İzmir’in kent sembolü tarihi saat kulesi, Celâl Karatüre’ye de sahne oldu.

Yeni dinî şarkısını da icra etti burada…

O yüzden “muhafazakâr muhterisleri” seçtim başlıkta. Hani şu doymak bilmeyen ihtiraslarıyla eş dost demeden her şeye sahip olmak isteyenlerden söz ediyorum.

Sosyal medya kanallarında gördükçe “arsız” deyip geçiyorum da… Ya onları görüp de özenen gençler. Henüz hayatın görünmeyen yüzüyle karşılaşmamış gençlerden söz ediyorum. Gördüğü her şeyi hakikat zannedenler…

Yine “boş şeyler” deyip geçecektim ki, Konak Meydanı’nda Celâl Karatüre’yi gördüm. Arkada İzmir’in sembol saat kulesi, önde “Kâbe’de hacılar…

Artık ülkenin her yerinde var. Açılışlar, dinî törenler, işletmelerin reklam yüzü…

İzmir’deki videosunu ilk kez o kadar dikkatli izledim. Hani geçenlerde asayiş polislerinin oluşturduğu güvenlik koridorundan geçerek sahneye çıktı ya… Bu kadar da olmaz diyerek izlemeye aldım.

Saat kulesi manzaralı ortamdaki grubun kısa analizini yapalım.

Önce def çalan uzun boylu iki esmer genci inceledim. Sağdaki gencin ilahi sözlerinin anlamıyla zerre bağı yok. Neşeli bir tavırla eşlik ediyor. Sanki bahar konserinde… Yanındaki daha sakin ama zaman zaman yükseliyor.

Celâl’in sağında ağzını sudan çıkmış balık gibi açarak nefes veren ekip elemanına dikkat ettim. Sadece nefes sesi çıkıyor ama açık havada net değil. En zor onun işi aslında. Bir gün son nefesini verebilir.

Ayrı ayrı bakınca birbiriyle alakasız gibi duruyor.

DİNÎ MUSİKİYLE ALAKASI YOK

Celâl Karatüre’ye gelince… Dikkatle baktım. Yüzüne, gözlerine, ağız yapısına dikkat ettim.

Bir şarkıcı deseniz değil, nota okuyabilme becerisi olamaz. Din kültürüyle ihya olmuş biri deseniz oturmuyor. Ses sanatçısı deseniz; ses genişliği, özgün bir renk yok…

Müzik otoriteleriyle konuştum. Sıradan bir ses olduğu konusunda fikir birliği ediyorlar.

Tavırları hep şaşkın Celâl’in. Bu ya dindar profil çizme rolü yapmasından ya da gerçekten olup bitenler karşısında “inanamıyorum” tavrı.

Ya da “Allah yürü ya kulum!” dedi, o da bu emre uyarak “olur” diye yürümeye başladı.

Bu kadar kısa sürede edindiği şan ve şöhretin keyfini çıkarıp çıkarmadığını bilmiyorum.

Ancak emin olduğum bir şey var; bireysel niteliği gelişmeyen, kültürel birikimini tamamlamamış kişiler, sahip oldukları maddi varlıklarla ne yapacaklarını tam idrak edemez.

Bazı kişiler orta yaşın üzerinde kazandıkları şöhret ve parayı nasıl yönlendireceğini bilmediği için yatırım danışmanı, yaşam koçu gibi hizmetler alır. Bu iyi bir yoldur. Zira pek çok telaş içinde bunları düşünemez.

Ancak bu hizmetleri sunan kişinin güvenilir olması, aynı zamanda kişinin karakterine uygun bir yaşam temposu oluşturması gerekir.

Bu bilgileri ne yapacağız?” diye düşünürseniz devam edelim.

Herkesin sürdürebileceği bir yaşam biçimi vardır. Genel yaşam temposu herkes için geçerli olamaz.

İnsanın bilgi ve kültürel noksanlığı varsa zaman içinde yozlaşır.

Hatta maddi gücü arttıkça bu yozlaşma kontrol edilemez, her şeyi yapmayı kendinde hak görür.

Buna şu an tanık oluyoruz ama sonucu gördüğümüzde farkına varıyoruz.

Celâl Karatüre’nin kazancının hesabını yapacak değiliz. Ancak toplumsal tepkiyi göz ardı etmenin arızaları kalıcı kırılmalara yol açabilir.

Öncelikle şarkı formunda söylenenlere dinî sözcükler ekleyerek “ilahi” diye sunmak gaflettir. Bunu yapan kişinin kimliği üzerinden “inanç toplumu” inşa etme gayreti varsa da büyük bir hata…

Çünkü iyi bir toplumsal rol model için kadim kültürlerden damıtılıp gelen sanatsal estetik ve samimi inanç pratikleri tercih edilmelidir.

Bu sözümüz, ticari faaliyetlerini, din temalı geleneksel törenlerini Celâl Karatüre desteğiyle yaparak dünya menfaatlerini artırma hevesindekilere…

Millet olma bilincini, toplumsal dayanışma ve medenî tutumlarını bugüne kadar böyle tuhaf figürlere borçlu değiliz.

42 DAKİKADA 345 BİN LİRA

Fatma Soydaş’ı hatırladınız mı?

Ağlama ritüeliyle gündem oldu.

Ondan önce bir video vardı, onu hatırlayın. Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu’nun mahdumu Said Hatipoğlu ile yayınladığı videosu viral oldu. 42 dakikada 345 lira kazanmış.

1 ayda 660 bin lira kazanıyormuş… Yani 20’den fazla asgari ücretli insanın bir ay çalışıp kazanacağı parayı tek başına kazanan genç kız.

Ağlayarak Kur’an okuyor. Ama tersinden. Yani soldan sağa… Bilindiği gibi Kur’an Arapça olduğu için sağdan sola okunur. İki gözü iki çeşme…

Asıl sorun yorumlarda… “Güzel kızım, sen cennetliksin.” diyen hacı teyzeler bile var. Sosyal medyada Mekke’den paylaşımları da tuhaftı. Celâl Karatüre’ye fark atar ama toplumsal kabuller, onu meydanlarda görmek istemez.

Onun olağanüstü makyajıyla yapay gülümsemesi, muhafazakâr kitlenin tüketim nesnesi olması istenen ürünleri tanıtması, salına salına etrafında dönmesi yeterli görülüyor.

Sosyal medyada sıra dışı, sürprizli, saçma sapan videolar viral (virüs gibi yayıldığı için özellikle kullandım) oluyor.

Bu iki kişiyi örnek seçmemin nedeni de, toplumsal düzene ciddi zarar verdiğini düşündüğüm içindir.

Zira bu toplumun temel dinamiklerinden birini oluşturan inançlar, din dışı müdahalelerle yozlaştırılıyor. Dinin birleştirici yapısı zedeleniyor. İnsanın ruh dünyasını saran sıcaklığı ortaya serilip soğutuluyor, ayrıştırıyor.

Kısacası din dışı davranışlar, dine sonradan dâhil edilen ritüeller, postmodern ihtilal gibi karşımıza çıkıyor.

Toplumu inşa eden kadim değerler, aniden ortaya çıkan garip figürlerle yerle bir ediliyor. Farkına varmazsak yakında Celâl Karatüre heykelleri, Fatma Soydaş figürleri ikonik din sembolü olarak turistik eşya pazarına düşer. Bunlar da zamanla normal kabul edilir.

Olmaz denilen her şeyler hep böyle başlar.