Pardon siz kaç Hertz’ten titreşiyorsunuz?

  • Bilmiyorum 100’lerde olabilirim.
  • Yok bu bana yetmez. Frekansınız çok sık değişiyor mu?
  • Eh işte… ben öyle dikkat etmem, öylesine dalgadayım işte.
  • Aaa o zaman gölge etmeyin, sizin frekansınız çok düşük. Byeee…

Modern çağın en zarif “senden bana hayır yok” cümlesi olabilir mi?

Ama gelin bu cümleyi sadece romantik ilişkilerin bahanesi olarak görmeyelim.

Çünkü son yıllarda hayatımıza sıkça duyduğumuz bir kelime girdi: Frekans.

Frekans dediğimiz şey, saniyedeki titreşim sayısıdır.

Biraz bilim, biraz hayat…

Bir de dünyanın kalp atışı, yani ‘‘Schuman rezonansı’’ var.

Dünyanın iyonosferi ile yeryüzü arasında doğal olarak oluşan elektromanyetik dalgaların temel frekansı 7.83 Hz.’dir. İşte buna bilimde ‘’Dünyanın kalp atışı’’ deniyor.

Gözümüzün gördüğü renkler de çok yüksek frekanslı titreşimlerdir.

Duyguların da frekansı var. Gelin duygularımıza bir göz atalım.

Utanç duygusu en alçak frekans, 20 Hz.

Suçluluk duygusu sonra geliyor, 30 Hz.

Umutsuzluk-Depresyon 50 Hz.

Keder-Yas 75 Hz.

Korku 100 Hz.

Öfke-Nefret 150 Hz.

Gurur-Kibir 175 Hz.

Cesaret duygusuyla yükselmeye başlıyor frekans ve 200 Hz. oluyor.

Sevgi (tüm bedeni şifalandırma gücüne sahip) 500 Hz.

Neşe-Minnettarlık 540 Hz.

Barış-Huzur 600 Hz.

Aydınlanma (saf bilinç, ruhsal uyanış) 700 - 1000 Hz.

Bunları okuduktan sonra bol bol 200 Hz. ve üzeri duygulanın lütfen.

Düşünsenize, şu anda gündemde olan olaylar nedeniyle nefret ve öfke püskürtenler, kendi frekans ayarlarını sabote ediyorlar.

Ve bu frekans meselesi bulaşıcı…

Odağımızı nereye veriyorsak hayatımızın dümenini ona teslim etmiş oluyoruz.

Yani odağımız neyse biz ona dönüşüyoruz.

6 Şubat 2023…

Sanırım bu tarihteki depremde Türkiye’deki herkes genel olarak büyük bir travma yaşamıştır.

Birbirini hiç tanımayan insanlar aynı amaç için, depremzedeler için bir araya gelip dualar ediyor, meditasyonlar yapıyorduk.

Bu bizim için de şifalandırıcıydı.

İnsan konuşmadığı halde gürültülü bir zihne sahip olabilir.

Susmak, tepki vermemek insanı çok sakinleştiriyor, düşüncelerini kontrol altına alabiliyorsun.

Kontrolsüz zihnine teslim etmiyorsun kendini.

Normalde konuşmasak bile zihnimiz durmadan yayın yapıyor zaten.

İyi ya da kötü, herkes devamlı bir frekans yayıyor.

Yani dinlediğin müzik aslında bir frekans kokteylidir.

Spotify senin playlist’in değil, resmen titreşim menün.

Şaka bir yana…

Müzik, şarkı sözleri, sesin tınısı gerçekten de insan psikolojisini etkiliyor.

Ama işin ilginç tarafı ne biliyor musunuz?

Sessizlik en güçlü frekans.

Evet, sessizlik.

Ama psikolojik, felsefi ve nörolojik olarak sessizlik en güçlüsü!

2013 yılında 2 saat sessizliğin beyni yeniden yapılandırdığını kanıtladılar.

Stresi en hızlı düşüren ilaç olduğunu ve algıyı, odaklanmayı zirveye çıkardığını gördüler.

En derin deneyimler çoğu zaman sesin içinde değil, sesin yokluğunda ortaya çıkar.

Bir şarkıyı unutulmaz yapan sadece nota değildir. Notalar arasındaki boşluktur.

Müziğin en etkili anı, sesin sustuğu değil; sessizliğin konuşmaya başladığı andır.

İşte o an… Zihin durur, duygu yoğunlaşır, söylenenin yankısı büyür.

Çünkü zihin konuşurken düşünceleri duyarız, sustuğunda ise kendimizi…

Sus be artık insanoğlu demek istiyorum…

Dünyanın bir “Es verme günü”, yani konuşma orucu olsa fena mı olurdu?

Bir günlüğüne en azından herkes konuşmayı bıraksa…

Siz ağzınızı açmasanız bile düşünceleriniz de titreşiyor.

Bu yüzden maruz kaldığımız her şey, bakışlar dahi bizi etkiliyor.

Bazen tek bir cümle gününüzü değiştirir.

Bazen bir insanla yaptığınız beş dakikalık sohbet bütün enerjinizi yükseltir.

Demek ki mesele sadece ne düşündüğünüz değil. Neye maruz kaldığınız da önemli.

Bu dünyada çoğu insan aynı gerçeklikte yaşamıyor.

Herkes kendi zannına göre yaşıyor.

Bu yüzden mesele “doğru insanı bulmak” değil; kendi ayarında birini bulmaktır.

Çünkü yanlış frekanstaysan en güzel şarkı bile gürültü gelir.

Doğru frekanstaysan en sıradan an bile müziğe dönüşür.

Yıllardır bu konular üzerine düşünüyorum. Olumlamalar yapıyorum. Bazen çocuk kitapları okuyorum…

İçimdeki çocukla bağlantıyı kaybetmemek için, onun saflığını hissetmek için.

Sonuçta hayat bir radyo istasyonuna benziyorsa, biz sadece dinleyici değiliz. Aynı zamanda vericiyiz.

Her sabah dünyaya bir sinyal gönderiyoruz: “Ben bugün böyleyim.”

Bu yüzden asıl soru hangi frekansta olduğun değil…

Asıl soru şu: Bilerek mi yayındasın… Yoksa sadece parazit misin?