Yaşı 50’yi aşanların, “Şimdiki gençlerde saygı kalmadı.” diye yakınması yaygın. Aslında bütün harika şeylerin geçmişte kaldığını iddia eden orta yaşı aşmış insanlara bu şikâyeti yaptıran duygu; yeterince sağlıklı bir geçmişleri olmadığının kanıtıdır. Gençler, kendinden öncekilerin izini sürer ve onların izini taşır.

Şimdi gelelim hayata hâkim olan siyasetin genel görünümüne…

İzmir, hep hoşgörü ve saygının başkenti olarak biliniyordu. Peki şimdi öyle mi? Tam tersi sert ve aşağılayıcı sözler, görgü noksanlığı, hakaret, nihayet ayrışmalar…

En çok da “Toplum ayrıştırılıyor.” diyenler bu tuzağa düşüyor.

İzmir Büyükşehir Belediyesinin geçen dönem başkanı Tunç Soyer’in aday gösterilmemesiyle başlayan CHP içindeki gerilim, öyle boyutlara taşındı ki her olumsuzlukta yeni Başkan Cemil Tugay’ın üzerine gidiliyor.

En çok da kendi partisinin eskileri ya da Tunç Soyer’in döneminde etkin olan ama şimdi varlık sürdüremeyenler…

Ulusal medyada bir yorumcu, “Cezaevindeki kişiyi eleştiremezsin. Çıkınca konuş…” sözleriyle ayar veriyor.

Geçen yerel medyada izledim; “Ben olsam…” diye cümle kurup nasıl başkanlık yapılması gerektiğini anlatıyor bir başkası…

Türkiye’de, “Onun yerine ben olsam...” cümlesi yaygındır. “O kişi” olmak için mevcut durumu yetersiz olanların başucu lafıdır.

Yağmur yağıyor hedefe Tugay konuluyor, yağmıyor yine Tugay eleştiriliyor… Kentin seçilmiş başkanı olarak eleştirilere, “İşin doğrusu şudur…” diye açıklamaya kalkıyor yetersiz bulunuyor. İktidar temsilcileriyle görüşüp kentin sorunlarına çözüm arayışı da, “AK Parti’ye göz kırpıyor.” diye yorumlanıyor.

Başkan Cemil Tugay sonunda “Partimi değiştirirsem eşim beni boşar, annem hakkını helâl etmez.” demeye kadar getirdi.

AK Parti İl Başkanı Bilal Saygılı’nın “Cemil başkanla haftada 2-3 defa konuşuyoruz.” sözleri de buna eklenince “AK Parti’ye geçmesine gerek yok ki, zaten iktidarla işbirliği içinde.” yorumları yapılıyor.

AK Parti Konak İlçe Başkanı Mehmet Sait Başdaş, Başkan Tugay’ın, bir video görüntüsünü montajlayıp algı oluşturduğunu iddia ettiği gerekçesiyle dava açtı. Zıtlaşmak için malzeme aranıyor sanki.

Gerilimli atmosferde cevap yetiştirmek yerine, yanlış anlaşılmalar, bir araya gelip izah etmek mümkün değil mi?

Sonra “tatlıya bağladık” diyerek fotoğraf vermek her iki taraf için de şık olmaz mı?

Eskiler, izahı olmayan konularda mizaha başvururdu. Toplum önündeki kişilerin gerginliği sonuçta onları seçenleri de geriyor.

ZARAFET ZAYIFLIK MI?

Nezaket, zarafet ve samimi iltifat zor anlarda gerçek sınavını verir.

Türk futboluna damga vurmuş Mustafa Denizli’nin kızı Lal Denizli, Çeşme Belediye Başkanı seçildiğinde eşsiz iltifatlar aldı.

Ancak zor zamanlarda kırdığı potlarla bu genç siyasetçi “olmamış” halini sergiledi.

Cumhur ittifakının meclis üyelerine, “Sizden fikir almak bir yana size söz hakkı vermem bile büyük bir ödül.” dedi. Bu ne büyüklenme, ne büyük kibir!

Diyor ki, “Daha sözüm bitmedi,”, “ben bitiriyorum.” diye despotça bir tavırla mikrofonunu kapatıyor.

Kimin haklı olduğu vatandaşı ilgilendirmiyor. Kaldı ki, burada söz savaşı var. Esas konu unutuldu bile…

Öte yandan Konak Belediyesi’nin meclis toplantısında asıl sorunları bırakıp ideolojik tutumlarına göre konuşmalar hiç de hoş değil. Biri “çöp” diyor, öteki “çöplerde boğul” diye cevap veriyor.

Mizah anlayışınız bu düzeyde mi?

Toplumda tezahür eden tavır ve davranışlar da hızla nezaketten uzak bir atmosfer yaratıyor.

Kırıcı, sert davranan, nobranlık yapan; düşünme ve mantık eksikliği içinde kendisiyle çelişen kişiler bile söz sahibi…

Toplum içinde nasıl davranacağını bilmeyenler geçmişte ayıplanırdı. Şimdi aynı tavrı gösterenler ele geçirdikleri medya gücüyle haddini aşıyor.

Bu kişiler zarafetle iş yapanları acımasızca eleştiriyor. Kimi bunu dijital zorbalıkla yapıyor.

Yazdıklarım, ağır sorunların göz ardı edilip “romantik” yaklaşım önermek için değil. Sorunların tek sorumlusu seçilmişler değil; seçenlerin sorun yaratması da gözden kaçırılmamalı. Seçmeyenlerin de aynı gemide bulunduğunu unutmaması gerekir.

İzmir, Türkiye’nin sadece 3. büyük kenti değil; 3. büyük sorunların da yaşandığı bir kent. Körfeziyle bu sorun daha da büyük.

Ege Bölgesi bir haftadır yağış alıyor ama iki gündür son 15 yılın en yoğun ve şiddetli sağanaklarına maruz kalıyor.

İnsan hafızası geçmişi unutuyor. Benzer sorunlar geçmişte de yaşandı.

Doğal afetler üzerinden politik malzeme çıkarılması insanî bir yaklaşım olamaz. Siyaset ahlakıyla da bağdaşamaz.

Hangi partiden olursa olsun, sorunların çözümünde sorumluluk meçhul odaklara yüklenemez. CHP’li Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın, “İzmir’in sorunlarını çözmek için iktidarın desteği şart.” diye yardım istiyorsa bunda başka amaç aramak ahmaklıktır.

AK Parti İl Başkanı Bilal Saygılı, “Kentin sorunları için elimizi uzatmak zorundayız.” diyorsa saygıyı hak ediyordur.