Mısır’ın Şarm El-Şeyh kentinde 8 Ekim 2025’te tarihi bir gün yaşandı. Tam 2 yıldır İsrail’in Filistin’e yönelik soykırımın durdurulabildiği gündü geçen Çarşamba...

ABD, Türkiye, Mısır ve Katar arabulucu olarak İsrail ve Hamas’ı buluşturdu. Ateşkes antlaşması imzalandı.

İlk satırdan itibaren “olanları biliyoruz” deyip geçmeyin.

Sürpriz olmasa da ortamlarda kullanabileceğiniz, gerçeğe dayanan bilgiler vereceğim.

Gazeteci, okurun bakmadığı yere bakmalı ve farklı bir şey varsa yazmalı değil mi?

Öncelikle, Filistin’e yardım için farklı ülkelerden yola çıkan Sumud Küresel Özgürlük Filosu’nun bugüne kadar devletlerin başaramadığı büyük bir sivil hareket olduğunu belirtmem gerekir.

Türk kafilede yer alan milletvekilleri ve “sessiz çoğunluğu” yürekten kutluyorum. Samimiyet ve ciddiyetleriyle saygıyı hak ediyor…

Diğer yanda sosyal medyada tanınmış bazı kişilerin magazin atmosferi içinde hikâye anlatmalarına da aynı ölçüde tepki gösteriyorum.

Bundan sonra da hayal ürünü “Allah tarafından…” diye araya kutsal tanık da sokarak mucizeler yaşadıklarını köpürterek anlatanlar salonlarda yıllarca bu palavraları tekrar tekrar konuşacaktır.

Hatta bunlar o kafilede yer almasaydı, Filistin’de ateşkes yapılmayacaktı fikrini bile ileri sürebilir.

Amaç neydi?

Filistin ablukasını kırmak, açlıktan ölen halka gıda ve ilaç ulaştırmak için halkın önderliğinde insanı yardım koridoru kurmak…

Bu amaca tam olarak hizmet eden Türk aktivistleri içtenlikle kutluyoruz.

Kişisel şan şöhret peşinde olanları izleyin bakın, bu anlattıklarımdan fazlasını yapacaklarını göreceksiniz.

Hatta maddi kazanca dönüştürdüklerini de… Bazı kurumlar “Filistin aslanları abimiz, ablamız…” diye salonlara topladıkları insanlara bunların palavralarını dinlettirecek. Üstüne de maddi kazanç sağlayacaklar.

Aktivist ya da sosyal eylemci böyle olmaz!

Farkı anlamak için 45 ülkeden 50 civarında gemiyle gelen aktivistlerin ciddiyet ve bilinçli konuşmalarıyla bizim eyyamcıları karşılaştırın. Yabancı eylemciler, mukayeseli üstünlükleriyle saygı uyandırıyorlar.

Konuya nokta koyalım. Bu konuda çok sevdiğim arkadaşımla da sözleştik, “tamam” dedi. Olumsuz kişiler ve olaylar hakkında konuşmak, yaygınlaştırmak zaten sevimsiz olan ortamda insanı daha da gergin hale getiriyor.

ABD’NİN YENİ SAVAŞ ALANI YARATMASI GEREKİYOR

Amerika Birleşik Devletleri’nin kadim stratejisi, sıcak savaşları okyanus ötesinde tutmaktır. İsrail saldırdı, ABD arkasında kale gibi durdu.

İsrail – Filistin arasında ateşkes antlaşmasının ardından Amerika, kadim devlet politikasını bir başka kıtada sürdürmek zorunda. ABD bu konuda sıkıntı çekmiyor. Zaten hazırda bekleyen Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki ekonomik gerginliği tırmandıran ABD Başkanı Donald Trump, yüzde 100 gümrük vergisi getirdi.

Çin, ileri teknoloji üretimi için kritik önem taşıyan “nadir toprak elementleri” ve diğer malzemelerin ihracatına hükûmet onayı getirdi. “Çin düşmanca davranıyor” diyen Trump’ın yüzde 100 ek gümrük vergisi getirmesi de buna misilleme…

Çin, nadir toprak elementleri silahını çekerken, ABD yüzde 100 ek gümrük vergisiyle karşılık veriyor. Kim haklı çıkar? Bunun zaman gösterecek. Ancak şu bir gerçek; ekonomisi güçlü ülkeler her zaman kazanır.

Uluslararası Petrol Ajansı Başkanı Fatih Birol, nadir toprak elementlerinin 1970’lerde petrolün sahip olduğu önemi taşıdığını vurguluyor.

Elektrikli otomobiller, jet uçaklar, drone, çip ve yapay zekâya kadar her türlü teknolojik ürün bu mineraller sayesinde ortaya çıkıyor. Çin bu konuda tartışmasız olağanüstü avantajı elinde tutuyor.

İsrail’in 2 yıldır Filistin’e saldırılarıyla süren savaşına her türlü desteği vermekten yorulan ABD, artık ekonomik savaşın eşiğinde…

Çin hükûmetinin onayı olmadan yabancı şirketler, kritik öneme sahip nadir toprak elementlerini içeren ürün temin edemeyecek. Bundan en çok ABD etkilenecek. Zira ileri teknolojide kullanılan bu elementlerin yüzde 90’ını Çin üretiyor.

Ekonomik gücünüz varsa bütün savaşlarda hem masaya eliniz güçlü oturursunuz hem de sahada düşmana aman vermezsiniz.

Türkiye, gelinen son noktada devlet gücüyle ve bölgedeki ağırlığıyla ateşkes antlaşmasında önemli rol oynadı.

İstihbarat, güvenlik, askeri güç ve otoritesiyle görüşmelerde ağırlığını hissettirdi.

Demek ki, uluslararası ilişkiler hamasetle yürümüyor.