Türkçede “papaz olduk” diye bir deyim vardır. Birine kızıp iletişimi kesme niyetini bu deyimle ifade eden de vardır, bir işin ters gitmesi, kötüye dönmesi karşısında kullanan da…
Beklenmedik bir durum karşısında da “yine papaz olduk” nidası yükselir.
Tarihsel yolculuğunda nerelere uğradı, nereden çıktı pek bilinmez ama anlaşmazlık, çatışma ve uğursuzluk çağrışımlarıyla “papaz olmak” kullanışlı bir mecazdır.
Yine “papaz olduk” deyimini yerinde kullanma fırsatı çıktı. XIV. Leo’nun, İznik Konsili’nin 1700. yıl dönümü nedeniyle Türkiye ziyareti devam ederken; bizim sosyal medya tam anlamıyla papaz oldu!
Konuya ilişkin haberleri ayrıntılarıyla izlediğinizi varsayarak ayrıntıya girmeyelim. Ancak içimizde bu kadar çelişkili düşünceler ortaya çıkaran ve neredeyse farklı düşünenler arasında çatışmaya yol açan nedenlere bakmak gerekiyor.
Papa’nın ziyareti diplomatik, jeopolitik, ekümenik ve dinî amaçlar barındırıyor. Roma İmparatoru I. Konstantin’in çağrısıyla Birinci İznik Konsili, 325 yılında İznik’te toplandı. Amaç, Katolik Kilise’nin hükümdarlığı ve teolojik tezatlara, uzlaşmazlıklara son vermekti.
Şimdi amaç neydi? Tam 1700 yıl sonra…
Vatikan’ın Avrupa kıtasında sıkışmış hâlde olduğunu düşünüyorum. Bir açılıma, varlığını görünür kılma, dünyada anlamlı bir çıkışla şiddet ve ayrımcılığın ortasında “kurtuluş ışığı” olma ihtiyacı duyuyor.
Papa Leo’nun dinî ve ekümenik mesajı: Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi toplulukları tek tanrılı inançları sayesinde “barış ve kardeşlik” için diyalog kurabilir!
Dinlerin kendi içinde ne ölçüde tutarlı olduğu çoğunlukla mensuplarının temsil etmesiyle görülür.
Ne kadar etkili olduğunu zaman gösterecek. Dinlerin mensuplarının ne kadar çağrıyı ne kadar önemsediğini de… Ayrıca Vatikan’ın gücünün de ne kadar etkili olduğunu da zaman içinde göreceğiz.
Papa Leo’nun Türkiye ziyareti, tüm dünyada ses getirdi. Dünyaya açılma hareketini Türkiye’den başlatması bu açıdan önemli.
BİLMEK VE İNANMAK!
Bu tür yazılar genellikle anlam ve doğruluk açısından alanın uzmanlığına muhtaçtır. Anlamanın zorluğu bilgi eksikliğinden gelir. Ayrıca alanda kullanılan kavramlara yabancılık da sıkıcı hâle getirir.
Bu yüzden Papa Leo’nun Türkiye’ye geldiği gün, muhabir arkadaşımıza Vatikan ve Papalık üzerine çalışmış bir uzmanla konuşmasını istedim.
Sonra da dinler tarihi uzmanı Prof. Dr. Bekir Zakir Çoban’dan başkası gelmedi aklıma. Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çoban, disiplinler arası bilgi ve görgüsüne güvendiğim bir entelektüeldir.
Doktora çalışmalarını ve araştırmalarını İtalya Bologna Üniversitesi ve ABD’de University of Saint Thomas’ta yapan Prof. Çoban’ın ulusal ve uluslararası medya kuruluşlarında paylaşılan görüşleri önemli…
Cehalet, sadece bilgisizlik ve fütursuzluk değil, öğrenmeye karşı direnmektir. Bilmemek, karanlığın ve çatışmanın yuvasıdır. Kendi mağarasının karanlığında kendi yarattığı şeytanla savaşmaktır. Ama kazananı ve kaybedeninin kim olduğu asla bilinmeyen bir çatışmadır.
Günlerdir aynı safta durdukları hâlde zihinlerinde farklı tanrılara tapıyormuş izlenimi veren tartışmaların nedeni bu bilgisizliktir.
Din, en çok bilinen ama en az idrak edilen; en çok bildiğini sanıp en çok yanılmanın yaşandığı soyut alandır.
Herkesin kendi inanma biçimiyle bir dünya görüşü oluşturup yaşama biçimi kurması dinlere anarşik bir karakter katmıştır.
Yine her dinin mensubu, kendi dininin vadettiği ödülü en çok kendisinin hak ettiğine inanması yüzünden kendi içinde bölünmelere ve nesiller boyu aktarılan bir kini de barındırmasına yol açıyor.
İşte tam da bu yüzden ilim ve bilimin toplumları iyileştirici, bireyleri umutlu kılacak rehberliğine ihtiyaç vardır. Dinin, insanların içini ısıtıp toplumların barış içinde yaşamasını sağlayacak gücünü elinden alan cahil ve kinci bezirgânlardan kurtulması şarttır.
Papa’nın Türkiye’nin dinini elinden almak gayesiyle geldiğine kadar yorum yapanlar bir yana; artık hiçbir şeyin gizli kalamayacağı bir dünyada felaket senaryosu yazmanın anlamsızlığını da hatırlatmak istedim.
BİLDİKLERİNİZİ UNUTUN!
Papa’nın ziyaretine farklı anlamlar yükleyerek kamuoyunda rahatsızlık yaratan kişilerin endişelerine eşlik etmemeniz için uzmana bırakalım sözü…
Prof. Dr. Zakir Çoban’ın Papa ziyareti nedeniyle merak edilen bazı konulara getirdiği açıklamaları sıralayalım:
İznik konsili… Hristiyanlığın inanç birliğinin kurulduğu ilk toplantı olması nedeniyle önemli. Hristiyanlığın mutabık olduğu başka konsil yok. Mesela Hz. İsa’nın bazı ekoller, bazı mezhep kolları tarafından “Tanrı” kabulü üzerinde mutabakata varıldı.
Papa’nın Fener Rum Partiği’ni törenlere davet etmesinin Rus Patrikhanesi’ne mesaj olarak nitelendirilmesi bizim işimiz değil. Moskova Patrikliği, İstanbul’un fethinden beri bütün Ortodoksların liderliği havasına girip “3. Roma'yız" anlayışına sahipti. Bunun ne kadar ciddiye alındığını da biz bilemeyiz.
Rusya ile ABD arasında Soğuk Savaş döneminde belirgin dinî ayrışma da oldu. Moskova Kilisesi, Vatikan ile ayrıştı, hatta düşmanlık beslemeye başladı. İstanbul’da Rus kilisesinin merkezi olmadığı için çağıracağı kimse de yok. Bu açıdan mesaj kaygısı taşıdığını düşünmüyorum. Ancak bu çıkarımları yapanlar olabilir.
Papa’nın Ortodokslarla ilişkisi…. Ortodokslar ve Fener Rum Patrikhanesi, Papa’ya sadece Katoliklerin dinî lideri olarak saygı gösterirler. Onun ötesinde anlam ve değer yüklemez. Dinî ritüellerin uygulanması ve üstlerinde bir makam olarak görmezler. Papa da bunun karşılığında nezaketen Ortodoks temsilcilerini ziyaret eder. Protestanlar, ikisini de dikkate almaz.
Papa’nın Türkiye’ye gelmesi ve Atatürk’ün izni meselesi… Türkiye, Papa’yı davet etmese nasıl gelecek? Çünkü aynı zamanda devlet başkanıdır. Papa’nın Türkiye ziyaretinin Lozan arasında bir bağlantıyla değerlendirilmesi anlamsız. Düşünmek ve konuşmak bile gereksiz.
Papa’nın daha önce Türkiye’ye gelmek istediği ama Atatürk’ün izin vermediği iddiası tamamen uydurmadır. 1870’ten 1960’lara kadar Papalar Vatikan’dan hiç çıkmadı. En yakındaki Avusturya’ya bile gitmediler. Geleneksel olarak Vatikan’dan çıkmıyorlardı. İlk defa 1967’de çıktılar. Orta Doğu'ya ilk ziyaret, ardından Türkiye’ye geldiler. Daha önce ‘Atatürk izin vermedi.’ iddiası tamamen uydurmadır.
Yetkilerin Papa’ya devri… Papa’yı “ruhanî lider” diye tanımlamak çok klasik ve yersiz. Gayet cismani! Vatikan teokratik bir devlet, papa da Hz. İsa’nın, yani Tanrı'nın vekili oluyor. Dinî lider demek daha makul bir tanımlama olur.
Katolik öğretisindeki dogmaya göre yetkiler Hz. İsa’dan Aziz Petrus’a, Petrus’tan papalara geçer. Katolik öğretisine göre yine papa sıradan bir insan, sıradan bir yönetici, piskopos değildir. Katolik olmanın temel koşulu da papanın hem dünyevi hem dinî üstünlüğünü kabul etmektir.
Papaların güçlü iletişim kanalları var…. Papaların öyle kendi kozaları içinde dünyaya sırtını dönmüş hâlde tahayyül etmek doğru değil. Eskiden beri papalık kendi medyasını kurup yöneten bir yapıya sahip. Kendi yayın organları, radyo ve televizyonları sayesinde soğuk savaş döneminden itibaren güç ve etkileri arttı. Papa Jean Paul, aslında bu yıldızlaşmanın, medya starı hâline gelmenin başladığı dönemdir. Amerikan propagandasının etkisi de göz ardı edilemez.
Özetle Papa Leo’nun Türkiye ziyareti bize başka dinlere ve mensuplarının toplumsal ve tarihsel sürecini izleme fırsatı vermesi gerekir.
Oysa biz kendi aramızda papa ve imam mukayesesi yaparak birbirine düşmanlık hisleri besleyenleri, sosyal medyada din kardeşlerin atışmasını izlerken içinde bulunduğumuz durumun vahametini göremiyoruz.
Hatta çok takipçisi olan bir vaiz, “Hz. Peygamber için okunan ilahiyi Papa’ya okuyamazsınız.” diyor.
"Ne sakıncası var?" diye sorsanız, bin cevap üretir ve takipçilerine inandırır.
Papa geldi, biz papaz olduk!