“Bazı yazarların, sanatçıların kendilerinin değil de eserlerinin “kariyer” ini anlatmak için “dünyaya iki kere gelmek” metaforu kullanılabilir. “Birinci geliş” sanatçının kendi hayatı içinde kalan bölümdür. Bir de, onun hayattan ayrılmasından sonra dünyanın eserlerine bakması faslı vardır ki, ”ikinci geliş” de bunu anlatır…” Murat Belge
Türk düşünce ve edebiyat hayatında bazı isimler vardır; yazdıklarıyla yetinmez, okuma biçimimizi de değiştirirler. Murat Belge, uzun yıllardır bu çizgide duran ender aydınlardan biri. Onu yalnızca eleştirmen olarak anmak eksik kalır. Akademisyen kimliği, çevirileri, siyasal düşünceye dair müdahaleleri, kültür tarihine uzanan ilgisi ve roman sanatına dönük dikkatli bakışıyla geniş bir entelektüel alan kurdu. Türkiye’de çoğu zaman edebiyat konuşmaları dar kalıplar içinde sıkışırken, Belge metinleri daha büyük bir çerçevede ele aldı. Bir romanı değerlendirirken olay örgüsüne ya da kahramanlarına bakmadı; dönemin ruhunu, sınıfsal yapıları, zihniyet değişimlerini, dilin dönüşümünü de hesaba kattı. Bu bakımdan onun kaleminden çıkan her yeni çalışma sıradan bir yayınevi faaliyeti olmanın ötesine geçer.
Son kitabı Bir Dönüm Noktası Olarak Tutunamayanlar ve Oğuz Atay da böyle okunmalı. Çünkü burada masaya yatırılan eser, Türk romanının yönünü değiştirmiş metinlerden biri Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ı… Belge, bu romanı yıllar sonra yeniden ele alırken geçmişe dönük bir saygı duruşu yapmıyor. Bugünden bakıyor, romanın etkisini tartışıyor, neden hâlâ canlı kaldığını sorguluyor, neden her kuşağın yeniden keşfettiğini açıklamaya çalışıyor.
Aslında Tutunamayanlar üzerine konuşmak bugün çok daha kolay. Artık klasikler arasında sayılıyor. Üniversitelerde ders konusu oluyor. Genç okurlar arasında güçlü bir karşılığı var. Sosyal medyada alıntıları dolaşıyor. Fakat yayımlandığı yıllarda manzara bambaşkaydı. Alışılmış roman düzenini bozan, uzunluğu ile okuru zorlayan, biçimsel cesaretiyle şaşırtan bir kitaptı. Türkiye’de roman denildiğinde daha çok toplumsal meseleleri düz bir çizgide anlatan eserlerin rağbet gördüğü bir dönemde Oğuz Atay bambaşka bir yol açtı.
Romanın merkezinde Turgut Özben’in, arkadaşı Selim Işık’ın ölümünün ardından çıktığı arayış yer alır. İlk bakışta bu, bir arkadaşın geçmişe dönük soruşturması gibi görülebilir. Oysa yolculuk ilerledikçe Turgut’un aradığı kişinin Selim olmadığı anlaşılır. Kendi eksiklerini, kendi suskunluklarını, kendi hayatındaki boşluğu da araştırır. Selim Işık ise bir roman kişisinin sınırlarını aşar modern hayatla uyum kuramayan, zeki olduğu kadar kırılgan, dünyayı fazla ciddiye aldığı kadar onunla alay da eden insanın simgesine dönüşür.
Tutunamayanlar’ın asıl etkisi burada bitmez. Romanın biçimi de içeriği kadar sarsıcıdır. Parçalı anlatım, ironi, iç monologlar, ansiklopedi maddelerini andıran bölümler, şiir parodileri, bilinç akışına yaklaşan kırılmalar… Oğuz Atay Türkçeyi hem ciddi hem oyunlu bir biçimde kullanır. Resmî dili tersyüz eder, klişelerle eğlenir, acıyı mizahla yan yana getirir. Okur bir sayfada güler, birkaç satır sonra içini sıkıştıran bir yalnızlıkla karşılaşır. Bu nedenle roman her yaşta başka türlü okunur. Gençken başka, yıllar geçince başka kapılar açar.
Murat Belge’nin kitabı ise bu çok katmanlı yapıyı sabırla açıyor. Tutunamayanlar’ı sevilen bir klasik olarak anmakla yetinmiyor onu hangi tarihsel zeminin doğurduğunu, hangi edebiyat anlayışına itiraz ettiğini, neden kırılma yarattığını anlatıyor. Belge’nin en güçlü tarafı burada ortaya çıkıyor. Romanı cam fanusa koyup uzaktan seyretmiyor. Çevresindeki dünya ile birlikte okuyor.
Kitabın başlığındaki “dönüm noktası” ifadesi son derece yerinde. Çünkü Tutunamayanlar Türk romanında yeni bir dönemin kapısını araladı. Tanzimat’tan Cumhuriyet’e uzanan roman çizgimizde toplumu anlatma arzusu güçlüydü. Aile yapısı, Batılılaşma sancısı, taşra-merkez ilişkisi, ahlâk çatışmaları, sınıf atlama isteği… Bütün bunlar romanlarımızın ana meseleleri arasında yer aldı. Oğuz Atay ise bunları bambaşka bir teknikle ele aldı. Toplumu doğrudan anlatmak yerine bireyin zihnine girdi. Kahramanların iç sesleri, kırılmaları, ironiyle örülü düşünceleri üzerinden memleket manzarası çizdi.
Belge, Oğuz Atay’ı ele alırken son yıllarda oluşan kolaycı hayranlık diline de mesafe koyuyor. Bugün Atay adı çoğu zaman birkaç hüzünlü cümleye indirgenebiliyor. Bir çeşit yalnızlık simgesi gibi dolaşıma sokuluyor. Oysa ortada son derece bilinçli, dünya edebiyatını takip etmiş, ne yaptığını bilen, roman tekniği üzerinde ciddi biçimde düşünmüş bir yazar var. Murat Belge, Atay’ı efsaneleştirmeden büyüklüğünü teslim ediyor. Bu denge kıymetli.
Kitap boyunca hissedilen bir başka değer de Belge’nin okuru küçümsememesi oluyor. Bilgisi geniş, birikimi tartışılmaz. Buna rağmen tepeden konuşan bir üslup kurmuyor. Kavramları açık biçimde yerleştiriyor, örneklerle ilerliyor, düşüncesini dayandırıyor. Akademik ağırlık var ama akademik hantallık yok. Bu da kitabı uzmanlara hitap eden bir çalışma olmaktan çıkarıyor. Roman meraklısı her okur rahatlıkla içine girebilir.
Belge’nin çalışmasının dikkat çekici yanlarından biri de Tutunamayanlar’ı geçmişte kalmış bir anıt eser gibi ele almaması. Romanın bugüne uzanan süreçlerini görünür kılıyor. Başarı baskısı, toplumsal uyum zorlaması, insanın kendi sesini kaybetmesi, kalabalık içinde yalnızlaşması, eğitimli bireyin yönsüzlüğü… Bunlar bugün de hayatın ortasında duran meseleler. Roman bugünün insanına da temas ediyor.
Bir bakıma Belge, Oğuz Atay üzerinden Türkiye’nin kültürel hikâyesini yeniden okuyor. Modernleşme ideali ile gündelik hayat arasındaki mesafe, kurumların dili ile bireyin dili arasındaki çatışma, Batı’ya dönük arzu ile yerli gerçeklik arasındaki gerilim, orta sınıf hayatının görünmez sıkışmaları… Bütün bunlar satır aralarında dolaşıyor. Okur, Türkiye’nin zihinsel serüvenine dair ipuçları da topluyor.
Burada şunu da söylemek gerekir. Edebiyat eleştirisi çoğu zaman hak ettiği ilgiyi görmez. Yeni romanlar, ödüller, satış rakamları daha çok konuşulur. Oysa bir eseri derinlemesine okuyan, onu bağlamına yerleştiren, yeniden düşünmemizi sağlayan eleştiri metinleri kültür hayatı için hayati önemdedir. Murat Belge’nin kitabı bunu bir kez daha hatırlatıyor. Çünkü Tutunamayanlar’ı okumuş olanlara yeni pencereler açıyor, henüz okumamış olanlara da meraklı bir davet sunuyor.
Kitabın bir başka başarısı, Tutunamayanlar’ı kutsal bir nesneye çevirmemesi. Büyük eserleri övmek kolaydır. Fakat o zaman eser canlılığını yitirir. Belge ise sorular soruyor, tartışıyor, yer yer itiraz ediyor, ardından yeniden açıklıyor. Böylece roman tozlu raflardan indirilip bugünün okuruyla yeniden konuşmaya başlıyor.
Bu çalışma, Türk romanının nasıl evrildiğini anlamak isteyen herkes için değerli bir kaynak niteliğinde. Neden bazı yazarlar yaşarken yeterince anlaşılmaz? Neden bazı eserler zamanla büyür? Bir roman hangi koşullarda yön değiştirici etki yaratır? Edebiyat ile toplum arasındaki bağ nasıl kurulur? Belge, bu soruların çevresinde dolaşırken okuru da düşünmeye çağırıyor.
Murat Belge’nin yıllara yayılan emeği açık biçimde hissediliyor. Gösterişsiz bir ustalık var. Bilgiyi sergileme hevesi yerine paylaşma isteği öne çıkıyor. Oğuz Atay’ı anlatırken romanı öne çıkarıyor. İyi eleştirinin ölçüsü de biraz burada aranmalı. Eleştirmen görünür ama eserin önüne geçmez.
Bugünün hızlı tüketim alışkanlıkları içinde böyle kitapların değeri daha da artıyor. Kısa yorumların, yüzeysel övgülerin, birkaç cümlelik kanaatlerin arasında dikkatle düşünülmüş çalışmalar nefes aldırıyor. Murat Belge, okura zaman ayırmayı öneriyor. Yavaş okumayı, tekrar dönmeyi, cümlelerin arkasındaki zihni aramayı hatırlatıyor.
Sonuç olarak Bir Dönüm Noktası Olarak Tutunamayanlar ve Oğuz Atay, hem bir roman incelemesi hem de kültür hayatımıza dair ciddi bir düşünme çağrısı. Oğuz Atay’ın neden büyük bir yazar olduğunu yeniden gösterirken, iyi eleştirinin neden vazgeçilmez olduğunu da kanıtlıyor. Kitabı bitirdiğinizde Murat Belge’ye hak vermiş olmuyorsunuz; içinizde yeniden Tutunamayanlar’ın sayfalarını açma isteği beliriyor.
Sanırım iyi bir eleştiri kitabının gerçek başarısı burada başlar. Okuru son sayfada bırakmaz onu yeniden edebiyata gönderir.