İYİ Parti lideri Meral Akşener, partisinin grup toplantısında bazı il ve ilçelerin belediye başkan adaylarını açıkladı. Akşener konuşmasında, İYİ Parti'den istifa ederek Ak Parti'den Eskişehir Belediye Başkan adayı olan Nebi Hatipoğlu'na sert tepki gösterdi. Hatipoğlu için "Ak Parti'ye yanlıyor." ifadelerini kullanana Akşener "Eskişehir dümenci bir insanı seçmeyecektir." dedi.

Meral Akşener'in konuşmalarından öne çıkanlar şöyle:

"Bugün ayrı bir coşku görüyorum. Yalnız bu coşkuyu görenlerin siniri bozulacak. Yeni yılın ilk grup toplantısındayız gönül isterdi ki milletimizle yeni mutlulukları paylaşalım, ancak maalesef hepimizi kahreden acılarımız var.

Geçtiğimiz hafta 9 Mehmetçiğimizi daha teröre şehit verdik. 9 kahramanımız Pençe Kilit Harekatı’nda vatanımızı terör örgütüne karşı savunurken şehit düştüler. Başımız sağ olsun. Şehitler ölmez, bu vatan bölünemez, bölmeye kalkan görür gününü. Unutmayalım ki bugün bu salonlarda güven içerisinde konuşabiliyorsak, evlerimizde rahatça uyuyabiliyorsak bunu bu millet bu memleket için göğsünü siper eden nice vatan evladına borçludur.

Biz bugün fedailerimiz için acılarımızı yüreğimize basacağız düşmanı güldürmeyeceğiz, biz bugün acımızı içimizde söndürecek birliğimizden geçit vermeyeceğiz. Herkes peşini bıraksa bile andımız olsun ki biz bu davayı kıyamete kadar güdeceğiz. Mehmetçiklerimiz sahada amansız bir mücadele vermeye devam ediyor aklımız fikrimiz yüreğimiz onlarla, ayakları taşa değmesin, attıkları boşa gitmesin, rabbim onları korusun, acılarını göstermesin. Allah her birinden razı olsun. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ilelebet payidar olsun.

ERDOĞAN’LA TELEFON GÖRÜŞMESİ
Bir konuya açıklık getirmek istiyorum; ben her büyük terör hadisesinden sonra her önemli dış politika krizinden sonra ilgili bakanlıkları ve cumhurbaşkanını bugüne kadar telefonla aramışımdır. 33 şehidimizde de her şeyi iptal edip hem kendilerini arayıp yani 3 bakanı arayıp, hep aramış bilgi almışımdır. Bu defa da aynını yaptık.

Anlayamadığım bir biçimde bu defa çok enteresan sayın cumhurbaşkanını sayın dışişleri bakanını sayın Milli Savunma Bakanını aramamı, mesela Milli Savunma Bakanı geri dönmedi ama Hakan Fidan ve sayın Erdoğan geri döndüler, bilgi verdiler, öğrendim, arkadaşlarıma bunu aktardım. Ben milletvekili değilim Meclis grubumuz tutumumuz bir tutum aldı.

Günlük siyasette birbirimizi kıyasıya eleştirebiliriz ama dış dünyaya karşı bu tür konularda elbette ortak bir tutum belirlemeliyiz. Bunun için de Sayın Dervişoğlu, Sayın Aydın, ve Sayın Usta’nın organizasyonunda biz meclisin ortak bir beyanat ortak bir bildiri imzalamasını teklif ettik. Ve Saadet Partisi, İYİ Parti, MHP ve AK Parti bizim teklifimize evet diyerek imza attılar. Anlayamadığım bir biçimde çok da ayıpladığım bir biçimde bir bildiri savaşı çıktı. PKK’lılar herhalde çok mutlu olmuştur. PKK’lılar herhalde bu birbirine düşen gazi meclisin mensuplarına çok gülmüşlerdir.

AK Parti’ye gıcık olmak onun yaptığı işleri eleştirmek onu sandıkta yenmek bu iddia ile ortaya çıkmak elbette bizim hakkımız ama şehit ailelerinin karşısında bu milletin temsilcileri olarak bizler kaya gibi durmak zorundayız o PKK’lı şerefsizlere karşı. Neyse sakin sakin geçirdik konuyu. Şımardıkça şımardılar hadsizleştikçe hadsizleştiler. Şimdi yine şehitlerimiz oldu. Yine ben aradım, ya bu rutin. Aradım.

NEBİ HATİPOĞLU YORUMU
Benzer bir meclis bildirisini, DEM’in izmalamasını beklemiyoruz ama buradan da bir çıngar çıktı. Dün bir toplantı oldu o toplantıda bu 3 siyasi parti imza atacak diğer siyasi partiler imza atmayacak bu parçalı görüntüden vazgeçildi, burası çok enteresan… Numan Kurtulmuş’un imzasıyla ortak tezkere meclise sunuldu, ilginç bir biçimde ayrı bir bildiri yayımlayanların hepsi bu tezkereyi destekledi. Soru şu; karın ağrısı İYİ Parti miydi?

Eğer AK Parti ile bir el sıkışmamız olsa idi bizden ayrılan bizi çok üzen bizi kandırmış hissettiğimiz daha başka bir söz derim de ayıp olur bir milletvekilini, bizden seçilip koşa koşa AK Parti'ye geçip Eskişehir'den aday gösterilmesi mümkün olur muydu? İnanıyorum Eskişehir dümenci bir insanı seçmeyecektir. Demek ki biz kimseye yanlamıyoruz ama yahu nasıl bir dünya bu her iki tarafın da argümanları aynı. Bunların her birini ahlaksızlık görüyorum, gereğini yapmayan namerttir. İstediğiniz kadar zırlayın hür ve müstakil olarak gidip bu ülkede üçüncü yolu açıp, bu milletin sesi olacağız ve kazanacağız.
Irak’ta bölgesel yönetimle görüşüyorsunuz o zaman neden bu konuda adım atmaları için kesin ve net bir dille uyarıda bulunmuyorsunuz? Aynı şekilde Suriye’nin kuzeydoğusunda PKK varlığının ortadan kaldırılması için neden tüm imkanlarınızı kullanmıyorsunuz? Neden bir taraftan Rusya’nın bir taraftan ABD’nin PKK-PYD varlığını kabul eden politikaları konusunda net bir tavır koyamıyorsunuz? Terörle mücadeleyi suçlu arayıp şikâyet ederek yönetemezsiniz!

'İKTİDAR MİLLETİNE KARŞI SORUMLULUĞUNU YERİNE GETİREMİYOR DEMEKTİR'
Yargıtay 3. Dairesi'nin AYM'yi alenen yok saydığı bir ortamda, eğer ki iktidar Anayasa'nın çiğnenmesine göz yumuyorsa, gayrı meşruluktan siyasi çıkar elde etmeye çalışıyorsa, ortaya çıkan anayasal devlet krizine engel olamıyorsa o zaman yetkiyi aldığı milletine karşı sorumluluğunu yerine getiremiyor demektir.

Cemal Enginyurt'tan Rasim Ozan Kütahyalı'ya bomba yanıt Cemal Enginyurt'tan Rasim Ozan Kütahyalı'ya bomba yanıt

Bir yanda sırtını iktidara yaslayanlar sefa sürerken makyajlı enflasyon rakamları üzerinden lütufmuş gibi verilen zamlarla işçilerimiz yoksulluğa, emeklilerimiz açlığa sürükleniyorsa hatta yapılan göstermelik zamlarda bile ayrımcılık yapılıyorsa o zaman iktidar milletine karşı sorumluluğunu yerine getiremiyor demektir.
Mesela motokuryenin ölümüne yol açan kişinin kaçmasına göz yumuyorsa, sonra da gelip hızlandırılmış yargıyla kişiliği ve pişmanlığını dikkate alıp 27 bin 300 TL'ye serbest kalıyor. Kendi vatandaşının ölmesinin karşılığı günde 30 TL yani 1 dolar oluyorsa, o zaman milletine karşı sorumluluğunu yerine getiremiyor demektir.
Mesela 11 ilimizi harabeye çeviren deprem felaketinin üzerinden neredeyse 1 yıl geçtikten sonra bile eğer ki iktidar vatandaşının barınma hakkını teslim edemiyorsa, bir asker ailesini bir şehit ailesini çadıra muhtaç bırakıyorsa, o zaman milletine karşı sorumluluğunu yerine getiremiyor demektir. Düşünebiliyor musunuz, şehit haberini verirken 10 tane ısıtıcı götürmekten utanmamış, Suriye'de yaptığı evlerle övünürken Kahramanmaraş'ta şehidimizin ailesini sahipsiz bırakmış. Yuh olsun, yazıklar olsun sizlere.

'DEPREM BÖLGESİNDEKİ KAYIP ÇOCUKLAR NEREDE?'
Kahramanmaraş’ta Yeşilada Apartmanı’nda yaşayan 6 yaşındaki Talha Demirel nerede? Ebrar Sitesi’nde yaşayan Alya Kılınç nerede? Antakya Rönesans Rezidans’ta yaşayan 3 yaşındaki Mustafa Kemal Koşar, 1 yaşındaki Mehmet Akif Koşar nerede? Söyleyin. Adıyaman’daki Arzıklar Apartmanı’nda yaşayan 9 yaşındaki Muhammed Enes Demir nerede? 7 yaşındaki ikiz kardeşler Elif ve Esma Yapar, 17 yaşındaki şükran Yapar nerede? Deprem bölgesinde toplamda bine yakın çocuğun kayıp olduğu iddiası var, sadece deprem mağdurları ve kayıp yakınlarıyla dayanışma derneğine 142 kayıp çocuk başvurusu yapılmış. Madem bu çocuklar kayıp değil, neden ailelerin bundan haberi yok? Madem bütün çocuklarımızın kimlik tespiti yapılmış, o zaman neden yüzlerce aile hala çocuklarını arıyor? Haydi bakalım çıkın, açıklayın.
'TÜİK NEDEN KAYIP ÇOCUK VERİ AKIŞINI DURDURDU?'
Sözünü ettiğiniz tespitler çocuklarımızın hayatta olduklarını mı yoksa öldüklerini mi gösteriyor? Eğer öldülerse mezar yerleri nerede ve aileleri bunu neden bilmiyor. Depremden sonra gümrük kontrolüne girmeden bölgeye giriş çıkış yapan araçlar oldu mu? Eğer olduysa bunlar hangi uluslararası yardım görünüşlü kuruluşların logolarını taşıyorlardı. Son olarak 2016 yılına kadar kayıp çocuklarla ilgili düzenli olarak veri açıklayan TÜİK tam da sığınmacı akının etkisiyle rekor artışlarının yaşandığı bu dönemde neden bu veri akışını durdurdu? Kimden, neyi saklıyorsunuz? Nereye kadar saklamayı düşünüyorsunuz?

Bu kadar çok soru işaretinin olduğu böyle bir konuda eğer ki iktidar bunlara cevap veremiyorsa, çocuklarımızın nerede olduğunu bilmiyorsa, ailelere bir açıklama yapamıyorsa, milletine karşı sorumluluğunu yerine getiremiyor demektir. Böyle bir iktidar da devlet yönetme kabiliyetini tamamen kaybetmiş demektir. Bu kadar basit.

'DEM'E MAHKUM OLANLAR MI HÜDA PAR'A BOYUN EĞENLER Mİ?'
Ayrıca bu seçimlerde sadece belediyeler değil başka şeyler de oylanacak. Mesela DEM'e mahkum olanlar mı? HÜDA PAR'a boyun eğenler mi? Yoksa İYİ Parti'nin dimdik duruşu mu? İşte bu oylanacak. Mesela oy uğruna bölücülerin sözlerini yutanlar mı? Oy uğruna terörist başının mektubunu okutanlar mı yoksa bu iki kirli anlayışa karşı çıkan İYİ Parti mi? Mesela Cumhuriyetimizi tapulu malı görenler mi? Yüce dinimizin hamiliğine soyunanlar mı? Mesela kendininkinden başka hiçbir fikre tahammülü olmayan tek adam monarşisi mi? Kendininkinden başka hiçbir karara saygısı olmayan eş başkanlar oligarşisi mi? Yoksa Türkiye'nin milli demokratik yükselişini başlatan İYİ Parti mi? Devletin kaynaklarıyla beslenen yandaş medya mı? Belediyenin kaynaklarıyla yolunu bulan yoldaş medya mı? Yoksa milletin sevgisiyle yürüyen İYİ Parti mi? İşte bu oylanacak.

Editör: Nigar Topcu