Sosyal medyada gezinirken farkında olmadan yaptığımız küçük bir alışkanlık var. Birinin hayatına bakarız ve neredeyse aynı anda kendi hayatımızla karşılaştırırız. Bu çoğu zaman bilinçli bir karar değildir. Zihnimiz bunu kendiliğinden yapar. Birkaç saniyelik bir bakışın ardından içimizden bir düşünce geçer: Onun hayatı daha iyi gibi.
Bu düşünce bazen gelip geçer. Ama bazen günün içine yayılır. Kişi fark etmeden kendi hayatına daha eleştirel bakmaya başlar. O an yaşadığı şey çok büyük bir duygu gibi görünmeyebilir. Ama tekrar ettikçe birikmeye başlar.
Aslında kıyaslama insan zihni için yeni bir şey değildir. İnsan beyni çevresini anlamlandırmak için karşılaştırmalar yapar. Bu, zihnin dünyayı düzenleme biçimlerinden biridir. Ancak bu karşılaştırmalar sürekli hâle geldiğinde ve kişinin kendine bakışını etkilemeye başladığında durum değişir.
Çünkü kıyaslama çoğu zaman adil değildir.
İnsanlar başkalarının hayatına baktığında genellikle en iyi anları görür. Güzel fotoğraflar, başarılar, mutlu anlar… Ama kendi hayatına baktığında tüm resmi görür. Zorlandığı anları da bilir, kararsız kaldığı zamanları da, eksik hissettiği yönleri de. Böyle bir durumda yapılan karşılaştırma doğal olarak kişinin aleyhine olur.
Birçok insan bu süreci fark etmeden yaşar. Gün içinde defalarca başkalarının hayatına bakar ve her seferinde küçük bir değerlendirme yapar. Bu değerlendirmeler tek başına çok güçlü görünmeyebilir. Ama tekrar ettikçe zihinde bir iz bırakır.
Danışanlarla yaptığım görüşmelerde sıkça duyduğum bir cümle vardır: Herkes bir şeyleri başarmış gibi ama ben yerimde sayıyor gibiyim. Bu cümle aslında sadece bir düşünceyi değil, aynı zamanda bir hissi de anlatır. Çünkü kişi sadece kendine bakmıyordur; aynı zamanda başkalarının nerede olduğunu da referans alıyordur.
Oysa herkesin hayatı dışarıdan göründüğü kadar net değildir. İnsanlar çoğu zaman zorlandıkları alanları, belirsizliklerini ve içsel çatışmalarını görünür kılmaz. Bu yüzden kişi başkalarıyla kendini kıyaslarken aslında eksik bir tabloya bakar.
Kıyaslamanın bir diğer etkisi de odağı değiştirmesidir. İnsan kendi yoluna bakmak yerine başkalarının nerede olduğuna bakmaya başlar. Bu da zamanla içsel bir tatminsizlik yaratır. Çünkü kişi kendi ilerlemesini görmekte zorlanır.
Bazen insanlar aslında ilerleme kaydeder ama bunu fark etmez. Çünkü zihni sürekli bir karşılaştırma içindedir. Küçük adımlar değersizleşir, elde edilenler yeterli görünmez. Bu da kişinin kendine karşı daha sert bir tutum geliştirmesine neden olabilir.
Bu noktada kıyaslama ile öz saygı arasındaki ilişki daha belirgin hâle gelir. Öz saygı zayıf olduğunda kişi dış referanslara daha fazla ihtiyaç duyar. Başkalarının hayatı bir ölçü hâline gelir. Kişi kendi değerini içsel bir yerden değil, dışarıdan gelen verilerle belirlemeye başlar.
Bu durum özellikle sosyal medyanın yoğun kullanıldığı dönemlerde daha da artar. Çünkü insan zihni sürekli karşılaştırma yapabileceği bir akışın içinde kalır. Farkında olmadan onlarca farklı hayatla kendini kıyaslar. Bu da zihinsel olarak yorucu bir döngü oluşturur.
Bir süre sonra kişi sadece başkalarının hayatına bakmakla kalmaz, kendi hayatına da daha eleştirel bakmaya başlar. Küçük eksiklikler büyür, normal süreçler yetersiz gibi hissedilir. Bu da kişinin içsel dengesini zorlayabilir.
Kıyaslamayı tamamen ortadan kaldırmak gerçekçi değildir. Çünkü bu, zihnin doğal işleyişinin bir parçasıdır. Ancak kişi bu sürecin farkına vardığında onun üzerindeki etkisini azaltabilir. Fark edilen düşünceler, otomatik olarak işleyen düşüncelere göre daha az güçlü hâle gelir.
Bazen yapılabilecek en basit ama en etkili şey, zihnin bu karşılaştırmayı yaptığını fark etmektir.
“Şu an kendimi kıyaslıyorum”
Bu cümle, kişiyi yeniden kendi merkezine getirir. Çünkü farkındalık, zihnin otomatik akışını yavaşlatır.
Her insanın hayatı, koşulları ve ilerleme hızı farklıdır. Dışarıdan benzer görünen hayatların arka planı çoğu zaman oldukça farklıdır. Bu yüzden yapılan karşılaştırmalar çoğu zaman gerçeği yansıtmaz.
Belki de mesele başkalarının hayatının nasıl olduğu değildir.
Mesele, kişinin kendi hayatına nasıl baktığıdır.