Mutlu bir yaşam formuna ulaşmaya çalışıyoruz değil mi? Tüm bu okumalar, anlam ve önem arayışları, terapiler, kitaplar, muhabbetler… Hepsi mutlu yaşam formu (huzur) için. Bu meselelere çokça kafa yormuş biri olarak, neredeyse tüm kaynakların ortak vurgusunu paylaşmak isterim. Huzurlu bir yaşama ulaşmak için sahip olmamız gerekenlerin en üstünde, hepsini kapsayan ve eksikliğinde diğer her şeyin anlamını kaybettiği bir erdem var: OLGUNLUK!

Yahu ona zaten sahibiz, bu muydu söyleyeceğin?” demeden önce isterseniz bir bakalım; gerçekten olgun muyuz?

Engin Gençtan, “İnsan Olmak” adlı kitabında özetle olgun insanı şöyle tanımlıyor: Olgun insan, hayatın karşısında seyirci değildir. Başına gelenleri sadece kader, şans, insanlar ya da koşullarla açıklamaz. Olan bitenden kendi payını görmeye cesaret eder ve bu payın gerektirdiği duygusal ve davranışsal sorumluluğu alır.

Acar Baltaş ise olgunluğu daha somut bir yerden tarif eder: Olgun insan, başına gelenlerden artık anne – babayı, çocukluğu ya da geçmişi sorumlu tutmayan insandır. Erik Erikson’un psikososyal gelişim kuramında da “kemale ermek” yani olgunlaşmak için, geçmişte yaşanan çatışmaların çözülmesi adına kişisel sorumluluk almanın önemini vurgulanır.

Edebiyattan psikolojiye, hangi kaynaklara bakarsanız bakın hep aynı yeri işaret ederler: Olgunlaş, yani suçlu aramayı bırakıp yaşamın sorumluluğunu al. Şimdi bir kendimize bakalım: Geçmişte yaşananlara veya irademiz dışındaki hayat gerçeklerine takılıp kalıyor muyuz?

Nedir bunlar? Örneklere bakalım:

Çocukken koşullu sevildim diye böyleyim. Şu travmaları yaşadığım için öyleyim. Ülke ekonomisi kötü diye hayatım böyle. Aldatıldığım için artık kimseye güvenim yok. Koç burcuyum diye böyle. Bende bilemem ne bozukluğu var diye şöyle insanlar kötü, dünya adil bir yer değil…

Bunların hepsi doğru olabilir ama kritik soru şu: Peki, şimdi ne yapacağım?

Bundan sonrasını daha iyi yönetmek için harekete geçmek (sorumluluk almak) yerine, sadece “Neden böyleyim?” sorusuna cevap bulup, “Madem böyleyim, yapacak bir şey yok.” demek tam olarak olgunlaşmadan, yani hayatta huzur bulmadan ölmenin en garanti yolu olsa gerek.

Tarih dersinin en önemli işlevlerinden biri nedir? Geçmişten ders çıkarıp geleceği daha iyi inşa etmek değil mi? İnsan da geriye dönük analiz yapmakla, başına gelenleri yorumlamakla, varsa bir psikolojik bozukluğu tanısını bulmakla çevreden nasıl yara aldığını fark etmekle yanlış bir yol izlemiş olmaz. Yanlış olan, geçmişe takılıp kalmak, suçluları bulup bunun yeterli olduğunu sanmak

OLGUNLUK KRİZDE BELLİ OLUR

Geçenlerde yazdığım “Psikolojik tanıyı kimlik edinmek” konulu yazı da buraya temas ediyordu. Olgunlaşmaya niyeti olmayanlar biraz rahatsız etti, polemik yarattı. Sonra bunu başka nasıl anlatabilirim diye düşündüm. Aklıma “Araba ve trafik” metaforu geldi.

Yolun ortasında arabası bozulan biri, diğer sürülerin de yolculuğunu aksatmış olsa bile arabasını kasten orada bırakmadığı için, başına hal geldiği için toplum tarafından suçlanmaz. “Yürüsene kardeşim!” diyen olursa da “Arabam bozuldu.” diyebilir. Psikolojik tanı almak da böyle:

İnsan, diğer insanların yaşamına etki eden sorunlar yaşadığında örneğin “Bende dikkat bozukluğu var diye böyle oldu.” diyebilir. “Yürüsene kardeşim” diyene, “Şu yüzden yürüyemiyorum” diyebilir. Fakat “Arabam bozulduğu için onu sonsuza dek yolun ortasında bırakacağım.” diyebilir mi?

Arabası bozulan insana toplum hoşgörülü davranabilir ama en kısa zamanda çekici veya destek istemeyip yolu açmamasını kimse hoş görmez. Kimse “Ben tamirci değilim, arabamı tamir edemem, ben tek başıma arabayı buradan kaldıramam.” gibi açıklamaları kabul etmez.

Arabayı başkası da bozmuş olsa, fareler kabloları kemirmiş de olsa, çocuklar yola çivi atıp lastiğini patlatmış da olsa tamir ettirme sorumluluğu araç sahibindedir. Tabii yeniden trafiğe çıkmak (topluma karışmak) istiyorsa. Kornalarla uyarılmak istemiyorsa.

Özetle olgunluk budur: Kader arabamı bozdu, geniş ay düğümü arabamı bozdu, insanlar kötü niyetli ve yola çivi dökmüşler, ebeveynlerim bana kötü araba bırakmış, bu ülkede daha iyi araba binmek mümkün değil demeden, trafikte olmanın sorumluluğunu anlatır olgunluk.

Arıza sebeplerini bilmek de önemli ama tekrarını yaşamamak adına önemli. Önlem almak adına önemli. “Benim suçum yok.” demek için değil. Suçumuz olsun olmasın, insanlar bize korna çalmaya devam edecek. Hayat bizden devam etmemizi bekleyecek. O yüzden suçlu aramak yerine sorumluluk almak önemli. Olgunlaşmanın tek yolu bu!

Ve olgunlaşmak, huzurlu yaşamak için her şeyden daha önemli.