Varoluşcu filozofların ilham kaynağı; insanın hayatta kendi değerini yalnızca kendisinin var edebileceğine inanan, bireye hayatını ilmek ilmek işeleme sorumluluğu en üst perdeden hatırlatan ünlü filozof Fredrich Nietzsche; ‘Nietzsche Ağladığında’ kitabında Yalom’un ifadeleriyle şöyle der: “Doğru zamanda öl.” Muhatabı olan Breuer bu söz karşısında afallar ve neredeyse yalvarır gibi bu sözün ne anlama geldiğini sorar. Nietzsche’nin yanıtı ise oldukça çarpıcıdır: “Yaşarken yaşa! İnsan yaşamını tamamlayıp öldüğü zaman, ölüm, taşıdığı dehşeti yitirir.” Aslında Nietzsche’nin bu sözleri ölümün zamanlamasından daha fazlasına işaret eder; insanın kendi hayatını yaşama ve tüketme biçimine. Asıl tehlike ölüm değil, yaşanmışlık hissi taşımayan bir hayattır. Asıl trajedi ölüm değil; insanın kendi hayatının sorumluluğunu alamamış olması, kendi hayatının öznesi olmayı reddedişidir.

İnsanın özü doğduğunda ona bir çekirdek olarak verilir. Toprağa ektiğiniz her çekirdek hangi meyvenin çekirdeği ise günü geldiğinde dallarında toplayacağınız meyve de odur. Ancak insanın çekirdeği, tek ve biriciktir. İnsan kendine verilmiş olan bu nüvenin adeta izini sürer, adım adım keşfeder, ilmek ilmek işleyerek onu büyütür ve sonunda ortaya çıkan ürün de yalnızca o insanın şahsına aittir, bir benzeri yoktur. İnsan dünyaya geldiği anda ihtiyaçları, refleksleri, korunma gereksinimi ile aslında bir hayvan yavrusundan farksızdır. İnsanı bu noktada ayıran ise ona verilmiş olan potansiyelidir. İnşa etmesi gereken, büyütüp beslemesi gereken potansiyeli…

Dün akşam Ata Demirer’in “Hayat sana güzel diyorlar, ben bu ağaçların altında oturmak için yirmi yıl bekledim, tabii ki hayat bana güzel.” dediği video karşıma çıkınca ilk aklıma gelenler bunlar oldu. “Hayat sana güzel.” Aslında içinde biraz da kıskançlık barındıran, insanın kendi sorumluluğunu görmek istemediğini gösteren bir cümle. Kıskançlık en temelde insanın başkasının ağacını görüp; o ağacın köklerini görememesi. Kökler karanlıktadır; yalnızlık, acı arka planda verilen mücadele görünmez. Bu nedenle insan bir şeyleri yapma gücünü kendinde bulamadığında diğerlerinin bunu çok daha kolay ve konforlu bir şekilde elde ettiğini düşünüp kendini rahatlama eğilimdedir. O an insanı rahatsız eden aslında karşısındakinde var olanlardan çok kendinde hissetmiş olduğu eksikliktir. Oysa her ağacın gölgesi; onu oraya ekenin omuzladığı bir bedelin sonucudur. İnsan bunu görmek istemez; çünkü görmek insana sorumluluk yükler.

Sonuç olarak; Ata Demirer’in sözleri, Nietzsche’in vurguladığı cümleler, varoluşculuğun çağrısı aynı hakikate işaret eder: Hiçbir hayat doğal akışında kendiliğinde güzelleşmez. Her güzelliğin ardında bir bedel vardır. Varoluşculuk bize insanın dünyaya hazır bir kimlikle gelmediğini, kendini kendi seçimleriyle inşa etmek zorunda olduğunu hatırlatır. Ata Demirer’in esprili ama derin cümlesi de aynı şeyi ifade etmektedir: İnsan oturduğu gölgenin mimarıdır. Bugün huzurla oturduğu bir alan varsa toprağını bir zamanlar kendisi kazmıştır. Hiçbir gölge de, kendi ektiğin ağacın gölgesi kadar huzurlu olamaz…

Sevgili Demet Akbağ’ın Aydınlıkevler oyununda söylemiş olduğu bir cümle hep hatırımdadır:

“Herkesin hikayesi kendi başının tacıdır.”