Vatandaşımızın bu kadar sportif ve fit olduğunu bilmiyordum... Bu ülkede herkes yürüyor. Çevrecisi yürüyor... Öğrencisi, madencisi, kadınları, hayvanseveri, öğretmeni, emekçisi; herkes yürüyor memleketimde... Hatta siyasetçisi bile... Öyle az-buz da değil; kilometrelerce hem de. Bazen de bir şehirden başka bir şehre yürüyorlar. Yürümek bir akım olsa, bu kadar uygulayıcısı olmaz, eminim...

Sadece yürümek mi? Yemesine de çok dikkat ediyor insanlar; bulduğu her şeyi (yi)yemiyor mesela... Az yiyerek bulmuşlar sağlıklı kalmanın formülünü. Aralıklı oruç gibi bir sistem kurmuşlar, öyle besleniyorlar. Günde bir, belki iki öğünle ve çok sade menülerle, fazla yemeyerek yormuyorlar hiç sindirim sistemlerini de.

Çok sağlıklı yaşayan bu insanlar, tam bağımsız ve demokratik bir rejimle yönetilmenin mutluluğu içerisindeler aynı zamanda. Misal; ana muhalefeti temsil eden cumhuriyetin partisi 1'ken 2'ye çıkıveriyor akşamın bir vakti, bir anda.

"Butlan"mış bunun adı, öyle diyorlar ama bilmiyorlar ki, mitoz bölünmeyle çoğalıyor böylelikle halkın inancı da, umudu da!! Sadece olan, meydanların sembolü hâline gelmiş, iki elin baş ve işaret parmaklarını birleştirerek yaptığımız o "kalbe" oluyor; içini ziftle kaplıyorlar büyük bir gururla!

Beklen(me)dik bir zamanda çoğalmanın verdiği mutluluğu, sevinci kutlamak isteyip meydanları dolduran yüzbinlerce insan, "sırılsıklam" olup, bir zafer sarhoşluğu "dumanı" altında, yaklaşan bayramı da, bir gün öncesinden dolu dolu yaşamaya başlayabiliyor bu şekilde. Kurtuluş Savaşı'na son noktayı koyan İzmir'de cümle, üç nokta ile tamamlanıyor bir süreliğine.

Bir olmanın, birlik olmanın öneminin vurgulandığı bu günlerde, üniversite gençliği de çok "mutlu" haberler alıyor bu ülkede. Bir gecede kaybettikleri okullarına, yıldırım hızıyla adeta, hemen üç gün sonrasında yeniden kavuşuyorlar.

"Kamu yararına" denilerek ve üzerlerine dokunan sihirli bir değnek varmışçasına, "mucizelere" inandırılıyorlar. Oysa ki aynı gençler, gerçek mucizenin 19 Mayıs ruhunda yattığını zaten 107 yıldır biliyor; sihirli değnek kullananlar ise bunu atlamış olmalılar.

Bir gün bir Alman, bir Fransız ve bir Türk bir araya gelmiş. Diğer ikisinin anlattığı o çok tekdüze, ruhsuz fıkralara karşılık, bizim vatandaşımız da bunları anlatmış. Espri anlayışlarımız çok farklı tabii; Alman ile Fransız bu fıkraya hiç gülmemiş.

Bayram neşesi olmasını diledim, anlattım ben de aynı fıkrayı. Ancak, "idrak yolu enfeksiyonu" geçirenlerin gülebileceği bu fıkraya, gülmesen de olur sevgili okur. Zaten bayram gelmiş, neyim(iz)e?

Coşku dedikleri, bayram neşesi dedikleri şey, Fizan kadar uzak bugün bize. Ağız dolusu gülmelerden alacağın olsun; sen yeter ki, gözlüğünün buğulanmış camlarını temizlemeyi ihmâl etme.