25 Aralık Perşembe akşamı saat 20.30’da Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde sahnelenecek olan “Sokrates’in Savunması” sadece bir tiyatro oyunu değil, biraz da kendimizle baş başa kalma daveti gibi duruyor.

Sokrates… Üzerinden yüzyıllar geçmesine rağmen adı hâlâ rahatsız edici. Çünkü o, düzeni sorguladı. Çünkü bildiğini sananlara, aslında ne kadar az bildiklerini hatırlattı, itaat etmenin erdem sayıldığı bir dünyada düşünmenin bedelini göze aldı. Atina sokaklarında gençlerle konuşan bu adam, mahkeme salonunda da aynı tutarlılıkla konuştu. Savunmasını yaparken kendini kurtarmaya çalışmadı; düşünceyi savundu, sorgulamayı savundu, hakikatin konforlu yalanlardan daha kıymetli olduğunu savundu.

“Sokrates’in Savunması” sahneye taşınırken ister istemez bugüne de bakıyoruz. Günümüzde Sokrates yaşasaydı ne olurdu? Sosyal medyada mı yargılanırdı, mahkeme salonlarında mı? Yoksa kalabalıkların gürültüsü arasında sesi kaybolur muydu? Oyun bu sorulara hazır cevaplar sunmuyor. Seyircinin zihninde yankılanan sorularla yetiniyor; cevapları seyirciye bırakıyor. Zaten Sokrates’in yöntemi de tam olarak buydu. Tiyatro da tam bu noktada gücünü gösteriyor. Eğlendirmekle yetinmediğinde, izleyiciyi rahatından ettiğinde, sahneden taşan sorular gündelik hayatın içine sızdığında… Eve dönerken zihnimiz hâlâ oyunla meşgulse, cevaplar kafamızda dönüp duruyorsa, tiyatro amacına ulaşmış demektir. “Sokrates’in Savunması”, sahne karardıktan sonra bile düşünmeye devam ettiren, sessiz ama kalıcı bir etki bırakmayı hedefliyor.