Hemen baştan söylemek gerekirse; Kur’an’da 61 gün ceza diye bir oruç yoktur. Ceza ve mükafatta orantılılık esasına göre 1’e 1’dir. Mazeretin varsa icazeti de vardır. İslam dini insanı taşıyamayacağı yükün altına sokmaz. Bakara suresi 286. ayette Alllah, “Lâ yukellifullahu nefsen illâ vus’ahâ.” der.

Allah kimseye gücünün yeteceğinden fazla bir şey teklif etmez.

Dinî olanla geleneksel olanı ayırmak neredeyse dindarlıkla din dışılık gibi bir sonuç doğuruyor. Açıkça beyan eden kişiyle geleneksel inançlarla yetişmiş insanın arasını açıyor, âdeta yol ayrımına getiriyor.

Hayatını gelenekleri din olarak yaşayarak geçiren biri, “Nereden çıkardın şimdi bunu?” diyebilir. Açıklayacağım. Kur’an-ı Kerim’i okuyup anlayan biri olarak… Türkiye’de en yüksek akademik din eğitimi veren ilahiyat fakültesinden lisans diploması sahibi biri olarak…

İletişim alanındaki paralel kariyerimi birleştirip “din iletişimi” üzerindeki çalışmalarımda gördüğüm temel sorun; dindarlığın sübjektif bir algıyla şekillendirilince iletişim alanında sorunlara yol açtığı bir gerçek.

Günün her anını din konuşarak geçirenlerin “insanî” olan değerlere mesafe koyduğu ciddi iletişim sorunları yaşadığı en açık gözlemlerimden biridir. Öteki âlemi, ölümden sonraki hayatı önceleyip bu dünyanın “imtihan yeri” fikrini sadece söylemlerinde kullananların açmazıdır bu nokta…

Oysa o imtihana inananlar gerçekten bu dünyada dini olanla geleneksel olanı ayırıp insani ve vicdani sorumluluklarını yerinen getiremezse; sonucu bellidir. Zira sınava girmemiştir, kopya çekilmeyecek bir hayatı yaşıyoruz. Ya da tekrarlanamaz, kopya verilemez bir hayat gerçeği içindeyiz.

Kutsal bilinen kaynağı belirsiz değerleri din diye benimsemek, dinin hakiki kaynağı Kur’an’dan uzaklaşmaya zemin hazırlıyor. O hâlde bugün yüzyıllardır atalarımızın getirdiği yaşam standartlarının tamamını dinin içine dâhil edersek hayat çekilmez hâle gelebilir. Zira geleneklerin pek çoğu yaşandığı dönemin ihtiyaçlarından ortaya çıkar. Yeni yaşam koşulları içine taşınacak iyi ve olumlu gelenekleri bir yana koyup korumak gerekir. Ancak ilerlemeyi engelleyen, insana zarar veren, iletişimi kusurlu hâle getiren gelenekler dinî inanç sistemi içine girdiyse işte bir en büyük tehdit!

SİZ BU HURAFEALERDEN HANGİSİNE İNANIRSINIZ?

Din, yapısı gereği kesinlik ve insandan davranış talep eder. Kur’an’ın özünde ve öngörüsünde insana bıraktığı özgürlük alanlarını bilmeyenler için hayat tam bir kâbus ve kaosa dönebilir. Hurafelerle hayatını zehir eden sözde hocalar yüzünden karanlık bir dünyaya mahkûm olanlar, Allah’ın lütuflarından da mahrum bir hayata rıza göstermiş olur.

Allah, aklı kullanmayı kutsal bir görev olarak insana verir. Hz. Muhammed’e vahiy geldiğindeki sosyal ortamı, coğrafi ihtiyaçları, tarihsel gerçekleri göz ardı edersek ağır bir bedel ödemek zorunda kalabiliriz.

Her ramazanda gündeme gelen konulara bakalım. “Orucu yiyene 61 gün ceza” diye bir şey yok. Kur’an kaynaklarında gösterilemez.

İstanbul’dan çok sevdiğim arkadaşımla konuşuyorum, “iftara kaç saat var?” diye sordu. Kıymetlimdir, üşenmedim hesapladım, “An itibariyla 6 saat 34 dakika.” cevabıma “Ooo daha çok yaa!” karşılığını verdi.

Haklı, hem de çok! Bakın coğrafi koşullara göre 11 saat ile 18 saate kadar oruç süresi var. Bazı bölgelerdeki Müslümanları 11 saatte terbiye eden oruç, başka bir coğrafyadaki insana 18 saati nasıl teklif eder?

Ağır bir yük değil mi?

Kur’an, “Siyah iplik beyaz iplikten ayrılıncaya kadar yiyin, için…” der. Zifiri karanlıkta oruca başlamak uygun değil. Aile ve mahalle baskısı altında ilkokul çağlarında oruca başlamış çocuklarız. O kör karanlıkta geceyi yırtarcasına top atılır ve ağzımızdaki son lokmayı geri çıkardığımızı hatırlıyorum. Bütün gün aklımda kalır; bir an önce akşam olması için dua ederdim. Oysa dini doğru bilen ve öğretenler olsaydı; en az yarım saat daha yenip içilebileceğini bilir daha huzurlu olurduk. Ayrılık çıkarma diyenlere değil sözüm; onlar devam etsin.

Kadının regl olmasını oruca engel görenlere “Cinsiyet ayrımı yapma.” demiyoruz. Zira Kur’an’da böyle bir uygulama yoktur. Kadın ister daha sonra 1’e 1 ödemek için kaza edebilir, isterse tutar. Kendi bedenindeki dayanma gücüne göre tercihini yapabilir.

Abdest de tek başına dini bir ibadet değildir. Bu yüzden tırnağa oje sürmek, ruj ve krem sürmek de orucu etkilemez. Ayrıca abdeste mani değildir.

ŞATAFATLI SOFRALARA SAKIN İTİBAR ETMEYİN!

Sakız çiğnemek orucu bozar mı?” diye 1400 yıldır çözülemeyen basit, anlamsız ve akılsızca konulara girmek istemem.

Görgüsüzce gözler önüne serilen iftar sofralarının oruca faydası olmadığını söylemeliyiz. Varlıklı insanların kurduğu şatafatlı sofralara sadece zenginleri davet edip gösteriş yapması da dinin özüne aykırıdır.

Oruç, bedeni ve ruhani iki boyutu olan ibadettir. Maddi boyutu geride tutarak mana boyutunu öne çıkarmayı gerektiren oruçlu kişilerin, kendini doğru yöneterek ruhunu beslemesi gerekir.

Haram yemek, yetimi ezmek, yoksulu görmezden gelmek, fakiri gözetmemek, başkasının hakkına girmek, zayıfı ezmek, henüz reşit olmamış çocuklara şefkat yerine şehvet beslemek… Daha aklınıza gelecek pek çok kötü ve yasak duygu, düşünce ve eylemin yerine erdemin tezahürü için bir fırsattır ramazan…

Konunun özü: İbadetlerimizi başkasının görmesi için değil; yüce yaratıcının rızası için yapmak dinin talebidir. Oruç dindarlık projelerimizi sunacağımız bir araç değildir. Yani dindarlığımızı Allah’a, insanlığımızı insanlara göstermek varlık sebebi ve borcumuzdur.

Mübarek ramazanınızı tebrik ederim.