Hatay’da 23 yaşındaki Barış Özbay, bir haftada en çok okunan insan haberiydi. Ajansın “telefon bağımlısı genç 3 yıldır evden çıkmıyor” diye verdiği haber medyaya da bu haliyle yansıdı.

Aslı hâlâ net değil. Barış’ın bütün yaşam eylemi yemek, içmek, uyumak, tuvalete gitmekten ibaret. Bir de telefonla oynamak!

Haber dijital bağımlılıkla ilişkilendirildi. Kişisel sorunlarına yönelik bir çıkarım yapılmadı. Dışarıdan bakarak da teşhis konulamaz. Ancak psikoloji bilimi, yüzyıllardır insan davranışlarıyla ilgili ulaştığı sonuca bakarak bu gencin sorunlarının kaynağına inilebilir.

Yoğun anlamsızlık, hedefsizlik, isteksizlik ve derin mutsuzluk yaşayan Barış Özbay’ın olumsuzluklar sarmalı içinden çıkmak istememesi de derinlerde bir sorunu olduğunun işaretidir.

Görünür fiziki sorunlara odaklanıp berbere götürüp saçını kestirmek, hamama götürüp banyo yaptırmak, evini temizlemek çare değil. Zira kendisi de “hayatımda bir şey değişmeyecek. Bundan sonra da tembel gibi evde takılacağımı düşünüyorum” dedi.

Hatta hayatı sorguluyor, “hayat inişli çıkışlı diyorlar, ben böyle bir hayatı istemiyorum” diyor. Uzun tırnaklar, tuhaf bakışlar, pasaklı ve kirli görüntüsüyle Hintli yaşam stili gurularına benzeyen Barış’ın bu sıradan sözlerine bile ilk kez söyleniyormuş gibi özel anlam yüklendi.

Barış’ın böyle görülmesini biz istiyoruz sanki. Bizim istediğimiz gibi olsun istiyoruz… Oysa o gencin içinde yaşattıklarının anlaşılması için günler, aylar süren bir terapiye ihtiyacı var.

Tek derdi telefon bağımlılığı değil. Onu hayattan koparan, içinde sakladıkları, itiraf edemedikleri, gösteremedikleri nedir?

Sonunda hepsine sırt çevirip evine kapanan bir Barış var. Aslında hepimizin içinde bir Barış yaşıyor. Türkiye’nin bir haftadır konuştuğu bu genç hepimizin ruh halini temsil ediyor.

Toplumun bozulan dokularından hasar almamak için evden çıkmak istemeyen biri olabilir hepimizin içinde…

“ATEŞ OLDUM, YANIP TUTUŞTUM”

Nietzsche’nin adını hepiniz duymuşsunuzdur. Yerleşik düşünce kalıplarına sığmayan Alman düşünür / filolog Friedrich Wilhelm Nietzsche, yaşadığı dönemdeki klasik disiplinlere sokulamadı. Barış’ın birey olarak ilgisi yok da, sonuç itibariyle insan davranışına getirilen tanıma dikkat çekmek için örnek verdim.

Nietzsche, bir gece kalemi eline aldı ve “ateş oldum” diye başladı ve şöyle yazdı: “Yanıp tutuştum kendi düşüncelerimden. Niye bu katılık, bu güvensizlik, bu nefret? Derisini değiştirmeyen yılan, kafasını değiştirmeyen insan ölmeye mahkûmdur. Sadece bir aptal sürekli taşlara takılır ya da insanlara katılır. Bazı sırlar vardır, yalnız dostlara anlatılacak. Bazı sırlar vardır, dostlara bile anlatılmayacak. Bazı sırlar vardır, kendimize bile açıklanmayacak. Neyse; doğrular ve yanlışlar yoktur, sadece yorumlar vardır. Beni anlamıyorlar! Ben bu kulaklara göre ağız değilim.”

İnsanın kendini dünyanın geri kalanında yaşayan tüm insanlardan ayrı yerde görmesinin ifadesi budur. Öznel algıyla kendini farklı bir yere koyması, yaşanan hayatı kendi iç değerlerine göre algılamasının ifadesidir.

İçsel yaşamını diğer kişilerin dış dünyasına tercih etme halini karakterize eden bir Barış’tan yola çıkarak bu konuya girdik. İçe dönük kişiler, dış dünyadan ziyade kendi iç düşüncelerine ve fikirlerine odaklanarak kendini rahat hisseder.

Bunun bir adı ötesine psikiyatr bilimi şizofreni diyor.

BİR NESİL KURYELİK YAPIYOR

Trainspotting filminden bir replik: “Lanet olsun! Bütün bir nesil ya benzin pompalıyor ya kasiyer oluyor veya kuryelik yapıyor.

İngiliz sömürgeciliğinin yarattığı toplumsal çöküşün içinden yükselen bir gencin sesi...

Bireysel ve toplumsal değişimin yasaları değişmiyor. Sadece koşullar değişiyor. MÖ 8. yüzyıl ile MS 3. Yüzyıl arasında Avrupa’nın doğusunda yaşamış göçebe halktan oluşan İskitler de benzer sorunlar yaşamıştır. Sürekli hayvan peşinden koşmak istemeyen gençler, “artık biz de metal işleriyle uğraşmak istiyoruz” diye isyan edip bu alanda istihdama yönelmiş olabilir.

Kendi tercihleri değil de hayatın getirdiği zorunluluklara teslim olarak bir hayat yaşamak elbette genç dimağlarda daha keskin travmalara yol açabilir.

Her toplumda farklı sebeplere bağlı olarak ortaya çıkan sorunlar vardır. Toplumsal refah büyüse de bu sorunlar ortadan kalkmaz. Bu sorunlarla baş etmenin yollarını üreten kişisel gelişimci zümresi, ruh tamircileri ve son dönemlerde kişisel yaşam stili koçları yüzünden toplumsal düzen de iflas ediyor.

Her türlü sorunu başkalarının siyasal tercihleri, iktidar erki, yaşam koşulları ve kişisel talihsizliğe bağlayarak hayatını karartanların aksine bunları bilip yaşam gerçeğiyle yüzleşebilme cesaretinden yoksun kalmak en büyük yıkımdır.

Hayat bize pek çok sorun çıkaracak. Aynı hayat bu sorunların içinden fırsatlar da sunacak. Barış kardeşimiz inişli çıkışlı bir hayatı reddederken sağlıklı düşünceden yoksun olduğu için bunu söylüyor. Eğer hayatın bize sunduğu olumlu şeyleri görmezden gelirsek çukurlarında boğulmak kaçınılmazdır.

Sorunları görmek zor değil. İşte gerçek bu…

Hepimizin ekonomik sorunu var başta. Göçlerin sosyal intizamı bozması, çarpık kentleşmenin temel ihtiyaçlara erişimi zorlaştırması, kirlilik, altyapı, ulaşım, sağlık ve eğitim sorunları… İşsizliğin her türlüsü; teknolojik işsizlik, yapısal işsizlik, mevsimlik işsizlik, konjonktürel işsizsizlik, gizli işsizlik, ârızı işsizlik… Yoksulluğun ve yoksunluğun her türlüsü…

Daha da sayarak olumsuzluklara odaklanmamak için sorunları kişiselleştirip içimizde bir Barış yetiştirmek mi yoksa hayatın hakikatini kavrayıp direnmek mi?

Kadere teslim olmak mı tercihe geçiş yaparak hayatı değiştirmek mi?

Tercih sizin!