Ülke gündeminde siyaset, adalet, ekonomi, emeklilerin bitmeyen çilesi, gelir dengesizliği, sosyal sınıfların çatışması öne çıkarken “nereden çıktı bu nezaket, zarafet konuları” eleştirilerini göze alarak yazıyorum. Okudukça hak vereceksiniz, eminim.
Nezaket, her insanın taşıması gereken özellik. Çoğunlukla insan fıtratına uygun olan nezaketin noksanlığı nobranlık, kabalıktır…
Toplumun içine girip çıkanların ilk sıradaki şikâyeti ortak. “Herkes öfkeli, nezaket kuralına kimse uymuyor” gibi aşırı genellemeleri yapanlar haklıdır. Nazik birini gördüğümüzdeki tepki daha olağan dışı hale geliyor. Çünkü şaşırıyoruz.
Çok kıymetli bir arkadaşımla sosyal medyada ortak eleştirdiğimiz bazı kişiler var. Sadece hayatın olağan akışında değil; insanın doğal davranışına aykırı, samimiyetsiz, fikirsiz, usulsüz, boş işlerle uğraşıp toplumsal hayata ayar vermeye çalışan “kültür fukaralarını” bulduk mu dibine kadar eleştiriyoruz. Haklıyız!
Eleştiri hakkı, eleştirilen konuda yaptıklarınız ve yapmadıklarınızla ilgilidir.
Toplumsal düzensizlik, insanlığın uzun tarihi boyunca şikâyet konusu olmuş, olmaya devam etmektedir.
Çünkü her nesil kendi kültürünü yeniden kuruyor, toplum yeniden şekilleniyor. Yoksa bu dert yanılan sorunlar derinleşirse toplum kaosa sürüklenir.
İyi haber; bir yerden sonra toparlanacağız. Kimimiz görecek, kimimiz göremeyecek ama dünya bugünlerden daha iyi hale gelecek, güvenin!
İyi örneklerin övülüp ödüllendirilerek yaygınlaştırılması, kötülerin cezalandırılıp toplumsal düzenin dışında bırakılmasıyla mümkün olabilir. Toplumsal dışlanmışlık, kötülükle beslenen bireyleri utandırdığı zaman düzeleceğiz, iyileşeceğiz.
Bir nevi insanlığı utanç kurtaracak, utanç!
NEZAKET, NOBRANLIĞI YENECEK
Dikkatinizi çekiyordur, sosyal medyada birinin ak dediğine diğeri kara diyor. Bu zıtlık o kadar arttı ki, sağlık ve eğitim konularına kadar indi. Kendilerine “uzman” diyen sertifikalı cahiller sürüsü, gerçek bilim insanlarını gölgede bırakacak kadar azgınlaştı.
Yeni nesil gençleri aşağılayan, işe yaramaz gösterip ancak din ve ahlak sosuyla insan yapmaya çalışan cübbeli-şalvarlı tayfasından, dinsizliği modern dünya görüşü diye sunan müptezeller arasında kalan bir toplumda elbette sancılar ortaya çıkar.
Söze, “umursamaz, bencil, aciz ve kendi dünyaları içine hapsolmuş işe yaramaz bir nesille karşı karşıyayız” diye giren bu kişileri hayatınızdan çıkarın. O çocuklar, bu dünyayı hazır buldular. Tam da bu eleştirileri yapanların farkında olmadan kurduğu bozuk düzenin çocukları onlar. Suçları bu dünyaya gelmiş olmalarıysa hatalarını telafi ederken bırakalım gerçek uzmanlar yardım etsin.
Halk dilinde kusurlu söylenen birkaç sözün doğru telaffuzunu öğrenince kendini diksiyon hocası sanan, restoranda mantosunu sandalye üzerine rastgele bırakanı görünce görgü kuralı öğretecek yetkinlikte bulanlar bu topluma bir şey veremez. Nezaket kurallarını biliyorsanız herkese ders vermeyi değil, nazik davranmayı seçin.
DEMEK Kİ ROL YAPMIYORMUŞ
Türk televizyon dizilerini takip edenler Ezel’i bilir. Merhum Tuncel Kurtiz’i "Dayı" karakteriyle kült hale getiren dizi… Usta oyunca Kurtiz’in gençliğini oynayan Ufuk Bayraktar’la ilgili 2-3 yıldır olumsuz haberler çıkıyor.
İstanbul Beyoğlu’nda bir işletme sahibinden koruma adı altında para istediği, reddedilince de, “seni buralarda barındırmayacağım, görürsün” diye tehdit ettiği öne sürüldü. Sonra da yumrukladığı anlar güvenlik kameralarında görülen oyuncuya 11 yıl 3 aya kadar hapis talep edildi. Bayraktar, 14 Ocak 2026’da İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak. Geçmişte karıştığı silahlı bir olaydan dolayı cezaevine girip çıkan Ufuk Bayraktar’ın birkaç filmini izledim. Başarılı bir karakter oyuncusu…
Özellikle “kötü adam”ı oynamaktaki başarısının kaynağı, genç yaşına rağmen gerçek hayatına sığdırdığı olaylara bakınca daha net anlaşılıyor.
Oyunculuk dünyasında “rolden çıkamamak” diye bir tabir vardır. Keşke iyi rolden çıkmasaydın, keşke!
NEZAKETE ÖZVÜLER DİZEN OYUNCU
Hepiniz bilirsiniz, Altan Erkekli Türk tiyatro ve sinema dünyasının başarılı oyuncusu, seslendirme sanatçısı… Dün bir röportajını izliyorum. Protez ameliyatı olduğu için Beşiktaş’ta dikkatlice yürürken başına gelenleri şöyle anlatıyor:
“Beşiktaş’ta yağış sonrası kaldırımda yapraklara basıp kaymamak için dikkatli yürüyorum. Siyah bir minibüs geçti yanımdan. Sonra durdu, geri geldi, şoförü camı açıp, ‘beyefendi su mu sıçrattım’ diye sordu. Yürüme şeklimden su sıçratıp beni rahatsız ettiğini düşünmüş, ‘dikiz aynasından yürüyüş şeklinizi görünce rahatsızlık verdiğimi düşündüm’ dedi. Durumumu anlatınca, ‘sizi bu şekilde bırakamam. Lütfen gideceğiniz yere kadar sizi bırakmama izin verin’ diye devam etti. Israra dayanamadım ve minibüs içinde ne iş yaptığımı sordu. Tiyatrocu olduğunu ve adımı söyledim. Tanımadı, ‘affedin televizyon izlemiyorum, tanıyamadım’ dedi. Bir iş adamının özel şoförlüğünü yapıyormuş. 30 yıldır İstanbul trafiğinde hiç kimseyle tartışmamış. Çünkü patronu ona, ‘herkese saygılı, nezaketli ve anlayışlı davran, asla sorun yaşamazsın’ diye ilk gün tembih etmiş. Bu arkadaş da asla bu kuralı çiğnememiş.”
İşte Altan Erkekli’nin 70 yıllık bir ömür içinde hayatının en etkileyici olaylarından biri diye anlattığı bu olay belki de 70’li yıllarda sıradan bir davranıştı. Bugün yüksek takdir ve övgüye layık görülmesi; nezaketten mahrum, nobranlığa maruz bir hayatın içinde yaşamış olmamızdan kaynaklanıyor.
Son olarak; sanatçılar kötü rolü, iyinin değerini mukayeseli üstünlükle göstermekten başka amaçla kullanmazsa sanat toplumun yarasına merhem olur.
Mafya dizilerini örnek alarak hayata atılan pek çok genç, gençliğini yaşamadan ya toprağa ya cezaevine gitti.
Çünkü sanat, toplumun şekillenmesinde en güçlü araçtır.