CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhuriyet'e verdiği röportajda, dış politikadan sığınmacı sorununa, partisinin yeni tüzük çalışmalarından milli futbolcu Merih Demiral’ın Avusturya maçında attığı gol sonrası yaptığı bozkurt işareti tartışmalarına kadar birçok konuda açıklamalarda bulundu.

Ehliyet sahipleri dikkat: Yenilemeyene 13 bin lira para cezası geliyor Ehliyet sahipleri dikkat: Yenilemeyene 13 bin lira para cezası geliyor

Özel, sığınmacı sorununa değinirken, Avrupa'nın Suriyeli mültecilerin hedef ülkesi olmamak için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Türkiye'yi bir mülteci kampına çevirecek bir anlaşma imzaladığını ifade ederek, ciddi bir sınır güvenliği tehdidi olduğunu söyledi. Özel, "Türkiye’yi Erdoğan yönetsin, iyi bir pazarlık yapalım, bunları orada tutalım” dediler ve utanç verici bir süreç yaşanıyor. Sığınmacı sorununun tek aktörü Erdoğan'dır." diye konuştu.

Cumhuriyet'e konuşan Özel'in açıklamaları şöyle:

‘İNİSİYATİF ALIRIZ’

Sığınmacı sorununu, Suriye’nin geleceğini ve Türkiye’nin Suriye politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Suriye’de birden çok zorluk var. Sınırın öbür tarafında tek bir devlet ve askerleri yok. Bu nedenle sınır güvenliği ciddi bir sorun. Bu konuda etkin bir tutum alacağız. Önümüzdeki ay içinde Suriye konferansı veya Türkiye’de sığınmacı sorununa yönelik bir konferans yapmayı düşünüyoruz. Burada çözüm önerilerimizi dile getireceğiz. Esad ile görüşme de dahil her konuda inisiyatif alacağımızı daha önce söylemiştik. Yıllardır zaten görüşülmesi gerektiğini söylüyoruz. Esad ile CHP’li milletvekilleri görüştü diye neredeyse vatan haini oluyorlardı. Şimdi biz Esad ile görüşebiliriz dedikten saatler sonra Erdoğan, “Biz birlikte tatil yaptık, yine yapabiliriz” dedi. Avrupa, Suriyeli mültecilerin hedef ülkesi olmamak için Erdoğan’la Türkiye’yi bir mülteci kampına çevirecek anlaşma imzaladı. 6 milyon Avroluk bir anlaşma yaptılar ama görünmeyen tarafında “Türkiye’ye karşı raporları yumuşak yazalım, Türkiye’yi Erdoğan yönetsin, iyi bir pazarlık yapalım, bunları orada tutalım” dediler ve utanç verici bir süreç yaşanıyor. Bugün Türkiye’de ne yaşanıyorsa bunun iki sebebi ve tek aktörü var. Bir tanesi komşunun iç işlerine karışan, toprak bütünlüğüne saygı duymayan, komşudaki devlet dışı unsurları muhatap kabul eden Erdoğan’ın dış politikasıdır. Bir tanesi de Avrupa Birliği’yle (AB) yapılan bu geri kabul anlaşması. İkisinin de aktörü Erdoğan. Bugün Türkiye’de mülteciler konusunda ne sorun yaşanıyorsa bunun sorumlusu AKP’nin yanlış tercihleri.

‘PAMUK ELLER CEBE’

Suriye ile bir temas kurdunuz mu?

Gayri resmi kanaldan bir bağlantımız var. Resmi görüşmeyi arkadaşlarımız planlamaya çalışıyor. Sığınmacı sorunu hiç yokmuş gibi davranan bir taraf ile sığınmacıları gerekçe göstererek uç noktalara giden bir taraf var. CHP’nin bu konuya bakış açısı nedir? CHP’nin durduğu yer çok kıymetli. Özenli bir dil kullanıyoruz. Geçen zaman ve yaşananlar bizi haklı çıkarıyor. Atatürk’ten miras bir dış politikanın sacayağı var. O, “Komşunun toprak bütünlüğüne saygılı ol, komşunun devletini muhatap al, devlet dışı unsurları muhatap alma” diyor. Biz önümüze geleni Kuvay-ı Milliye ilan ediyoruz. Şimdi Suriye’de Türk bayrakları yakılıyor, “Onlar ÖSO değil” diyorlar. Biri sizin için 75 dolara kurşun sıkıyorsa yarın 200 dolar veren oldu mu size karşı saldırganlaşıyor. CHP, yurtta barış dünyada barış yaklaşımıyla Suriye’yle ilişkileri iyileştirmeyi, Suriye’nin istikrarını sağlamayı savunuyor. Ondan sonra da bütün Avrupa ülkeleri ve dünyadaki yapılara “Pamuk eller cebe” diyerek sığınmacıların oraya gitmesi için oralara okullar, hastaneler yapmak lazım. Amerika’nın iştahını, Rusya’nın ısrarını yönetebilecek etkin bir dış politika gerekiyor. Bunların hepsinin yapılması için bir paradigma değişikliğine ihtiyaç var. Avrupa’nın kendileri için istikrarlı bir yapı gördükleri Erdoğan’ın politikaları Türkiye için gitgide istikrarsızlaşıyor. Artık bu mızrağın çuvala sığacak hali kalmadı. Ben Avrupa’daki siyasi muhataplarımızla da konuşuyorum. Türkiye’nin sığınmacı sorunu çözülmeli. Suriye istikrara kavuşmalı. Siz bu konuda üzerinize düşeni yapmalısınız. Sonra da AB üyeliğimizle ilgili çoktan hak ettiğimiz bir şeyi ortadan kaldırmalısınız. 60 yıldır başvurmuşuz, yanımızdan gelen geçti.

AŞIRI SAĞDAKİ YÜKSELİŞ KAYGI YARATIYOR

Hafta sonu Sosyalist Enternasyonel toplantısına katılacaksınız. Avrupa’da sağın yükselişini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Avrupa’da aşırı sağ güçleniyor ve en çok güçlendiği yerler bizim açımızdan daha da endişe verici. Almanya ve Fransa’da, Avusturya’da çok sayıda Türk var. Bu nedenle bu aşırı sağ, ırkçı partilerin güçlenmesi endişe verici. Bunu Sosyalist Enternasyonel’de de söylemiştim. Hep birlikte mücadele etmeliyiz. Bu hafta şüphesiz ana konulardan birisi bu olacak. ‘ALTI OKA İKİ RENK KATACAĞIZ’ Tüzük kurultayı hazırlıklarını ne durumda? Hazırlıklar 4-5 aydır sürüyor. Mahallelerde, ilçelerde çalışma yapıldı. İllerin görüşleri alındı. 7 bin katkı alınmış durumda. Sosyalist Enternasyonel Tüzük Komisyonu’nun da katılacağı ilk günü Sivas’ta olan bir kongre yapacağız. Çünkü Gazi Mustafa Kemal Atatürk ilk kongremizi Sivas olarak kabul ediyor. 4 Eylül’de Sivas’ta olacağız. Hem Sivas Kongresi’nin törenlerine katılacağız hem de toplanacağız. 5 Eylül’de Ankara’da tüzük komisyonu toplantı gerçekleştirecek. 9 Eylül’de yine Ankara’da partinin kuruluşunu kutlayabiliriz. Ama 6-7-8 Eylül’de kurultay delegelerinin, il başkanlarının, yöneticilerin, dışarıdan konukların, akademisyenlerin katılımıyla çok iyi, demokratik, parti içi demokrasiyi önceleyen, kadınları ve gençleri siyasete dahil etmek için önlerindeki engelleri bertaraf eden bir tüzük kurultayı yapacağız. Aslında 4-9 Eylül arası süreci seçimsiz bir değişim kurultayı olarak görüyoruz. Tüzükteki değişimin son şeklinin verileceği, programdaki değişimin de adımlarının atılacağı; kavga, dövüş yerine akıl, tartışma, katkı ve herkesin içine sinen bir tüzük yazıp onu hayata geçirmeye niyetleniyoruz. Bu konuda önceki genel başkanlarımızı da dahil ediyoruz. Hani bazıları “Eylül ayı için partide tartışmalar oluyor” falan diyor. Aksine eylülde herkes tüzüğe yapacağı en iyi katkıyı yapacak.

"KADINLARA SİYASETTE ALAN AÇAN BİR SÜRECE GİTMEYİ DÜŞÜNÜYORUZ"

Çalışmaların içeriğinden söz edebilir misiniz?

Tüzük yazım komisyonunun her aşamasına Dil Derneği’ni de dahil ediyoruz. Çünkü eskiden tüzüğü yazıp Dil Derneği’ne yollamışız, dernek düzeltme yapmış, hukukçular anlam değişiyor diye itiraz etmiş. Dil Derneği yönetimiyle konuştum. Kararlar verilip taslağın kâğıda döküldüğü aşamada katkı sağlayacaklar. Yani ikinci yüzyıla yakışır, evladiyelik bir tüzük yapmak istiyoruz. Tüzüğü böyle küçük tartışmalara alet etmeyecek, çok katılımcı bir şekilde yazmak istiyoruz. İstismara açık, eline alanın istediği gibi eğip bükmediği gerçek bir parti anayasası yapmak istiyoruz. Mümkün olursa 8 Eylül gününü program tartışmalarına bırakmak istiyoruz. Bu programla aslında CHP’nin ikinci yüzyıldaki iktidarının seçim beyannamesi, çevre dostu, dezavantajlı gruplarla ilgili önemli bir iddia koyan, kadınlara siyasette alan açan bir sürece gitmeyi düşünüyoruz. Anlayış olarak da CHP’nin devletçilik okuna iki renk kazandırmayı düşünüyoruz. Devleti yönetirken sürdürülebilir kalkınmayı ve çevre duyarlılığını temsil eden yeşil ve kadın erkek eşitliğini temsil eden bir mor rengi. Değişimin altını dolduruyoruz. Önceki yönetimle tartışmalar olduğu iddiasına ilişkin ne söylersiniz? Önceki yöneticilerin asla kendilerini dışarıda hissetmediği bir barış ortamında çalışıyoruz. Hatta geçen gün de mesela Sinan Ateş davasına ben gidemedim önceki genel başkanımız gitti. Sıkı ilişkiler içindeyiz. Partide birileri çatışma beklerken aksine 4-9 Eylül arası değişimin altının doldurulacağı, sonra da ikinci yüzyılın programının yazılacağı bambaşka bir hedef var.

‘HER SÖYLEMİMİZİ ÖLÇÜYORUZ’

Söylemlerinizle ilgili toplumdan gelen geri dönüşlerle ilgili ölçümlerinizi sürdürüyor musunuz?

Evet, hâlâ her tarafımız anket dolu. Yerel seçimde 355 bin anketle aday belirleyip, 255 bin anketle adayların performanslarını sahada takip etmiştik. Söylemlerimizin nasıl karşılık bulduğunu ölçüyoruz. Mesela asgari ücreti 25 bin TL önerirken yaptığımız ölçüme göre en çok talep edileni söyledim. Bir gözümüz hep vatandaşın ne düşündüğünde.

‘MİLLİ TAKIM’I SİYASETE ÇEKMEYELİM’

A Milli futbol takımımızın oyuncusu Merih Demiral’ın Avusturya maçında attığı gol sonrası bozkurt işareti yapması üzerinden süren tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şu anda Milli Takım’ın tam bir konsantrasyonla, ülkenin tamamının desteğini alarak maçlarını tamamlaması lazım. Gencecik çocuklar. Bu meseleyi Türkiye’de bir siyasi gündem yapmayı doğru bulmuyoruz. Milli Takım’a bir bütün olarak destek veriyoruz. Maçlar biter, geçer, siyasi simgenin futboldaki yeri, bu bir siyasi simge mi tartışılır. İşareti sadece bir siyasi partiye mal etmemek lazım. Ben Türkiye ittifakı dediğimde bir sürü kişi bana bozkurt yapıyor. Zaten kendisi de “Türklerin gücüne vurgu yaptım” demiş. Gencecik bir futbolcunun üzerine gidip tartışmamak lazım. Ancak Merih’in yaptığı bu işareti canhıraş savunanlar geçmişte zafer işareti yapan Deniz Naki’yi de linç etmişti. Siz bir işarete toleranslı olunması gerektiğini söylüyorsunuz. Ben de bu kanaatteyim. Burada çifte standarda yer yok. Bir de Milli Takım’ı siyasete çekmemek lazım. 

Editör: Nigar Topcu