Gazetecilik insana tuhaf bir alışkanlık kazandırıyor. Yıllar boyunca nice ölüm haberini yazıyorsunuz; her biri bir sütuna, birkaç fotoğrafa, birkaç satıra sığıyor. Kültür sanat sayfalarında ise iş değişiyor. Orada mesele bir yaşam öyküsünü özetlemek olmuyor. Kalemi elinize aldığınız anda bir dönemin ruhu da yanınızda oturuyor. Ahmet Telli'nin ardından yazmaya çalışırken o ruhu hissettim. Çünkü onun adı şiir kitaplarının kapağına yazılmış bir imzadan ibaret olmadı. Yetmişli yıllardan bugüne uzanan geniş bir zaman diliminde memleketin edebiyat iklimine yön veren seslerden biri olarak okundu. Gençler onu keşfetti, yıllar geçti, o gençler çocuklarına aynı kitapları uzattı. Okur kendisini kandıran yazarı çabuk unutur; samimiyetini esirgemeyen kalemi ise kolay kolay bırakmaz. Ahmet Telli'nin şiirinde gösteriş yoktu. Okuyanı küçümseyen bir dil de yoktu. Cümleleri hayatın içinden yürüyordu. Belki aynı nedenle onu dinleyen herkes önce insanı hatırladı.

Ben de onu önce insan olarak tanıyanlardanım. Takvim 2013 yazını gösteriyordu. Didim'de düzenlenen bir etkinliğin davetlisi olarak oradaydı. Sohbet etme imkânı bulmuştum. Edebiyat konuşurken konu sinemaya uğradı, sinemadan memlekete geçti, oradan yeniden kitaplara döndü. O gün dikkatimi çeken ayrıntı, konuşurken kurduğu cümlelerden çok dinleme biçimiydi. Sözünü kesmeyen, karşısındakine gerçekten kulak veren, üstelik bunu doğal bulan bir tavrı vardı. Şöhret insanın omzuna görünmez bir ağırlık yükler. Onda öyle bir yük görmedim. Masadan kalkarken çantamda imzalı bir kitaptan daha değerli bir anı taşıdığımı hissettim. Aradan geçen yıllar içinde pek çok yazarla, yönetmenle, oyuncuyla yollarım kesişti. Hafızamın en sakin köşesinde duran buluşmalardan biri hep o Didim akşamı oldu. Sanırım bunun nedeni, şiir üzerine konuşurken bile hayatın kendisini konuşuyor oluşuydu.

Şimdi kültür sanat sayfaları onun ardından dosyalar hazırlayacak, dostları anılarını anlatacak, eleştirmenler kitaplarını yeniden değerlendirecek. Bunların hepsi gerekli. Yine de Ahmet Telli'nin gerçek adresi gazete arşivleri olmayacak. Bir öğrencinin çantasında taşınan eski bir kitapta, yıllardır aynı rafta bekleyen yıpranmış bir baskıda, altı kurşun kalemle çizilmiş dizelerde yaşayacak. Edebiyatın en güzel tarafı da burada saklı. İnsanın ömrü sona eriyor, cümlelerin yolculuğu sürüyor. Didim'de vedalaşırken bunun son karşılaşmamız olacağını bilmiyordum. İnsan zaten böyle ayrılıyor birbirinden; sıradan bir günün içinde yeniden görüşeceğine inanarak. O yaz gününden geriye şimdi sıcak bir sohbet, içten bir gülümseme ve şiire ömrünü adamış zarif bir insanın hatırası kaldı. Kültür hayatımız büyük bir şairini uğurladı. Okurlar ise kitaplarının kapağını her açışında onun sesini yeniden duyacak. Yazımı da, Ahmet Telli'nin şiirine bir selam vererek noktalamak isterdim ama o dizeler zaten bu ülkenin edebiyat belleğinde yerini çoktan aldı; gerisini her okur kendi içinden tamamlayacaktır.