Dikkatinizi çekti mi bilmem, bu ramazanda televizyon kanalları ve sosyal medya hesaplarında geçmiş dönemlerden farklı yüzler de var. Hani şu bin yıldır değişmeyen sorulara cevap veren hocalardan söz ediyorum.

Tamam “ekranların efendileri” derken dikkat çekmek istedim ama bir nebze de gerçekliği var. Çünkü hanımefendiler henüz bu ramazanda ana ekranlarda görünmedi. Beklentimiz önümüzdeki ramazan da ekranın hanımefendileri başlığını attıracak değişim yönünde…

Onlar konuştu, ekran karşısındakiler dinledi. Kimi de stüdyo ortamında yapılan programlarda sorular yöneltti hocalara. Kâh güldürdü kâh tepki çekti… Sonuçta aynı dini anlatma gayretinde olan hocalar 1400 yıllık İslamiyet’in günümüzün sorunlarına nasıl mukabele ettiğini gösterdi. Gelenekçiler ve modern bakış açısına sahip olanlar da daha net seçildi.

Sorular değişmedi ama değişen yüzlerle birlikte cevaplar da oldukça farklıydı. Ramazan klasiklerinden Nihat Hatipoğlu, sosyal medya bu kadar çeşitlenmeden önce kazandığı şöhreti sayesinde yine seyircili programlarına devam ediyor. Ancak sorular bugünkü hayatın içinden… O kadar içinden ki, İslamiyet’in teşekkül devrinde sahabeye atfedilen menkıbeleri anlatmaya alışan Nihat Hoca intibak etmekte zorlandı. “Ghostlandı” diyor genç bir kız, başka biri “ignore ediyor” diyor. Hoca bakıyor boş boş… Tekrar soruyor ve Türkçesini istiyor. İş magazinleşmeye kadar varıyor.

Sonra “Hocam,” diyor bir genç, “oruç fakirlerin hâlinden anlamak içindir. Yıllardır bunu tecrübe ettik. Biraz da zenginlerin hâlinden anlamak istiyoruz, ne yapmalıyız?

Daha neler neler? İş çığırından çıkıyor.

Yine de duygusal hikâye ve kıssalardan etkilenen halk Nihat Hoca'yı reytinglerde birinci yaptı. Tabii burada halkın günlük hayatın içinden çıkan tuhaf kimi zaman da komik soruların sosyal medyada kısa videolara düşmesinin de izlenmede payı var.

Yeri gelmişken Mustafa Karataş reytingte 2., Fatih Çıtlak 3. sırada yeralıyor. Mustafa Demirci, Necmettin Nursaçan ve Emre Dorman da inişli çıkışlı sıraları değişerek reyting alan hocalar

DİNDARLIĞI YENİDEN TANIMLAMAK

Diğer yanda kült sorulardan “Sakız çiğnemek orucu bozar mı?” tekrar geliyor. Geleneksel hocalardan aynı cevaplar tekrarlanıyor.

Fıkıh, tarih, tasavvuf, akademik, rasyonel, tartışmacı, genç, dinamik ve dijital kitleye hitap eden ilahiyatçılar arasında yeni meselelere doğrudan cevap verenler de dikkat çekti.

Prof. Dr. Emre Dorman modern dünyanın içinde “dindarlık” tanımını çekinmeden yapıyor. “Dindarlık,” diyor Dorman, “insan ile Tanrı arasındaki münasebettir. Mahrem alandır.” Hayatın içinde değer görmesi için dindarlığın adaletli, merhametli, hak yemeyen, ahlaklı, erdemli olmak gibi faziletlerinin görünür olması gerektiğine dikkat çekiyor. Yoksa dindarlığın tek başına kimseyi ilgilendirmediğini açıkçı ifade ediyor.

Dindarlık, objektif olarak kutsal bilinenlerin yaşanmasıdır. Ancak bunun sözde saklı kalmasının Emre Dorman’ın söz ettiği gibi kimseye faydası yoktur.

HURAFELERE MEYDAN OKUYANLAR

Kutsal bilinenlerin “dindarlık” çerçevesinde tutulması yüzünden din, sosyal hayata sirayet edemiyor. Gelişen teknolojiyle kutsal bilinenlerle kutsalın arası oldukça açıldı. Ancak hâlâ kutsal bellenen hurafeleri dile getirmek sancılı bir yol. Herkesin hakikat diye sarıldığı bir şeye hurafe diyen her kim olursa olsun linç edilebilir. İşte bunu göze alıp her gün dijital mecraların yanı sıra ulusal televizyon kanallarında açık açık konuşan genç bir ilahiyatçı çıktı; Fatih Ergenekon…

Dijital kayıtlarda da yer alıyor Ergenekon’un anlattıkları. Kur’an merkezli din anlayışını savunan Fatih Ergenekon’un söyledikleri:

  • Sorgulayın, aklınızı kullanın diyerek muhakemeye davet ediyor.
  • İnsanı merkeze alan din anlayışıyla kadın, sanat, yaşam, merhamet gibi alanlarda bakış açısının geliştirilmesini öneriyor. İslam’ın insana ve hayata verdiği değere vurgu yapıyor.
  • Ritüel yerine bilinçli yaklaşım: Oruç sadece aç kalmak değil, kendini kontrol etme ve dönüşüm süreci olarak tanımlıyor.
  • Hurafelere mesafeli ve açıkça Kur’an'da yoktur, vardır diye tasnif ediyor.

Buraya kadar özetle aynı din ama din alanında çalışmış farklı kişilerin görüşlerinden söz ettik. Bir yanda geleneksel din öğretilerine devam eden Nihat Hatipoğlu, “öğren ve yap” mantığına devam ediyor. Diğer yanda hadis ve rivayetlere temkinli yaklaşan Fatih Ergenekon, tartışmalı konulara bile açıkça dalarak risk alıyor. “Bu böyle gitmez.” diyor genç Ergenekon. Haksız mı? 1400 yıldan fazla zamandır varlığını sürdüren İslamiyet’in günümüzde yeni, dinin geçmişte cevap vermediği sorunlara nasıl mukabele edilecek?..

Bu yüzden günümüz kelam problemlerinin çözümü kadim bilgiler üzerine inşa edilecek yeni bakış açılarına muhtaç. İşte bu yüzden yine, cesur ve farklı düşünüp farklı konuşanlara fitne fesat çıkaran kişiler olarak bakıldığı sürece toplumsal barış ve güven sağlanamaz.

Rabb'imiz, istemezse kimse konuşamaz. Madem bu konuda dimağı ve dili açık birisi var. Tanrı'nın bildiği bir şey vardır. Liyakatiyle konuşan ilahiyatçıları dinlemek, fikrine saygı göstermek gerek.

İşte o zaman barış, kardeşlik, huzur ve güven içinde bayramlar kutlayabiliriz.

BAYRAMI İÇSELLEŞTİRİN

Şimdi bir bayram daha geldi. Hakkını verin. Bir daha bayram yok gibi yaşayın.

Nasıl olsa yıllar yılı içinde hep mutluluk ve huzur vaat eden cümleler kurarak bayramları kutlamadınız mı? Yıllarca bugünden daha iyisini istemediniz mi? Niye o zaman bugün olanı beğenmeyip de geçmişteki bayramlara özlem… Hep, “Nerede o eski bayramlar?” diye ömür mü tüketeceksiniz.

Ya da bugünü atlayıp geleceğe umut bağlamak…

Çünkü geçmiş zamanla sorunumuz var.

Sevdiklerimizin eksilmesi, hayatımızdan çıkması… Kayıplarımızın içinde olmadığı zamanı kabullenmeme var.

Hayatın son anına kadar en sevdiğimiz aile bireylerinin içinde olmadığı bayramları, bayram olarak kabullenmemek çocuksu bir tavırdır.

Onların eksikliğinden duyulan boşluğu, birlikte yaşanan güzel anlarını unutmadan, iyi hatıraları konuşarak doldurmalıyız.

Bugün elimizde olanlara şükrederek, sevdiklerimize ve sevenlerimize değer vererek bayramı kutlayabiliriz.

Geçmişte yaşanan hüzünlü olayları değiştiremeyeceğimize göre, “olumlu geçmiş zaman perspektifi” geliştirerek daha az üzüntü duyabiliriz. Geleceğe daha umutlu bakabilmenin imkânını ele geçirmiş oluruz.

Bayramı içinizde ve içinizden gelerek yaşayın. İçselleştiremediğiniz bayram, bayram olamaz. Kimse size bayram coşkusu yaşatamaz.

Sevdiklerinizde tam olarak bulmayı umut ettiğiniz karşılığın geçici olduğunu fark ettiğinizde çok geç olabilir.

Elimizde tek şey var bugünün bayramın sevincini yaşamak için… Tek şey içimizden gelen sevinç.

İçinizde var mı?

Var mı içten gelen bayram coşkusu ya da yaşama sevinci?..

İşte sizin bayramınız içinizde açtığınız yer kadardır.

Daha nice mutlu ve huzurlu bayramlar, sadece bayram mesajlarının cümlesi ve temennisi olmaktan öteye geçmeyecektir.

Bayramınız kutlu olsun!