Kafası karışmış, yolunu şaşırmış bir pengueni alıp onu varoluşsal bir sembole dönüştürmek sonra da bu sembol üzerinden kendini farklı ve havalı “birey” hissetmek…
Kaba tabirle entelektüel derinliği olan insanı taklit etmeye çalışmaktan başka bir şey değil.
Ama bu taklit insanın yaşamla arasındaki bağı koparabilecek kadar tehlikeli bir hâl.
Çünkü o penguen gerçekten kayboldu. Muhtemelen öldü.
Bu, şiirsel bir metafor değil. Bu, çıplak bir trajididir. Ama bazıları gerçeği olduğu gibi görmek yerine onu süslemeyi seçiyor. Acıyı anlamaya değil, acı üzerinden parlamaya çalışıyor.
Penguenin sürü aklıyla değil, bireysel tercihlerle yaşamayı seçtiğini düşünmek kulağa havalı gelebilir.
Şöyle denebilir: Nihilist penguenimiz “cesaret gösterdi, bedel ödedi” demek kolay.
Ödediği bedel basit mi peki? Son zamanlarda “olgunluk” kavramı üzerinde duruyorum. Toplumdan kopmadan, kalabalığın içinde kendin kalabilmek de olgunluk paketini dâhil.
Toplumdan kopmadan… Neden mi?
SÜRÜDE TERCİHLERİYLE YAŞASAYDI…
Eğer penguenimiz “güvenlik” ihtiyacını karşılayan sürüden (onun toplumu) tamamen ayrılmak yerine, sürünün içinde kendi tercihleriyle yaşayabilseydi o zaman gerçekten havalı bir örnek olurdu.
Mesela herkes karının üstündü kayarken “Ben yürüyerek eşlik edeceğim” diyebilseydi… Herkes suya atlarken “Ben sizi kenardan izleyeceğim” diyebilseydi. Herkes kıyıya çıkarken “Ben biraz daha yüzerim” diyebilseydi ve bunları farklı görünmek için değil de zaten farklı düşündüğü için yapsaydı, işte o zaman bir olgunluk örneği olurdu. Bunu yapabilen insanlar var.
Genellikle kendini ifade etme becerisi gelişmiş, doğru ve iyi ifade ettiği için tercihlerine saygı duyulmuş, tercihleri yüzünden dışlanmamış insanlar da var. Bu tabii ki biraz da entelektüel donanımla doğrusal çizgide varoluş kapasitesidir.
ENTELEKTÜELİ TAKLİT ÖLÜMCÜLDÜR
Bunu gözlemlemek, o insanlar gibi davranabilme arzusu yaratabilir ama bunu taklitle sağlamak mümkün değil.
Entelektüel derinlik kazanmadan entelektüeli taklit etmek ölümcüldür. Çünkü taklit bir inkârdır. İnsan kendi hakikatini inkâr ettiğinde, başka bir kimliğin diline sığınır. Orada ona yer yoktur, yersiz ve yönsüz kalan insanın yaşamla bağı kopar.
Ölümcül dediğim budur; hayatta kalmakla yaşamak arasındaki farkı bilenlere…
Penguenin trajedisini bir estetik nesneye çevirip kendini parlatan insan, sonunda aynı kayboluşun içine düşebilir. Aslını kabul etmek kişiye kendini sıradan, avam ya da “varoş” hissettiriyorsa, çözüm entelektüeli taklit etmek değildir.
Bireyin kendi gerçeğine uygun davranması, kendini inşa ederken toplumdan tamamen bağımsız yaşamadığını unutmaması mühimdir.
Bazı metaforlar insanı yükseltmez. Sadece kayboluşu daha havalı gösterir.
Entelektüel olalım, olmayalım fark etmez: Yaşamın basit metaforlarla harcanacak kadar ucuz olmadığını bilmek de önemlidir.