Dünyada bazı ülkeler vardır ki ekonomik kalkınmalarını yalnızca sanayi, teknoloji ya da ihracatla değil; kültürel üretimle de gerçekleştirirler. Güney Kore bunun en çarpıcı örneklerinden biri. Ve bu başarının merkezinde, yalnızca bir müzik grubu değil; küresel bir kültürel fenomen olarak BTS yer alıyor.

Bugün BTS’i sadece bir “pop grubu” olarak tanımlamak, meseleyi fazlasıyla yüzeysel okumak olur. Çünkü BTS, Güney Kore’nin küresel marka değerine doğrudan katkı sağlayan bir “kültürel ihracat makinesi”.

Kültürün ekonomiyle ilişkisini hâlâ “dolaylı” bir mesele olarak görenler için çarpıcı bir örnek BTS. Çünkü BTS yalnızca bir müzik grubu değil; başlı başına bir ekonomik aktör.

Rakamlarla konuşalım.

Hyundai Araştırma Enstitüsü’ne göre BTS’in Güney Kore ekonomisine yıllık katkısı 4,5–5 milyar dolar bandında. Bu, ülke GSYH’sinin yaklaşık %0,3’üne denk geliyor . Öyle ki bu katkı, bazı büyük sanayi şirketlerinin yıllık ekonomik etkisine eşdeğer. Üstelik bu sadece müzik satışları değil. Bu rakamın içinde turizm, kozmetik, moda, dil eğitimi ve dijital içerik tüketimi de var. Yani BTS, tek başına çok katmanlı bir ekonomik ekosistem yaratıyor.

Örneğin BTS’in etkisiyle Güney Kore’ye yılda yaklaşık 790 bin turistin geldiği tahmin ediliyor . Başka bir ifadeyle ülkeye gelen her 13 turistten biri BTS için geliyor. Sadece bir konserin bile ekonomiye katkısı 1 milyar dolara yaklaşabiliyor. Bir dönem Bilkent Üniversitesinde konuk araştırmacı olarak da bulunan Güney Koreli akademisyen Ju H. Pyun tarafından yapılan çalışmada 2019 yılında BTS’nin Seul konserlerinin ekonomiye etkisi incelenmiş. O dönemki 3 konserin ekonomiye katkısı olası bir olimpiyat oyunlarından Türkiye’nin kazanacağı gelire eş olarak ifade ediliyor. Geçtiğimiz aylarda bu grubun üyelerinden biri canlı yayın açıyor ve taksicinin kendisine Noel hediyesi olarak Türk çikolatası verdiğini söylüyor. Elinde birkaç saniye görülen çikolataya rağbet öyle çok oluyor ki stoklar tükeniyor. Çikolata markası Türk medyasına da manşetlerde yer alıyor. Şirket başkanı gece yarısı telefonunun çaldığının ve onlarca konteyner sipariş aldığını duruma kendisinin de şaşırdığını söylüyor.

Daha geniş ölçekte bakarsak, BTS’in 10 yıllık toplam ekonomik etkisinin 50 milyar doların üzerinde. Bu, artık bir “sanatçı etkisi” değil; bir makro ekonomik güç demek. Güney Kore ekonomisine yıllık katkısı 4,5 milyar doları buluyor. Bu rakamlar 2025 yılından çıkardığı Arirang albümü ve dünya turnesini kapsamıyor.

BTS’nin ekonomik etkisi “BTSnomics” diye ayrı bir kavram yarattı. Arirang dünya turnesine ilişkin tahmini rakamlar dudak uçuklatıyor: Sadece BTS ARIRANG dünya turunun doğrudan gelirinin yaklaşık 1.8–2 milyar dolar olabileceği söyleniyor. Buna bilet, albüm ve resmi ürün satışları dahil. Çarpan etkisini de katarsan yani uçak bileti, otel, restoran, alışveriş, ulaşım gibi turizm harcamaları eklersen ekonomik katkının bazı tahminlere göre 40–70 milyar dolar seviyesine ulaşabileceği konuşuluyor. Bunu daha basit anlatırsak: BTS’in cebine ve şirketine giren para yaklaşık “2 milyar dolar” ölçeğinde olabilir. Ama BTS yüzünden dünyada dönen toplam ekonomik hareket bunun onlarca katı oluyor. Yani ekonomistler kabaca şunu söylüyor:“BTS 1 dolar kazanırken, çevresindeki ekonomi 20–30 dolar hareket ettirebiliyor.” Temmuz’daki Münih Konseri için oluşturulmuş bir Whatsapp grubundayım. Bine yakın kişi var grupta. Sadece Türkiye’den en az 2 bin kişi Temmuzdaki BTS konseri için Münih’te olacak. Yani Meksika Cumhurbaşkanı’nın Güney Kore Başkanına mektup yazıp BTS’nin Meksika’daki konser sayısını artırmasını istemesi boşuna değil.

Peki bu nasıl mümkün oldu?

Öncelikle BTS, sadece müzik üretmedi. Bir “anlatı” kurdu. Kimlik, gençlik, yalnızlık, başarı, baskı gibi evrensel temaları işleyerek dünyanın dört bir yanındaki gençlerle duygusal bir bağ kurdu. Bu bağ, klasik hayranlık ilişkisinin ötesine geçerek bir topluluk bilinci oluşturdu: ARMY.

ARMY dediğimiz yapı, sıradan bir fan kitlesi değil; organize, üretken ve son derece etkili bir dijital topluluktur. Sosyal medyada trend belirleyen, içerik üreten, çeviri yapan, bağış kampanyaları düzenleyen ve hatta siyasi/sosyal konularda kolektif tavır alabilen bir ağdan söz ediyoruz. Bu noktada fan kültürü, pasif tüketicilikten aktif üreticiliğe evrilmiş durumda. fan studies literatüründe sıkça vurgulanan bu dönüşüm, BTS örneğinde somut ve güçlü bir biçimde karşımıza çıkıyor.

Daha da önemlisi, BTS’in başarısı tesadüf değil; stratejik bir kültür politikası ürünüdür. Güney Kore devleti, eğlence sektörünü uzun yıllardır destekleyen, küresel pazarı hedefleyen ve dijital platformları etkin kullanan bir yaklaşım benimsedi. Yani BTS, yalnızca bireysel bir başarı hikâyesi değil; sistemli bir kültürel üretim modelinin sonucu.

Şimdi asıl soruya gelelim: Türkiye’nin bir BTS’i olabilir mi? Gelecek haftanın yazının başlığı ile bu yazıyı bitirirken herkese iyi bayramlar diliyorum.