Bazı yemekler ardında bir dönemi, bir coğrafyayı, bir ailenin geçmişini ya da bir toplumun değişimini taşır. Bir mutfağı anlamak, çoğu zaman o mutfağın doğduğu toprağı, o toprağın insanlarını, alışkanlıklarını ve tarih boyunca geçirdiği dönüşümü anlamaktır. Bu nedenle gastronomi, günümüzde yemek yapma pratiğinin çok daha ötesinde değerlendirilen kültürel bir alan. İçinde antropolojiden tarihe, sanattan ekonomiye, çevre bilincinden toplumsal hafızaya kadar uzanan geniş bir düşünce dünyasını barındırıyor.
Sinema da benzer bir biçimde insan hikâyelerini zamanın içinde saklayan en güçlü sanat dallarından biri. Kamera kimi zaman büyük olayların peşinden gider, kimi zaman ise küçük görünen gündelik anların içinde derin anlamlar bulur. Bir sofranın etrafında toplanan insanlar, paylaşılan bir yemek, kuşaktan kuşağa aktarılan bir tarif ya da kaybolmaya yüz tutan bir mutfak geleneği sinemada çoğu zaman karakterlerin anlatamadığı duyguların taşıyıcısı olur. Yemek sahneleri, iyi kullanıldığında dekoratif bir unsur olmanın ötesine geçerek karakterlerin kimliğini, aidiyetini ve dünyayla kurduğu ilişkiyi gösterir.
Sinema tarihinde de mutfak ve sofra her zaman özel bir yere sahip oldu. Çünkü yemek, insanın en temel ihtiyacından doğmasına rağmen en güçlü kültürel sembollerden biri haline geldi. Bir ülkenin mutfağı, o ülkenin tarih boyunca yaşadığı göçleri, karşılaşmaları ve değişimleri içinde taşır. Bir tabakta kimi zaman yüzlerce yıllık bir gelenek, kimi zaman farklı kültürlerin birbirine dokunduğu ortak bir geçmiş bulunur. Bu yüzden gastronomiyi anlatan filmler aslında yemeğin kendisinden çok insanı, zamanı ve toplumu anlatır.
Bu noktadan hareket eden Uluslararası Gastronomi Film Festivali, 6-7 Haziran tarihlerinde Çeşme Altın Yunus Otel’de sinemayı ve mutfak kültürünü aynı düşünce alanında buluşturuyor. Festival; film gösterimleri, yönetmen söyleşileri, paneller, belgeseller ve kısa film seçkileriyle gastronomiye farklı bir pencereden bakmaya davet ediyor. İki gün boyunca gerçekleşecek etkinliklerde yemek kültürü; sanat, ekoloji, şehir hafızası ve sinema dili üzerinden ele alınacak.

Festivalin 6 Haziran Cumartesi günü gerçekleşecek programı, sinema ve mutfak arasındaki yaratıcı ilişkiye odaklanan başlıklarla başlayacak. “Sevgilim Sinema, Sevgilim Mutfak” buluşması, iki farklı disiplin gibi görünen ancak insan hikâyelerinde sürekli yan yana gelen bu alanların ortak noktalarını gündeme taşıyacak. Gün içinde düzenlenecek oturumlarda gastronominin küresel ölçekteki etkisi, sanatla ilişkisi ve değişen dünya içindeki konumu konuşulacak.
Festivalin dikkat çeken başlıklarından biri olan “Filmlerle Bu Dünyayı Nasıl Yaşamalıyız? Sinema, Sofra ve Zihin Ekoloji” oturumu ise günümüzün önemli meselelerinden birine odaklanıyor. Bugün gastronomi artık sadece lezzet üzerinden konuşulan bir alan değil; üretim biçimleri, doğayla ilişki, sürdürülebilirlik ve tüketim alışkanlıklarıyla birlikte değerlendiriliyor. Sinema da bu tartışmaları görünür kılan güçlü anlatım araçlarından biri olarak öne çıkıyor. Prof. Dr. Serdar Öztürk, Ümit Ünal ve Marlow Murat Karatütük’ün katılacağı oturum, sinemanın ekolojik düşünceyle kurduğu ilişkiyi değerlendirecek.
Aynı gün gerçekleşecek “Kurguda Yemek” söyleşisi ise sinemada mutfak ve sofra kullanımının perde arkasına bakacak. Çünkü bir filmde yemeğin nerede, nasıl ve hangi atmosfer içinde gösterildiği yönetmenin anlatmak istediği dünyayla doğrudan bağlantılıdır. Bazen sessiz bir yemek sahnesi, uzun diyaloglardan daha fazla şey anlatabilir. Bir karakterin hazırladığı yemek, yemek yeme biçimi ya da sofradaki konumu bile hikâyenin önemli parçalarından biri haline gelebilir.
Festival programında yer alan “Gastronomi Diploması: Şehirler Kendini Dünyaya Nasıl Anlatır?” başlığı da mutfağın kent kimliğiyle ilişkisini gündeme getiriyor. Günümüzde şehirler sadece mimarileriyle ya da tarihi yapılarıyla değil, mutfak kültürleriyle de dünyada kendilerine yer açıyor. Bir kentin yemek hafızası, o kentin geçmişini ve yaşam biçimini anlatan önemli kültürel değerlerden biri olarak kabul ediliyor.
İlk gün boyunca kısa film yarışması finalist gösterimleri, belgesel seçkileri ve yönetmen buluşmaları da festival izleyicisiyle buluşacak. Gün, Uluslararası Gastronomi Film Festivali Kısa Film Yarışması Ödül Töreni ile tamamlanacak.

7 Haziran Pazar günü devam edecek festival programı ise gastronominin kimlik, kültürler arası etkileşim ve belgesel anlatımla ilişkisini merkeze alıyor. “Mutfakta Kimlik Değişimi: İstanbul’daki İtalyan, Roma’daki Türk ve Sinematografik Gastronomi” başlıklı söyleşi, mutfakların sınırları aşan yapısını ele alacak. Çünkü yemek kültürü hiçbir zaman durağan değildir; insanlar yer değiştirdikçe tarifler, alışkanlıklar ve tatlar da yeni hikâyeler kazanır.
Aynı gün “Belgesel, Tanıklık ve Zihinsel Ekoloji”, “Bilim, Gastronomi ve Ekoloji”, “Kamera Kadrajında Lezzet Keşfi” gibi oturumlarla gastronomiye farklı disiplinlerden bakılacak. Festival kapsamında gösterilecek kısa filmler ve yönetmen söyleşileri, yemeğin sinemada nasıl bir anlatı aracına dönüştüğünü izleyiciyle paylaşacak.
Uluslararası Gastronomi Film Festivali, Çeşme’de iki gün boyunca sinemayı mutfağın, mutfağı da kültürün içinde yeniden okumaya alan açıyor. Çünkü bir yemeğin ardındaki hikâyeyi anlamak, çoğu zaman insanın kendisini, yaşadığı yeri ve geçmişle kurduğu bağı anlamasına da yardımcı oluyor. Sinema perdesinde görünen bir sofra, bazen bir toplumun hafızasına açılan en hakiki sahnelerden biri olabiliyor.