Yüksek Öğretim Kurumlar Sınavı (YKS) geçti, gitti ama “geç kalanlar” hafıza arşivimize girdi.
20 yıl önce üniversite sınavlarına girenler arasında bu kadar geç kalan var mıydı? Bunun kaydı olmadığı için, “Yok.” demek eksik olabilir. En azından bu kadar çok sayıda öğrencinin kapıdan döndüğüne tanık olmadık.
Bugünkü gençlerin durumunu “kuşak” meselesi hâline getirerek “Alfa kuşağının dikkati dağınık.” diye geçiştiremeyiz.
Dijital teknoloji gençlerin beynini hasara uğrattı, dikkatleri dağınık, sınav saatini unutuyor şeklinde yorumlamak eksik, yetersizdir. En azından gençleri böyle bir mazeretin arkasına saklayamayız.
Gençlerin en temel sorunu; sorumsuzluk!
Kimi öğrenciler sınav yerinin kapısına son saniyede yetişti. Kimi kapanan kapının dışında kaldı.
İzmir’de geç kalan bazı öğrenciler, demir kapının üzerinden atladığı hâlde sınav başladığı için dışarı çıkarıldı.
Öğrenciler ağladı, veliler “3-5 dakika geç kaldı. Niye almıyorsunuz?” diye tepki gösterdi.
Sosyal medyada görevlilere yönelik ağır eleştiriler yöneltildi. Neymiş, bir öğrencinin bir yılı bir dakikayla çalınmış. Sınav başlamadığı halde koşarak gelen öğrencinin yüzüne kapı kapatıldığı, o çocukların geleceğinin çalındığı şeklinde yorumlar yapıldı.
İlk bakışta duygularla değerlendirip her eleştiriye hak veriyorsunuz.
Ancak dış görüşe bakarak yaptığımız her değerlendirmenin yanıltıcı olma ihtimali yüksektir.
Bu eğitim işi daha da hassas. Hayata karşı ilk ciddi sınavda başarısız olmak, umut kırıcı...
Gençlerin sorumluluk yüklenilmemiş özgürlüğüyle ulaşacağı bir hedef olamaz.
Belediyeler gereken altyapı, ulaşım ve çevre düzenlemesiyle ilgili hizmetleri sundu.
Valilikler sessizliğin, güvenliği temini için gerekeni yaptı.
Millî Eğitim Bakanlığı okulları sınava hazır hâle getirdi, öğretmenlerin görevlendirilmesini sağladı. Sınav yerleri ve saatleri önceden duyuruldu. Öğrencilere sadece sınava girmek kaldı.
Sınav sabahı saat 10.00’da kapıların kapanacağı, öğrencilerin o dakikadan sonra alınmayacağı açık.
Şimdi o saatte tek görevi sınava yetişmek olan öğrenci sallana sallana geliyorsa sınava alınmasın. Kendi sorumluluğunu üstlenmemiş, sürekli hizmet bekleyen bir öğrenci henüz sınava da, hayata da hazır değil demektir.
Sosyal medyadan “bol keseden” laf cambazlığıyla yorum yapanların eğitimle ilgisi olduğunu düşünemem.
EĞİTİM DİSİPLİNLE İNŞA EDİLİR
Eğitim, ciddi bir iştir. Eğitim her şeydir. İnsanlık değerlerine taşıyan yegâne araç eğitimdir.
Eğitim kurumu disiplin üzerine inşa edilir. Kişinin varlık alanındaki bağları ancak disiplinli bir eğitim süreciyle pekişir.
ÖSYM’nin kılavuzunda sınavın başlama ve bitiş saatleri net olarak belirtildiğine göre artık geç kalan öğrenciler için “geçmiş olsun” demekten başka bir şey yok.
Sınav salonuna zamanında giremeyen öğrencileri saat 10.00’dan sonra salona almadığı için görevli öğretmenlere fütursuzca saldıranlara hatırlatmak isterim; o öğretmenlerin yasal sorumluluğu var.
Son dakikalarda sallana sallana gelen, ardından “Koş koş!” diye teşvik eden güvenlik görevlilerine rağmen kıl payı sınava girebilenle yarım saat önce gelip yerine yerleşerek zihnini sınava hazırlayan arasında fark olacak. Hatta sınav başladıktan 5 dakika sonra gelip de salona alınmadığı için isyan eden öğrenciyle mukayese bile edilemez.
Bir yıldır sınava hazırlanıyormuş da bir dakika geciktiği için alınmamasının suçu salon gözetmeni öğretmenin değildir.
“Kural kuraldır.” prensibiyle hareket edip görevini yerine getiren öğretmen de bu sınavlardan geçti.
İddia ediyorum, kapıyı kapatmak zorunda kalan o öğretmenler, boş eleştiri yapan sosyal medya cazgırlarından daha çok üzülmüştür.