Şehrül emin inancının yıkıldığı zamandayız…
Yaygın söylemiyle “şehri emin” yani “şehrin en güvenilir kişisi” demek.
Belediye başkanlarına böyle değerli ve ağır bir görev yüklenmiş.
Türk – İslam geleneği diyelim.
Osmanlı döneminde “şehremini” unvanı kamu binalarının inşasından sorumlulara verilirdi. Bugünkü belediye başkanlığı yetkisini taşıyan kişilere atfedilebilir.
Şehirlerin imarı, temizliği, suyu ve huzuru onlardan sorulurdu. Halkın güvenini kazanan bu kişiler, şehrin içindeki insanları ve varlıkları “emanet” olarak korurdu.
Dürüst, güvenilir kişi anlamına gelen “şehremini”nin bugünkü karşılığı belediye başkanlığı, bir kentin maddi ve manevi değerlerinin emanet edildiği makamdır.
Şimdi siz tahayyül edin. Ne kadar güveniyoruz?
Eskiden başkan sözcüğü tek başına “saygınlık” ifade ederdi. Son dönemde belediyelerde yolsuzluk, usulsüzlük ve nihayet özel hayatın iffetsizliği ortaya çıkınca derin bir “kuşku” sirayet etti.
Saygınlığın yerine kuşkunun ikame edilmesinde başkanlık makamının kötüye kullanılarak siyaset ahlâkının yerle bir edildiği inkâr edilemez.
Önce (eski) Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın “etkin pişmanlık” başvurusundan sonraki ifadeleri üzerine düşündüm. Sonra Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek ve ailesiyle ilgili gelişmeler…
İzmir’in Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek’in iki gözü iki çeşme ağlarken paylaştığı fotoğrafları ve isyanıyla ilgili ifadeleri görünce… Film koptu.
Zihinlerde belediye başkanlığının önüne kuşku, onun da başına CHP yerleşmeye başladı.
Zira iddialar o kadar sert, o kadar kabul edilemez boyutlara ulaştı ki; bazı suçlamalara kanıt aramaya gerek kalmadı.
Cezaevine giren belediye başkanı, etkin pişmanlıktan yararlanmak için başvurup başka suçları da anlatıyor. Aslında günahına başkasını da ortak etmek istiyor.
Partiyle ilişkisi gözden geçirilen başkan “Ben yandım, sizi de yakarım” tehdidiyle harekete geçiyor.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in de savunacak mecali kalmadı.
MUHTARLIKTAN KALSAYDIN YA!
Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek, elinden oyuncağı alınmış çocuk gibi ağlarken paylaştığı görüntülerinin kamuoyuna yansıması üzerine “belediyenin kurumsal yapısı bozulmaya çalışılıyor” diyor.
O ağlak başkandan bu düzenlenmiş cümleler çıkmaz. Belli ki çevresindeki danışmanlarından çıkan ifadeler.
Omzunu dayayıp ağladığın dostun olabilir. İnsanî bir durum, anladık. Bilgin ve rızan dışında yayımlanmış, onu da anladık.
Sonrasında “…ancak şunu özellikle vurgulamak isterim ki, belediye başkanlarının görevi bu tür magazinsel, ahlaksız ve bel altı tartışmaların parçası olmak değil; kentlerine hizmet etmektir.” diye açıklama nedir?
Açıklamanın devamı daha ilginç. “Dünkü muhtar İlkay ne ise bugünkü başkan İlkay da aynıdır.” diyor.
O zaman niye başkan oldun İlkay Çiçek? Muhtar olarak halkın sevgisine, teveccühüne mazhar olmuşsun, kalsaydın orada. Değişmemişsin…
Başkanlık; yeni bir kimlik, karakter, yeni bir sosyal statüdür. Başkanlık, insanlık tarihi boyunca meşhur ve meşru bir hizmet amacı; yetkinlik mücadelesinin şanı, şerefidir.
Gereksiz ve makamın amaçları dışındaki işlerin malzemesi olacaksan başkanlığa talip olmayacaksın.
Bu sözüm İlkay Çiçek için değil sadece…
YAKALANMASAN ÖDEYECEK MİYDİN?
Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın söylediklerini akılda tutmak imkânsız. O yüzden ana hatlarıyla hatırlayalım.
Ankara’daki ofis eşyaları, İzmir’deki oğlunun kullandığı evin eşyalarını Uşak’a getirmek için belediye araçlarını ve personelini kullandığını söyleyen Yalım, “Her iki olayda belediye araçları ve personellerin kullanılmasından dolayı oluşan kamu zararını gidermeyi isterim.” dedi.
Uşak Belediyesi adına kayıtlı 4 aracı eşi ve çocuklarının şahsi kullanımlarına verdiğini söyleyen Yalım, bunlardan doğan kamu zararını da ödemek istediğini ifade etti. Belediyenin ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in aracının İstanbul’da bir firmada VIP kullanıma belediye bütçesinden çevrildiğini anlattı. Pişman olduğunu ve zararı karşılayacağını söyledi.
Yalım’ın çenesi öyle açılıyor ki, Özgür Özel’e kendi siyasi ikbali için daha neler neler hediye ettiğini tek tek açıklıyor. Doğrudur, yanlıştır bilemiyoruz.
CHP’den ihraç edildi ya Yalım, artık tutana aşk olsun.
Özel’in şahsına milyon dolar paralar verdiğini de iddia etti.
Yalım, “özel hayatıyla başkanlığımı karıştırdım” diyerek pişmanlığını dile getirdi.
Peki Özkan Yalım, bu operasyonlar yapılmasaydı, “Ben halkın parasını çatır çatır harcadım.” diyecek miydin? Özür dileyip pişmanlık duygunu ifade edecek miydin?
Zerre pişmanlık duymadan aynı yolda devam edeceğine yemin edebilirim.
Siyaset ahlakı, iktidar, güç ve kamu kaynaklarının yönetimi süreçlerinde dürüstlük, adalet, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerine bağlı kalınmasını inceleyen bir disiplindir.
Şimdi tekrar etrafınıza bakın ve seçim atmosferinde yazılan “işimiz gücümüz hemşerilerimiz için çalışmak” başlıklı hikâyeden eser görüyor musunuz?
Sevgi ve sezgileriyle halkı kucaklayan, şehvet ile şefkat duygularını ayırt edebilen, kendi hakkı olanla kendisini seçenlerin haklarının eşit olduğunun farkında olan, oturduğu makamın geçici olduğunu idrak eden başkanlara;
mensup olduğu partiye ve savunduğu dünya görüşüne bakmadan saygımız sonsuzdur.
Edepsiz, terbiyesiz, karaktersiz, meziyetsiz, kişiliği bozuk, yalaka, eşkıya tipli, zarafetten yoksun, liyakatten nasipsiz, kaba saba davranan, yakınlarını koruyan (nepotizm), açgözlü, yalancı, çapsız, cahil, nankör, ukala, saygısız kişileri başkan olarak görmek istemiyoruz. Varsa bu ağır eleştiri sözlerinden bazılarına taşıyanlar da kendileri düşünsün.
Bugünlerin yarınları var.
Halk artık şehvet ile şefkati ayırıp adaletle davranabilen başkanlar istiyor.