New York, Amerikan rüyasının doğduğu şehir. 20 milyon nüfusuyla bazı ülkelerden daha büyük olan New York’un yeni belediye başkanı seçilen Zohran Mamdani, bir anda dünyada güçlü bir siyasi lider figürü olarak tezahür etti. Tabii ki yanındaki zarif, gizemli, siyah giysili kadın…
Başlıktaki “çalışmış bir proje” derken “komplo teorisi” değil, gerçek anlamda hazırlık yapılmış anlamını kast ettim.
Yoksa bir anda ortaya çıkıp, kitleyi tesadüfen avucunun içine alan toy bir genç değil Mamdani… Ardında emek, ter, göz yaşı vardır, eminim.
Zira konuşması, giyim stili, beden dili… Her şey tasarlanmış, arkasında güçlü bir senaryo olduğu gerçek. Ancak sahneye uygulama biçimi tamamen hak edilmiş bir başarı!
Henüz 34 yaşında olmasına rağmen “kurt politikacılar” arasında bile takdir gören Mamdani’yi kahraman edasıyla gözümüze sokan şey nedir?
Kimi çevreler “Z kuşağı” ile nesillere atıfta bulunuyor, kimi yetiştiği sosyokültürel dayanıklılığa…
Bu konuya açıklama getirelim.
Sosyal, kültürel, ekonomik farklılıkları açıklamak için “kuşak çatışması” ifadesinin kullanılması yaygındır.
İletişim dünyasında geniş bir yer tutan kuşak kavramı, farklı coğrafyalarda değişik anlam içerebilir.
Sınıfsal ayrımları yaparken dünyadaki tüm insanların aynı sosyal ve kültürel kaynaklardan beslendiğini düşünmek yanlış sonuca götürür.
Oysa “kuşakların sınıflandırılması” toplumların durumunu anlamak ve anlamlandırmak için yapılır.
Bizde de ne yazık ki Amerika’daki gibi insan sınıflandırılması aynen kabul ediliyor.
II. Dünya Savaşı sonrası doğanlar, “Baby Boomers” olarak adlandırılıyor. Savaş sonrası doğanlar “Millienials” diye… 1980 ve 1990’larda doğanları kapsıyor.
Türkiye’de yaş gruplarından söz ederken “X, Y, Z kuşağı” tabirleri ne büyük talihsizlik!
Amerika’da ilk dijital teknolojileri kullanan yerliler “Z kuşağı” diye adlandırılmış. Zira teknolojiyle tanışan ABD’liler yüzde 75’lik dilimde yer alıyordu. Bizde ise aynı dönemde bu oran ancak yüzde 3.8 civarındaydı.
Bize ait olmayan kuşak adlarını kullanmak toplumsal değerlendirmelerde hata olur. Aynı dönemde sağ görüşlülerle sol görüşlülerin çatışıp ihtillalleri yaşamış bizim insanlarımızı teknolojinin yenilikleriyle erken dönemde tanışanları mukayese edemeyiz.
Bizim Y kuşağımız yok, ihtilal çocuklarımız var. Z kuşağımız da ihtilal çocuklarının çocukları ya da torunları…
Şimdi Mamdani’ye gelelim. Bizim ihtilal çocuklarının mantığıyla Amerikan rüyasıyla yetişmiş Z kuşağı sınıfındaki gencin durumunu açıklamak isabetli olamaz.
Mamdani’nin 28 yaşındaki eşi Rama Duwaji’ye bakalım. Mahcup ve zarif bir edayla bir anda dünyanın gözü önüne çıkan bu genç kadın da ikonik bir görüntü verdi.
Bu ikiliyi nerede görseniz dönüp bakarsınız. Yazarımız Zehra Selimoğlu’nun “İçsel bir projeksiyon” yazısını okursanız insanın, ötekinin görüntüsüyle ilgili tarihsel / morfolojik / psikolojik algısını daha iyi anlayacaksınız.
TUTKULU VE TUTARLI
Balkon konuşmasını siyasetle, retorikle ilgilenenler ezberledi.
Siyaset iletişiminde geçerli bir yöntemdir; savunduğun fikre tutkuyla inanmak! Mamdani’nin bedenini sinmiş bir inanmışlık göze çarpıyor.
Şimdi bu genç adamı dünya siyasetinde yeni bir lider profili olarak gözümüze sokan söz ve davranışını iletişim açısından değerlendirelim.
“Hanedanlığı yıktık!” basit ama ikna edici, herkes tarafından algılanabilir görselleştirme…
Güneş alegorisine ne demeli!
“Belki bu akşam şehrimizin üzerine güneş battı” diyor Mamdani ve ekliyor: Eugene Debs’in dediği gibi, ‘İnsanlık için daha iyi bir günün şafağını görebiliyorum.’
Debs kimdir? diye araştırırken sayfalarca makale okumuşum. ABD’de gelmiş geçmiş en ünlü sosyalist…
Referansını bu ikonik sosyalist Deps’in ünlü sözünden alıyor, işçi sınıfından örnekler verirken kullandığı metaforlarla konuşmasını zirveye çıkarıyor.
Gelelim ses tonuna; Hind aksanının kattığı tatlılıkla konuştuğu İngilizce sözcük vurguları, iniş çıkışları, dikkat çekecek ünlemleri ve işaret ettiği konuları görselleştirmesi olağanüstü…
Beden dilini profesyonellikle kullanıyor. Belli ki, bu dikkat çekecek düzeye gelinceye dek çalışılmış. Elini kolunu nasıl kullanacağı, nasıl yürüyeceği, eşinin elini nasıl tutacağı… Hatta birbirine kaçamak, flörtöz bakışlarla uyumlu, sevginin bir arada tuttuğu çift izlenimi vermesi gerçekten harika.
“Biz” diliyle birlik, “siz” diliyle kitleye dahil olma hissini tetikliyor. Meslek gruplarına ve göçmen dillerine atıflarda bulunarak kitleyi coşturuyor.
Rekabet duygusunu tetikleyen sözler de var. Misal, dünyada büyük güç olarak nitelendirilen Başkan Trump’a, “beni dinlediğini biliyorum, televizyonun sesini aç!” diye seslenmesindeki cüretkâr ton!
Kapsayıcı, kucaklayıcı, etkileyici, dinamik bir siyasi figür olarak dünya bu kuşağın yeni liderini tanıdı.