Bizim kuşak yolda yürürken, bir filmden çıktığında, radyolarda şarkısı çıktığında, yeni baharlarda eski yağmurlar yağdığında devamını getiremese de bir kısa öykünün ilk cümlesini kurar.
Bazen birinci tekil şahısla, bazen tanrısal anlatıyla, bazen de ötekileşerek, kendine diğerkam "sen" diliyle.
"Sen"likten öyle dayak yemiştir ki; ne “1980 darbesinin” apolitik gençliği olduğu kalmış ne bencilliği ne duyarsızlığı...
O nedenle “yarım”ızdır ama başlangıçlara da birazcık meftunuzdur.
Sonuçlara gelince...
Kahraman bizsek, yolculuk da varsa, biz de keşif için çıkarız, sınavlardan geçeriz. Ancak dalgın bir insanın kendini evin bir odasında bulup, orada ne aradığını düşündüğü ana benzer anlar bizim kahramanlığımızın eve dönüşünü hep erteler.
Eve dönüp başından geçenleri anlatamayan suskun maceralar biriktiririz.
Nokia 3310'a "yılan" oynarken daldığımız düşüncelerde de, Age Of Empires'ta yaşadığımız heyecanda da ve bugün X'te diğer "kahramanlara" öykünürken de, bir gün "bizden birinin" hikâyeye bulduğu o çok güzel ilk cümlenin devamına inanırız.
Bu duygu ve düşüncelerle 20'lerimizi saygı ve sevgiyle selamladığımız bir gün, Instagram'da benim gibi pek çok insanın kullandığı "hikâyeler" kısmına bir ekleme yapıyordum.
Sahi bu “hikâyeler” neden bu kadar tutu? Kendimizi hatırlamak için mi, varlığımızı hatırlatmak için mi? Yoksa beyhude bir ölümsüzlük çabası mı?
Neyse, hikâyeye devam edeyim. Yazacağım minik esprili metni arkadaşıma danıştım.
Bana kaşlarını kaldırarak dedi ki, "Story'ye (hikâye), post'a (gönderi) müzik koymak, uzun metinler yazmak ‘boomer’lık sayılıyor."
(Boomer'ı google'layın, anlatmaya zamanım yokmuş gibi davranmalıyım.)
Eyvah, bugün de mi "cool" olamadım diye düşünecektim ki, birden zihnimde bir düşünce çaktı ama tahmin edeceğiniz üzere çaktığıyla kaldı, o da bir sonuca varamadı.
Ta ki başka bir arkadaşıma bu konuyu anlatana kadar.
Söylemeyi unuttum; bizim kuşağın bir huyu daha var: bazen en önemli tespitleri sesli düşünürken yaparız.
O da kendi hikâyesini galeriden bir fotoğrafıyla zamana mıhlamaya çalışırken sordu; "Demek, hikâyeye müzik eklemek boomer'lık!"
Hissettiğim kadarıyla çekinceliydi. Çekindiğimiz kadar netleşen bir kuşak olduğumuzdan; ben başladım zihnimde daha önce çakan o şimşeğin ucundaki Zeus'u bulmaya.
Şöyle ki; konu "boomer"lık değildi.
Konu "hikâyesizlik"ti.
Dijitalleşen homo sapiens'in dikkat süresinin önce 20 saniye, sonra 12 saniye, sonra 8 saniye ve nihayetinde 3 saniyeye indiğini söyleyenlere, en çok kendi gündelik yaşamımızdan ikna oluyoruz değil mi?
Bir makale okuyacaksak bize kaç dakika süreceğini bildiriyor ki genellikle sonuna kadar varmıyoruz. Bu yazıyı okuyanların yüzde 82'sinin varmayacağı gibi...
Çoğumuz artık sadece podcast, Youtube haber/ bilgi içeriklerini değil bir sanat filmini bile x1,5, x2'de hızlandırarak izliyoruz.
Tahammülümüz yok ve hikâyeler en çok tahammülü seviyor ve "durup ince şeyleri düşünmeye zamanımızın olmasını."
Dünyanın "boomer" olan, Nokia'dan 17 Pro Max'e göçen dijital göçmenlerinde hâl böyle iken, InstaMom'ların elinde büyüyen, ek gıdaya kırmızı balık Youtube ekranlarında yüzerken geçen dijital yerlilerde durum ne?
Ortamlarda "Pink Floyd" mu trend? Hemen bak Spotify'dan ilk 3 şarkıyı sözleriyle hatmet, biliyor muyum, biliyorum.
Netflix'te dizisi çıkmış, Orhan Pamuk okumak lazım. Ama zaman yok. Saatlerce kaydırılan ekranların arasında "ChatGPT/ Orhan Pamuk Masumiyet Müzesi'ni özetle/ enter."
"Dilersen karakterleri daha derinlikli anlatabilirim."
"Yok anlatma. Füsun'un küpesinin linkini yolla."
Vedat Türkali'den çok karakterlerini çekiştiren, Ezginin Günlüğü'nün hiç bilinmeyen şarkılarını sevmenin masum kıvancını yaşayan, "bestseller" hiç sevmem deyip gizli gizli okuyan, herkesi Tarantino, Tarkovski izlemiş sanan, Woody Allen'dan en az İbrahim Tatlıses kadar nefret eden ama ilkinin filmlerini yönetmen kısmını kapatarak izleyen araftakiler ise neyin boşluğunu yaşadığını çözmeye çalışır o sırada.
Madem boomer'ız, o zaman cümle içinde kullanmaya mani yok, mamafih burada ne hikâyesizler suçludur ne hikâyesini tamamlayamayanlar.
Bu, sadece 2000 sonrası doğan ve sınıftan çok "kuşak" olmaya zorlanan umutsuz insanların seçimi de değildir, maruziyetidir. Mazur görülmelidir.
Bu, dünyadakilerin hikâyesini ilk cümlelerle de olsa devralmış ama devredemeyenlerin çıkmaz sokağı. Eğer varsa kendi çocuğuna bile anlamı bir karanfil gibi elden ele aktaramama hüznüdür.
Çünkü belki onların hikâyesindeki eve dönüş de, yaşlanmayacak botoks geleceğe anlamı anlatabilmektir.
Instagram'da hikâye paylaşırken, "hikâyesi" olan şarkılar seçmenin, bir minik metinle kendi kişisel tarihine not düşmenin hiç de "cringe" olmadığını bilerek çağırıyorum:
Boomer'lık çok güzel gelsenize!
Ayağınız değince hikâyeyi başlatıyor ayağınızın değmediği yere de cesaret edebiliyorsunuz...