Amacım tarihi bilgi vermek değil. İsrail ile Filistin arasında 7 Ekim 2025’ten bu yana 2 yılda yaşananları zihnimize yaklaştırıp nasıl bir dünyada bulunduğumuzu hatırlamak ve hatırlatmaktır.

Konu can sıkıcı ama sorumluluğumuzu idrak için yazmak ve paylaşmak zorundayım.

Ayrıca bir tarafı suçlayıp bir tarafın mağduriyetine hamaset edebiyatı yapmak da değil amacım.

Yaşanan bazı olay, olgu ve durumlara isim bulunamaz. İnsanın sözcük üretme kapasitesinin yetmeyeceği bir durum İsrail’in bulunduğu coğrafyada yaşattıkları… İsrail’in 2 yılda Filistin’de yaptıkları II. Dünya Savaşı’nda Nazi Almanyasındaki Yahudi soykırımının tarihi acısını Müslüman toplumdan çıkarma çabası gibi…

Hatırlatalım, Yahudi karşıtlığı olarak bilinen Holokost’un sonucu 6 milyon erkek, kadın ve çocuk katledildi. Almanya’da Yahudilere duyulan nefret ve önyargı Avrupa genelinde de yaygındı. Holokost sırasında Naziler, müttefikleri ve işbirlikçileriyle birlikte Yahudileri farklı yöntemlerle öldürdü. Hatta bu şiddet eylemlerinin dışında Yahudilerin barınma, yiyecek, sağlık ve diğer ihtiyaçlarına erişimini engelleyerek de acının boyutlarını insanlık dışına taşıdı.

İsrail ile Filistin arasındaki son fiili çatışma 7 Ekim 2023’te başladı. Bu zaman içinde İsrail’in gösterdiği orantısız güç kullanımıyla bilindiği kadarıyla 65 bin insan öldü. 2 milyona yakın Gazzeli ve 500 bin İsrailli yerinden yurdundan edildi.

Amacım tarihi bilgi vermek değil; tarihe olabildiğince objektif ve insancıl bir not düşmek…

Gazze-İsrail çatışmasının kökleri taa 1948’e dayanır. Evlerinden sürülen 700 binden fazla Filistinlinin 200 bininin Gazze Şeridi’ne iltica etmesiyle çatışmaların yerel temeli atıldı. İsrail’de yönetimler değişti, insanların adı unutuldu ama Filistinlilere saldırma hedefi şaşmadı.

Nihayet son Hamas – İsrail çatışmasında öldürülen Filistinlilerin sayısı, tarih boyunca yapılan tüm savaşlarda ölenlerin toplamından fazla…

Öldürülenlerin yüzde 70 çocuk ve kadın. Holokost’tan farkı ne? Tarihe düşmanlık tohumları ekmekten başka…

Bu çağda bu durum yüzyılın utancı, yüz karası…

Başta belirttiğim yaşananlara isim bulmadaki sıkıntı savaş adı altında yapılanlar; soykırım, sürgün, işkence, korku, şiddet… Ne derseniz deyin hepsi insanlık dışı.

YÜZ YILIN UTANCI SONA ERSİN

Dünyada olup bitenleri en kolay anlatmanın yolu bazen sanattan geçer. Yahudi soykırımını sinema aracılığıyla en keskin biçimde anlatan filmlerden biri Quentin Tarantino’nun yönettiği 2009 yapımı filmi “Soysuzlar Çetesi”dir.

Filmi izlemeyenlerin seyir zevkini kaçırmamak için spoiler vermek istemem ama konu öyle uygun ki, özet geçeyim.

SS-Standarterführer (albay) Hans Landa, Fransız mandıra çiftçisi Perrier LaPadite’in evine gider, bölgede en son haber alınamayan Yahudi Dreyfus ailesinin nerede olduğunu sorgular. Landa, Drayfusları döşeme tahtaların altında sakladığından kuşku duyarak LaPadite’e olağanüstü psikolojik baskı uygular. LaPadite, Almanların savaşın geri kalanında ailesini rahat bırakması karşılığında Albay Landa’nın kuşkusunu çaresizce, gönülsüzce onaylar. Landa, SS askerlerine ateş ederek Dreyfus ailesine döşemenin altını mezar etmelerini emreder. Tüm aile ölür, sadece aile üyesi genç kız Shosanna koşarak kaçar.

Macera başka mecrada devam ederken 1944’de Birinci Özel Hizmet Gücü’nden Teğmen Aldo Raine (Brad Pitt) Alman askerlerini öldürüp kafa derilerini toplayarak onları korkutmak için komando birimi oluşturur. Soysuzlar Çetesi adını verdiği bu birime Yahudi Amerikan askerlerini toplayan Teğmen Raine, sinemanın büyülü yolculuğunda izleyenlerin yüreğine su serpen intikamlar alarak finale ilerler. Tabii ki başka SS askerlerinden tek kurtulan Yahudi Dreyfus ailesinin genç kızı Shosanna ile bir sinema salonunda karşılaşma vardır. Orada nihai kader yaşanacaktır. Ateşli bir intikamla sona erer.

Soysuzlar Çetesi, İtalyan asıllı yönetmen Enzo Girolami Castellari’nin 1978 yılın yapımı filmi Quel Maledetto Treno Blindato’dan ilham alınarak yapılmış bir filmdir.

Bu film örneğini niye verdim? Çünkü dünyada pek çok olay dönüp dolaşıp birbirine benzer biçimde tarih sayfalarına kaydediliyor. Filmler bazen hayatın yol göstericisi olabilir. Öncesi yaşananlar, yaşanacakların habercisi olabilir. Bir “Soysuzlar Çetesi” filmi daha çekilmesi, Müslüman Filistinlilerin Yahudiler’den hesap sorması ihtimalinin sonucu olabilir.

Kimse böyle bir filmi izlemek istemez. Çünkü gerçeği yeterince dünyanın canını yaktı.