Çağın ilişki problemlerine de kafa yoran naçizane bir yazar olarak benim gözlemlediğim bu: Bilgeliği değersizleştiren insan, yeni edindiği kriterlerle değersiz ilişkiler kuruyor. Sonra da bu değersiz ilişki, insanın kendini değersiz hissetmesine sebep olacak durumlar doğuruyor. Zira yontulmamış birinden, incelikli ihtiyaçlara cevap vermesi beklenemez.

Oysa insanlık, yakın geçmişte bu gerçeği görmüş ve “önemli olan iç güzellik” gibi destekleyici sloganlarla bunu içselleştirmişti.

Para değil, imaj değil, statü değil, dışarıdan bakınca cezbedici unsurlar değil; içsel zenginlik kıymetliydi. İlkellik yerini derinliğe bırakmıştı. Bilgiye ulaşmak kolaylaştıkça insan başa döndü. Çünkü bilgelik değersiz zannedildi.

Bilgelik veya olgunluk veya derinlik… Adına ne derseniz deyin.

Sonuç olarak insani erdemlerden bahsediyorum.

Hâl böyle olunca, zaten bireysel olarak insanın en büyük problemi olan “kendi döngülerine hapsolma” meselesi, toplumsal olarak da insanlığın başının belası oldu.

Çözümü ise yine aynı: Tıpkı bireysel bir deneyim olan terapilerde sağlanmaya çalışılan “döngüleri kırma” kazanımı için nasıl ki farkındalık çalışmaları yapılıyorsa, bu çağ gerçeğinin dışına çıkmak için de bazı şeylerin farkına varmamız gerekiyor.

Farkına varalım diye yazıyorum, tartışmaya açıyorum, zaten bildiğimiz şeyleri de bazen hatırlatıyorum. Faydalı olması dileğiyle…

Ve bir soru:

Bilginin ulaşılabilirliği, bilgeyi mi değersizleştiriyor yoksa bilgeyi değersizleştiren aslında kendini mi değersizleştiriyor?