Okuru anlayan yazılar yazmak gayretim...

Umarım ben de anlaşılıyorum veya anlatabiliyorumdur.

İnsan gerçek ihtiyaçlarına gerçek çözümler bulamadığında ikame değerlere yönelebilir. Ancak terapiler, kitaplar, olaylara yüklenen anlamlarla oynamalar, geziler, aktiviteler bir yere kadar oyalasa da sonu hep “tatminsizlik” duygusu olmuyor mu?

Belki de can sıkıntısı ile mutsuzluk arasındaki farkı da bilmek lazım. Mutsuzluk genellikle yaşananların sonucudur. Can sıkıntısı ise henüz yaşanmamışın boşluğudur. Yaşama arzusu yüksek insanın sık sık canı sıkılır ama bu mutsuzluk değildir. Problemi doğru tanımlamak da önemli...

Canımız sıkıldıkça oyalayıcılara başvuruyoruz. Bu çok insani. Öte yandan, oyalayıcıların yarattığı tatminsizlik duygusu, mutsuzluğa dönüşüyor. Ne demiştik? Mutsuzluk, yaşananların sonucudur. İyi gelecek diye yaptığımız şeyler hayal kırıklığına dönüşünce mutsuz oluruz. Kısır döngü.

Ne tuhaf: Can sıkıntısı gibi daha basit bir güçlükten kaçarken, mutsuzluk gibi daha çetin bir güçlüğe toslamak...

Bu yüzden diyorum: Belki de eksiği kabullenmek, amansız çırpınmaktan daha iyi gelebilir. Önemli olan; inişleri ve çıkışları, anlayan biriyle paylaşabilmek sanırım.

Bu çağda can sıkıntımızın da mutsuzluğumuzun da yordayıcısı olarak zayıflayan bağlarımızı görüyorum.

Cinsiyetleri birbirine düşman eden söylemler, köksüzlüğü özgürlük olarak satanlar, aile ve akraba ilişkilerini küçümseyen pasajlar, insanın gerçek ihtiyacını inkâr edercesine...

Temel ihtiyaçlarını giderebilecek ekonomiye sahip olmayana, aile dayanışmasına ihtiyacı olana, aidiyet sorunları yaşayana, sarılmaya ihtiyacı olana, kısaca; neye ihtiyacı olduğunu iyi bilip, ihtiyacına karşılık bulamayan birine, ikame tavsiyeler vermek anlamsız geliyor artık.

Bu metinde anahtar sözcükler: Anlamak ve paylaşmak... Yaşam herkes için ağır. Ötekinin yükünü paylaşmak büyük fedakârlık. Hiç kimse, geçici birinin yüküne ortak olmak istemez. Zira duygusal yatırım da ekonomik yatırım gibidir: İnsan, yatırımdan güvence bekler. Güvence ise bağdır.

Gerçek ihtiyacımız anlamak, anlaşılmak ve paylaşmakken, bunun olabilmesi için gerçek bağlara ihtiyaç varken, gerçeği reddedercesine ikame aktiviteler aramak, insan olmayı da reddetmek gibi geliyor bana.

Dedim ya baştan; okuru anlayan yazılar yazmak gayretim...

Umarım ben de anlaşılıyorum veya anlatabiliyorumdur.