Tarihin büyük bir dehasını kaybettik. İlber Ortaylı’nın tarihçiliğe etkisi yalnızca akademik kürsülerde, kitaplarda veya konferanslarda değil; aynı zamanda tarihe merak duyan bir gençlik yetiştirmesinde de kendini gösterdi. Bedenen aramızdan ayrılmış olsa da, söylemleri ve bıraktığı izlerle hâlâ bizimle.
Tarihin hafıza arşivi kabul ettiğimiz İlber Ortaylı’yı engin tarih bilgi ve bilinci yanında insanî özellikleri ve güzellikleriyle de hatırlayacağız. Zarafeti, beyefendi tavırları, görgü ve bilgisini gösterme inceliği, uygar dünyayla teması, özgün iletişimci doğası, tarihi masalsı bir kolaylıkla zihinlere yaklaştırma biçimi… Daha olumlu pek çok özelliği sıralanabilir. Ancak her insan gibi bazı olumsuz olarak tarif edilen hâlleri de olabilir. Bu kusurları vefatından sonra “suç” gibi “günah” telakki edip destansı bir dille anlatan gafilleri tarihin yanılmaz adaletine bırakıyoruz.
Biz, İlber Hocamızın ardından oluşan “sevgi dili”ni muhafaza edenlerle birlikteyiz.
Çünkü öğrendiklerimiz o yaşarken bitmedi. Bıraktığı eserleriyle yolumuzu aydınlatmaya devam edeceğiz.
İlber Ortaylı’ya göre bir şehri tanımanın başlıca kuralı, kentin sokaklarında dolaşmak ve her köşesini bizzat deneyimlemektir. Hepimizin bildiği “Çok okuyan mı, çok gezen mi bilir?” sorusunun cevabı ise, onun nazarında, bilginin ancak gezip görmekle tamamlandığı gerçeğinde saklıdır.
Türkiye’de özellikle görülmesi gereken yerler arasında Ortaylı’ya göre İzmir’in kuzeyinde yer alan Bergama ilçesi başta gelir. Bergama, onun deyimiyle “el değmemiş yerler” arasında kalabilmeyi başarmış yerleşimlerdendir. Ben de zaman zaman Bergama’nın İzmirliler arasında bile yeterince popüler olmadığını düşünür, Efes’ten bu denli geri kalmasını kabullenemem.
Hâlbuki dünyada üç tane bulunan ve bunlar arasında en korunmuş hâlde günümüze gelen antik çağın şifa merkezlerinden Asklepion, Bergama’da bulunmaktadır. Eczacı Odalarının da logolarında kullandığı yılan figürünün kökeniyle ilişkilendirilen bu ören yeriyle sınırlı olmayan ilçe, Anadolu’da bulunan en büyük Mısır tapınaklarından olan Kızıl Avlu’ya da sahiptir. Kızıl Avlu restorasyon çalışmaları nedeniyle ziyarete kapalı olsa da hemen yanından geçen yaklaşık 200 metrelik Selinus Tüneli’nin üzerine kurulan günümüz Bergama’sının izlerini görmek mümkün. Bu ayrıntı bile insanı geçmiş dönemin yapı ustalığına hayran bıraktırıyor.
Öte yandan Akropol’e çıkıp dünyanın en dik antik tiyatrosundan şehrin manzarasını izleme fırsatını başka bir yerde yaşamak zor olacaktır. Akropol’ün bahsi geçmişken İlber Ortaylı’nın Bergama’da görülmesini bilhassa istediği yer, burada bulunan Zeus Sunağı’ydı. Ancak bunu görmeniz için Bergama’ya mı yoksa Berlin’e mi gitmeniz gerekir, bilemiyorum. Tercihi size bırakıyorum.
1872 yılında Zeus Sunağı Berlin’e götürüldüğünde, Akropol’de yalnızca birkaç basamağı kalmış; üzerindeki o muhteşem kabartmalarla birlikte Çandarlı Limanı üzerinden Almanya’ya taşınmıştı. Bugün Berlin’de bulunan Pergamon Müzesi’nde hâlâ ziyâret edilebiliyor.
Kaderin cilvesidir ki, kazıları yöneten ve sunağın Almanya’ya götürülmesi için büyük çaba sarf eden Carl Humann, sunağın kendisini Almanya’ya taşımış; fakat kendi bedenini, sunağın hemen altında bulunan bir ağacın gölgesinde bu topraklarda bırakmıştır.
Ege’nin ve şehirlerinin kadim tarihini, kitaplardan çıkarıp sözcüklerle önünüze getirmeye devam edeceğiz. Yeni nesil bir tarihçi olarak belki de yanı başımızda duran eserlerle yeniden tanışmaya vesile olmak umuduyla merhaba diyorum.