Bazen bir söz gelip insanın zihnine takılıyor… Geçen gün karşıma çıktı: “Her elini sıkanla dost, her canını sıkanla düşman olma.” Okudum, geçemedim. Çünkü insan en çok bu hatayı yapıyor.

Biz duygularımızla hızlı karar veriyoruz.
Biri bize güzel davrandığında hemen kalbimizi açıyoruz,
birisi canımızı sıktığında ise içimizde kapıları kapatıyoruz.
Oysa hayat bu kadar keskin değil.
Ne herkes göründüğü kadar iyi,
ne de herkes hissettirdiği kadar kötü.

Bir de şu var…
İnsan çoğu zaman karşısındakini kendisi gibi zannediyor.
Kendi kalbi temizse, herkesi de öyle sanıyor.
Kendi niyeti iyiyse, karşısındakinin de aynı yerden baktığını düşünüyor.
Ama gerçek öyle değil.

Bazen senin en samimi, en iyi niyetli davranışın…
karşı tarafta bambaşka bir anlam bulabiliyor.
Sen iyilik yapıyorum zannedersin,
o bambaşka bir şey anlar.
Ve işte insanı en çok da bu yoruyor, bu kırıyor.

Belki de bu yüzden zamanla insan kendini biraz törpülüyor.
Daha temkinli, daha ölçülü…
Bu biraz yaş, biraz tecrübe, biraz da hayatın öğrettikleri.

Zamanla şunu anlıyorsun…
Dost sandığın insan seni yarı yolda bırakabiliyor,
mesafe koyduğun biri bir gün en sağlam yerde durabiliyor.
Çünkü insan dediğin tek bir anla ölçülmez.

Hazreti Ali’nin o derin sözü geliyor aklıma; “Sevdiğini ölçülü sev, gün gelir düşmanın olur.
Nefret ettiğine ölçülü nefret et, gün gelir dostun olur.”

İşte bütün mesele bu denge…
Ne sevgide kendini kaybedecek kadar ileri gitmek,
ne de öfkede yakıp yıkacak kadar savrulmak.

Artık şunu öğrenmeye çalışıyorum;
Herkese karşı iyi ol, ama herkesi içine alma.
Kırıldığında sus, ama hemen silme.
Zamana biraz izin ver… çünkü zaman, insanın gerçek yüzünü acele etmeden gösteriyor.

Belki de hayatın en büyük olgunluğu şu;Kalbini koruyaraksevebilmek,
kırıldığında bile kin tutmadan durabilmek.

Çünkü ne herkes dost olacak kadar yakın,ne de herkes düşman olacak kadar uzak…