Türk edebiyatının önemli isimlerinden Necip Fazıl Kısakürek’e atfedilen şu sözü duymuşsunuzdur:

“Yola çıktıklarını, yolda bulduklarına değişirsen hem yolunu kaybedersin, hem dostunu."

Zorlukları göğüslerken ideallerini paylaştığın sadık dostlara vefalı olmayı yücelten bir sözdür. Aynı zamanda sonradan hayatına girenlere yer açmak için sadık dostları feda etmenin değerlerini hem de dostlarını kaybedeceğine dair terkipli bir uyarıdır.

Konuyla bağlantısını kolayca kurabileceğiniz örnekleri Türk siyasi hayatında görebilirsiniz.

CHP’nin karpuz gibi ortadan çatlayıp şimdi de ayrıldığı bir siyasi hareketlenmeye tanık oluyoruz.

Amacım siyasi otorite gibi akıl satmak, fikir beyan etmek değil; 40 yıllık gazetecilik mesleğinin kazandırdığı gözlem gücü ve açık seçik beyan edebilme becerimi kullanmak.

Şu an tarihi tekerrür ettirme çabası içinde olanları görebiliyorum.

Peki, onlar göremiyor mu? Vallahi göremiyor. Bu içinde bulundukları heyecanla ve hezeyanla güçlü bir sele kapılmışlar gibi. En yakınlarında tutundukları şeyi doğru, gerçek ve kurtuluş sanıyor.

Yaşı 40’tan küçük olanların tanık olmadığı, 90’ları yetişkin olarak yaşayanlara da hatırlatmak isterim.

Özgür Özel, “Yeni Parti” kurdu ya… Kaderi benzer mi bilemeyiz ama Türk siyasi tarihinde 1993’te ilk kez Yusuf Bozkurt Özal kurmuştu Yeni Parti’yi…

Siyasi yolda mesafe alamadı, bitti.

Bir örnek daha… 1994’te ünlü işadamı Cem Boyner çıktı siyaset sahnesine. Yeni Demokrasi Hareketi (YDH) adını verdiği liberal, demokratik, serbest piyasa ve açık toplum ilkelerine dayanan partisinin iktidar olacağına o kadar inanmıştı ki…

Sadece kendisi değil; bir kitleye de inandırdı. DYP Lideri Tansu Çiller’in koalisyon hükümetleriyle yürüttüğü ekonomi programları vatandaşa zor zamanlar yaşatıyordu. Boyner’in vaatleri ülkede umut aşısı gibi görüntü verdi. Cem Boyner de coştukça coştu, bol keseden vaatlere başladı. Sonuç mu?

Boyner’in siyasi harekete ve hamlesinin karşılığı 1995 genel seçimlerinde yüzde 0.48 oy oranında kaldı.

Halktan kopuk söylemler, İstanbul merkezli bir siyasi hareket olması, seçkinci tavrı, radikal ifadeler gibi başarısızlığa neden olan ayrıntılara girmeden kadroya bakmak gerekir.

LİDER KADAR EKİP DE ÖNEMLİ

Türk siyaset sahnesinde Cem Boyner gerçekten yeni bir profildi. Kent soylu dinamik yapısıyla lider karizması vardı. 90’ların popüler isimleri sayılabilecek medya, akademi ve iş dünyasından kişilerin ağırlıktaydı. Hareket içinde siyasi tecrübesi yüksek profilli isim yoktu. En yetkini de Kemal Anadol sayılabilir. Diğer isimler gazeteci Asaf Savaş Akat, gazeteci Cengiz Çandar, yazar Etyen Mahçupyan, akademisyen Mehmet Altan, iş insanı Can Paker, siyasetçi Kemal Anadol.

Şimdi Özgür Özel liderliğindeki Yeni Parti’nin kurucu kadrosuna bakalım: Gökhan Günaydın, Özgür Karabat, Ali Mahir Başarır, Veli Ağbaba, Murat Emir, Deniz Yücel, Bülent Tezcan, Sezgin Tanrıkulu, Mustafa Sarıgül, Mahmut Tanal, Suat Özçağdaş, Gökçe Gökçen, Gamze Taşçıer, Burhanettin Bulut, Turan Taşkın Özer.

İzmir ve Aydın’dan kurucu kadroda yer alan Egelilerden çok Doğu ve Güneydoğu Anadolu milletvekilleri dikkat çekiyor. Her ne kadar Aydın Milletvekili olsa da Samsun doğumlu Bülent Tezcan dışında Karadenizli kökenli temsilci görünmüyor.

Siyasi partilerdeki 90’lı yıllardan bu yana yaşanan hızlı değişim ve hareketlenme içinde en güçlü hareket CHP’de yaşananlar diyebiliriz. Parti içinde bu kadar keskin çatışmalar olmamıştı. Ağır ithamlarla kopanların ya da koparılanların da mücadeleye katıldığı aynı parti içindeki hesaplaşma sonucunda yeni parti kurmaya evrildi.

Geçmişte yeni kurulan partilerin halkın nezdindeki pozisyonuna dikkat çekti. Şimdi CHP’den kopanların, koptukları yerden çoğalacaklar mı yoksa tükenişe doğru bir yol ayrımına mı geldiler?

Köklü bir partiyle bütün bağları koparan Özgür Özel ve yol arkadaşları, öfkeyle kalktılar, geride kalanlara ağır sözlerle saldırdı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, her zamanki “sağduyu” tavrını yine yerinde gösterdi.

Bu durumda 90’lı yıllardaki heyecanlarla kurulup ilk seçimde hayal kırıklığıyla yıkılan hatta sonlanan siyasi hareketler akla geliyor. Yakın siyasi tarihin bize gösterdiklerine “Geçmişte kalan yanlış bir hikâye” diye bakılacaksa ne yazık ki gerçeklere noksan bakış açısıdır.

Şimdi bir de hukuk sistemi içinde alınacak kararlar da söz konusu. Yeni parti kuranların çoğunluğu yargıyla yüz yüze kalmak, hesap vermek gibi bir durumda. Zira siyasi hareketlerin yürümesi maddi destek de isteyecektir. Ancak hukuki yapısı hazine yardımı almaya uygun değil. Bazı isimlerin iş dünyasıyla ve yerel yönetimlerin maddi kaynaklarını kullanmakla ilgili şaibelere karışması işi daha çıkmaza sokabilir.

CHP’den kopup yeni siyasi maceraya atılan milletvekilleri, sosyal medyadan aldıkları teşvikle Cumhuriyet'le yaşıt partilerine ağır sözlerle saldırıyor. Ancak bir gün o yuvaya sığınmak zorunda kaldığında attığı köprülerden dönebilme imkânı kalmayacak.

Baştaki söze dönecek olursak; “Yola çıktıklarını, yolda bulduklarına değişirsen; hem yolunu kaybedersin, hem dostunu."

Bir kez daha okuyup terk ettiğiniz sadece bir ev değil, arkadaşlarınız da düşman değil.

Ülkeye siyaset aracılığıyla yararlı hizmetler etmek, vatandaşın daha iyi bir yaşam sürmesine imkân sağlamak gibi amaçları olanlara bir hatırlatma…

Halk siyasi ikbaliniz için kişisel kavgalarınızı seyretmekten yoruldu.

Sahi siz kavga etmekten hiç yorulmaz mısınız?

Çatışmak tek amacınızsa; yolunuz açık olmasın.

Sonuç bellidir.