Her bayram, “hatıra galerimiz”e eklenen bir anıyla tezahür eder. Her bayram, “Nerede o eski bayramlar?” teranesiyle terennüm edilir. Her bayram, kendi içinde sorgulanmadan kıyasla yaşanır.

Uzun zaman görüşmediğiniz akrabalarınızla karşılaştığınızda önce ne iş yaptığınız, nerede oturduğunuz, nasıl geçindiğinize kadar sorguya muhatap olursunuz. Tatmin olmayan meraklı akrabalar, bu sorgulamayı ailenin küçük bireylerine yönlendirir; dersler, okul, bundan sonra ne yapacağına kadar… Yetişkin gençler varsa yandı. Henüz 20’li yaşları bile bitirmemiş gence, daha evlenmemesinin sebebine inecek kadar ayrıntılı sorular devam eder.

İddia ediyorum; her akraba çevresinde bu mütecessis (gizliyi araştıran ajan) birey vardır. Cevap alamazsa, uydurur.

Orta yaşı geçmiş, hayatı ezbere bildiğini iddia eden bu bireyleri tanıdınız sanırım.

Köşeye sıkıştırıp sorgulaması bittikten sonra sözü yine ele alır. Eski bayramların tadının kalmadığını yemin etmeden inandırmaya, iddialarını kanıtlamak için tanık gösterdiği kişinin ölmüş olmasına hayıflanarak, “Yaşasaydı o da söyleyecekti…” diyerek bayram ziyareti için toplanmış herkesi darlamaya, bunaltmaya devam eder.

Hah işte onlar var ya; onlara göre bu dünyada her şey yaşanmış ve geçmiştir. Bugüne ve yarına artık önümüze çıkabilecek daha üstün zevk kalmamıştır. Hatta yaşanmaya değer bir şey kalmamıştır.

Bir de orta yaşın başucu sözü, değişmeyen teranesi durmadan tekrar edilir: Nerede o eski bayramlar!

Bunun gibi düşünüp konuşuyorsanız; orta yaşı geçmiş olmalısınız. Fiziksel gücünüz yerinde ve henüz 50’sini geçmediyseniz bile böyle düşünüyorsanız daha da kötü…

Bu mental yaşlanmadır ve çaresi de yoktur. Köy ve kasabadan bugünün büyük şehirlerine göç edenler iyi bilir. Bayramlar aynı zamanda kavuşma, uzun zamandan beri görüşülmeyenlerle kucaklaşma zamanıydı.

O sevinç bile yıllar sonra hafıza arşivimizin tek bayram sevinci olarak kalabilir.

Çünkü o insanlar köyünü, köyünde yaşayanları görmek için gelirdi.

Şimdi kentini, köyünü, kasabasını ve içindekileri görmek için değil, kendini göstermek için gelenlerin zamanını yaşıyoruz.

Bayramı, bayram gibi yaşamanın imkânı var mı?

İşte kişisel düzeyde alabileceğiniz önlemler...

BAYRAMI İÇSELLEŞTİRİN

Bir daha bayram yok gibi yaşayın.

Nasıl olsa yıllar yılı içinde hep mutluluk ve huzur vaat eden cümleler kurarak bayramları kutlamadınız mı?

Yıllarca bugünden daha iyisini istemediniz mi?

Niye o zaman bugün olanı beğenmeyip de geçmişteki bayramlara özlem…

Ya da bugünü atlayıp geleceğe umut bağlamak…

Çünkü geçmiş zamanla sorunumuz var.

Sevdiklerimizin eksilmesi, hayatımızdan çıkması… Kayıplarımızın içinde olmadığı zamanı kabullenmeme var.

Hayatın son anına kadar en sevdiğimiz aile bireylerinin içinde olmadığı bayramları, bayram olarak kabullenmemek çocuksu bir tavırdır.

Onların eksikliğinden duyulan boşluğu, birlikte yaşanan güzel anlarını unutmadan, iyi hatıraları konuşarak doldurmalıyız.

Bugün elimizde olanlara şükrederek, sevdiklerimize ve sevenlerimize değer vererek bayramı kutlayabiliriz.

Geçmişte yaşanan hüzünlü olayları değiştiremeyeceğimize göre, “olumlu geçmiş zaman perspektifi” geliştirerek daha az üzüntü duyabiliriz. Geleceğe daha umutlu bakabilmenin imkânını ele geçirmiş oluruz.

Bayramı içinizde ve içinizden gelerek yaşayın. İçselleştiremediğiniz bayram, bayram olamaz. Kimse size bayram coşkusu yaşatamaz.

Sevdiklerinizde tam olarak bulmayı umut ettiğiniz karşılığın geçici olduğunu fark ettiğinizde çok geç olabilir.

Elimizde tek şey var bugünün bayramın sevincini yaşamak için… Tek şey içimizden gelen sevinç.

İçinizde var mı?

Var mı içten gelen bayram coşkusu ya da yaşama sevinci…

İşte sizin bayramınız içinizde açtığınız yer kadardır.

Daha nice mutlu ve huzurlu bayramlar, sadece bayram mesajlarının cümlesi ve temennisi olmaktan öteye geçmeyecektir.

Bayram bayram yine hep aynı şeyleri mi konuşacağız?

Her bayramı ilk defa kutluyor gibi yaşamak, her bayramı son defa kutluyor gibi yaşamak… Harika bir fikir gibi geliyor değil mi? O halde bu bayramda deneyelim bakalım.

Kimsenin özel hayatımıza burnunu sokmasına izin vermeyelim. Sizi üzecek soru sorunlar akraba da olsa…

Aileye sonradan katılmış eniştelere, “Bi' dur enişte yahu, bayram bayram bunu mu konuşacağız!” deyin.

Meraklı yengelere, “Bayram bayram merak ettiğin bu mu yenge!” diye seslenin.

Amca, dayı, hala ve teyzelere, “Saygısızlık etmek istemem ama bayram bayram bayram bunları konuşmasak…” demekten çekinmeyin.

Kuzenler de vardır böyle sosyal statüsünü mukayese için sorar. Onlara da, “Kuzen biz çocukken birlikte oynadık. Sen hep hileyle kazanırdın, üzülme diye ses çıkarmazdım ama artık büyüdük. Vereceğim cevap seni üzebilir. Bayramda tadımız kaçmasın!”

Bayramınız kutlu olsun