Her yıl 23 Nisan geldiğinde Türkiye’de çocukların neşesi ön planda olur.

Ama bu yıl… Maraş’tan gelen haberler, bayramın neşesini gölgeledi.

Acı ve sevinç yan yana nasıl var olabilir? İşte tam da bu soru, bu yıl 23 Nisan’ın ruhunu belirliyor.

Hayatın Sert Sorusu: “Acı varken sevinmek doğru mu?”

Konu sadece sevinmek değil, yaşatmak. Hayat devam ettikçe hatırlamak, acıyı da hatırlamak ve hayata karşı olan umudumuzu canlı tutmak… Ve umut en çok karanlıkta parlar.

Elbette acı zamanı durdurmaz ama zaman acıyı kabullenmeyi kolaylaştırabilir.

Bir çocuğun bile gülmesi, başka bir çocuğa umut olur.

İşte bu yüzden 23 Nisan, bu sene daha bir farkındalıkla, doya doya yaşanmalı.

23 Nisan Atatürk’ün Naif Mirası

23 Nisan 1920’de TBMM, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Ankara’da açıldı.

O gün halkın iradesine dayalı bir devletin temeli atılmıştır.

Milletimizin geleceğine bırakılan en değerli miraslardan birisi…

23 Nisan 1924 yılında bayram olarak kutlanmaya karar verilmiş.

23 Nisan 1929’da Atatürk, bu günü çocuklara armağan etmiş.

Bu tarihten itibaren “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” olarak kutlanmaya başlanmış.

Bu bayram çocuklara emanet edilen özgürlük, umut ve sorumluluk simgesidir.

Pembe Bir Etek, Bir Sahne ve Çocukluğum

23 Nisan, sadece gülen çocukların bayramı değil, hayal kurmaya devam edenlerin de bayramıdır. Yani benim.. :)

İlkokul yıllarının ikinci yarısındaydım… 23 Nisan yaklaşırken okulda tatlı bir telaş başlardı. Ama benim için o yıl biraz daha farklıydı. Çünkü sahnede olacaktım.

Bir dans gösterisinin parçasıydım ve bu benim küçük dünyamda kocaman bir anlam taşıyordu. Günlerce süren provalar…evde tekrar edilen adımlar…

Öğretmenin “bir daha” diyen sesi… Hiç yorulmadan tekrar tekrar yapabilirdim.

Sanki yaklaşan o gün, sadece bir gösteri değil; benim için özel bir anın kapısıydı.

Ve sonra o kıyafet…

Pembe bir etek, pembe bir bluz… Kumaşını hâlâ hatırlıyorum. Elime ilk aldığımda içimde bir şey kıpırdamıştı. O artık sadece bir kostüm değildi. O an, beni bambaşka birine dönüştüren bir parçaydı. Aynanın karşısına geçtiğimde kendime baktım ve gülümsedim. Çünkü ben artık sadece bir öğrenci değildim.

Sanki bir filmin içindeydim. Renkli, pırıltısı olan bir şeyin içinde…

O gün sahneye çıktığımda kalabalığı hatırlıyorum. Müziği hatırlıyorum.

Sanki dünya biraz yavaşlamış, ben o anın tam ortasında parlıyormuşum gibi.

Herkesin beni fark etmesi önemli değildi. Ben kendimin farkındaydım.

Dans bitti. Alkışlar yükseldi. Ama benim içimde biten bir şey yoktu. Aksine, ilk kez bir şey başlamıştı. Kendimi ifade etmenin, görünür olmanın, o anın bir parçası olmanın verdiği o güzel his…

Belki o gün sadece küçük bir gösteriydi.

Ama benim için, çocukluğun en parlak sahnelerinden biriydi.

Ve o güne dönüp baktığımda anlıyorum: 23 Nisan sadece bir bayram değilmiş…

Bir çocuğun kendini keşfettiği, hayal kurmayı öğrendiği ve bir anlığına bile olsa “başka biri” olabildiği büyülü bir günmüş.

Yıllar geçti…

O pembe etekli, pembe bluzlu sahnede kendini çok rahat hisseden küçük kız büyüdü. Ama bazı duygular var ki büyümüyor. Sadece şekil değiştiriyor.

Geçmişle Bugünün El Ele Tutuşması

Şimdi 23 Nisan geldiğinde bu kez başka bir heyecan sarıyor içimi.

Çünkü artık o sahnenin karşısında değil, yanı başındayım. Kızımla birlikte…

Evde şarkılar açılıyor. Şan dersleri yapılıyor. Küçük adımlar, büyük bir ciddiyetle tekrar ediliyor. Bazen gülüyoruz, bazen “Bir daha yapalım.” diyoruz. Onun gözlerindeki o ışıltıyı gördükçe, yıllar önceki kendimi görüyorum.

Aynı heyecan, aynı saf mutluluk…

Kızımın sahneye çıkacağını bilmek, onu mutlu görmek benim içimi tarifsiz bir mutlulukla dolduruyor.

Çünkü bu sadece bir gösteri değil.. Bir çocuğun kendini ifade etmesi, özgürce parlaması…

Ve benim, o anın tanığı olmam.

Büyüyüp bir yetişkin olsam da içimde hâlâ o sahneye ilk çıkan küçük kız yaşıyor ve 23 Nisan geldiğinde de kendini gösteriyor.

Hatta bazen, onu kaybetmeye başladığımı hissedersem… Gidip bir çocuk kitabı açıyorum. Sayfaların arasından geçen o sade, o tertemiz duygular bana iyi geliyor. Bana kendimi hatırlatıyor. Çünkü çocuk olmak sadece bir yaş meselesi değil; bir kalp meselesi.

Ve ben biliyorum ki… 23 Nisan sadece çocukların değil.

İçindeki çocuğu yaşatabilen herkesin bayramı.

Ve bu, gerçekten paha biçilemez.

Peki siz içinizdeki çocuğa en son ne zaman merhaba dediniz?