İzmir’de “Agora” deyince çoğumuzun zihninde yürüyen merdivenler, vitrin ışıkları, kahve kokusu beliriveriyor. Birine “Agora’ya gidelim.” dediğinizde, buluşma noktası neredeyse otomatik olarak alışveriş merkezi oluyor. Oysa aynı kelime, Kemeraltı’nın hemen arkasında, yüzyılların sesini hâlâ taşıyan bambaşka bir yere açılıyor. İlginç olan şu; kendi şehrimizin kültür hazinelerine çoğu zaman uzaktan bakıyoruz. Onları en iyi bilenler ise bavuluyla gelenler yurt içinden, yurt dışından meraklı gezginler. Bizler ise yanından geçip gittiğimiz hikâyeleri fark etmeden yaşıyoruz.
İşte bu yazıyı tam da bu yüzden yazmak istedim. Çünkü İzmir’in kalbinde, modern hayatın gürültüsüne inat ayakta duran bir Agora var ve pek çoğumuz onu hiç görmedik.

Kemeraltı’nın hareketli sokaklarından birkaç adım uzaklaşınca, tarihi bir yere gidebiliyoruz. Smyrna Agorası, antik kentin ticaret, buluşma ve yönetim merkezi olarak kurulmuş. Roma döneminde, büyük bir depremden sonra İmparator Marcus Aurelius’un desteğiyle yeniden ayağa kaldırılmış. Bugün gördüğümüz görkemli kemerler, geniş avlular ve sütunlu galeriler o yeniden doğuşun izlerini taşıyor.
Agoranın ortasında geniş bir meydan yer alıyor. Etrafında stoalar uzanıyor yani üstü kapalı, sütunlu yürüyüş yolları. Bir zamanlar burada tüccarlar dolaşıyor, filozoflar konuşuyor, kent halkı günlük hayatın nabzını tutuyordu. Bazilika yapısı ise adeta açık hava arşivi gibi. Duvarlarında kazınmış yazılar, küçük çizimler var. Aşk ilanları, sitemler, günlük notlar… İki bin yıl öncesinden bugüne uzanan çok tanıdık duygular…

Bir de su meselesi var. Agora, su kanalları ve drenaj sistemiyle hayranlık uyandırıyor. Yağmurun nasıl toplandığını, fazla suyun nasıl uzaklaştırıldığını görünce antik mühendisliğe saygı duymamak elde olmuyor. Bu detaylar, kentin ne kadar planlı ve özenli kurulduğunu gösteriyor.
Agoranın yeri de ayrı bir hikâye. Kadifekale’nin eteklerinde, Kemeraltı’nın hemen yanı başında. Yani alışveriş torbalarıyla dolaşırken, birkaç sokak ötede antik bir meydan bizi bekliyor. Tarih burada camekân arkasında durmuyor; açık havada, gökyüzünün altında nefes alıyor gibi.
Bu yazıyı okuduktan sonra belki gitmek istersiniz. Kemeraltı’nda bir kahve molasından sonra tabelaları takip edin ve Smyrna Agorası’na girin. Taşlara dokunun, kemerlerin altından geçin, duvarlardaki izlere bakın. Belki o zaman “Agora” kelimesi sizin için de yalnızca bir alışveriş durağını çağrıştırmaz. İzmir’in hafızasına açılan bir kapı olur ve o kapı, İzmir’i sadece yaşanan bir şehir değil, biriktirilen bir tarih kılar.