olacağını zanneden ama bunu bir şekilde kendine bile itiraf edemeyen, onay bağımlısı çiftler.

BU ÖDÜL, TOPLUMA CEZA!

Basmakalıp ve özgünlükten uzak yorumları her gönderenin altına kopyala yapıştır yapmayı vazife edinmiş, kendine ait tek bir cümlesi olmayan insanlar.

Her türlü toplumsal problemi ceza, daha çok ceza, en ağır ceza ile çözebileceğini zanneden nefret pınarları.

Detaylı bir içeriğin altına argüman sunmadan, neden-sonuç ilişkili kuramadan, mantığını açıklamadan “Size katılıyorum” minvalinde yorumlar yaparken sanki şahsi fikrini çok önemsiyormuşuz da “Aa bu kişi katılmıyorsa demek ki yanlış düşünüyorum” diyeceğimizi zanneden aymazlar.

Ergenlerin kendi aralarında yarattığı ve yaşları gereği gayet doğal, aynı zamanda eğlenceli ve geçici olan dili kopyalayıp çoğaltarak ömür boyu yaşatmaya sebep olan orta yaş üstü insanlar.

Ekran süresi 24 saate ulaşmış haliyle hiçbir şeye odaklanamayan robotlar.

Daha saymakla bitmeyecek insanlar; neticesinde koca bir gürültü manzarası yaratıp insanî gelişimi durma noktasına getirirken sosyal medya özellikle bu tip insanları veya paylaşımları öne çıkarıyor, âdeta ödüllendiriyor.

Bu ödül, topluma verilmiş bir cezadan farksız.