Gamze ESKİKÖY / Dijital Gaste- Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP), Türkiye’de yasalaşan İklim Kanunu’na sert tepki gösterdi. Kanunun sera gazı salımlarını azaltmayı hedeflemediğini savunan platform, düzenlemenin “Emisyon Ticaret Sistemi ve karbon kredileri üzerinden kirletenlere yeni ticaret alanları açmayı hedefleyen bir karbon piyasası yasası” niteliğinde olduğunu belirtti.

İklim Kanunu fosil yakıt şirketleriyle hazırlandı

Yapılan açıklamada, kanunun hazırlanma sürecine yönelik de eleştiriler yer aldı. EGEÇEP, düzenlemenin ekoloji örgütleri ve toplumun katılımı olmadan hazırlandığını belirterek şu ifadeleri kullandı:

“İklim Kanunu iklim krizinin asıl failleri olan fosil yakıt şirketleri ve sermaye grupları ile birlikte hazırlanmış, halkın, ekoloji örgütlerinin ve iklim adaleti mücadelesinin talepleri sürecin dışında bırakılmıştır.”

COP31 ve Halkların İklim Zirvesi vurgusu

Platform, 2026 yılının Kasım ayında Antalya’da düzenlenecek COP31 İklim Zirvesi’ne de dikkat çekti. Açıklamada, zirvenin Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirileceği belirtilerek şu değerlendirmeye yer verildi:

“Türkiye’nin ev sahipliğinde, iktidarın ‘iklim liderliği’ ve ‘yeşil dönüşüm’ söylemleri eşliğinde düzenlenecektir. Aynı günlerde yine Antalya’da yapılacak Halkların İklim Zirvesi ise iklim krizinin gerçek mağdurlarının sesini, sermayeden değil yaşamdan yana bir iklim adaletini yükseltecektir.”

Sıcak havada kalbi zorlayan sessiz tehlike: Bu saatlere dikkat!
Sıcak havada kalbi zorlayan sessiz tehlike: Bu saatlere dikkat!
İçeriği Görüntüle

Iklim Cevabı

EGEÇEP, Türkiye’nin COP31’e hazırlanırken ülkenin birçok bölgesinde fosil yakıt ve madencilik projelerinin sürdüğünü belirterek, “İklim Kanunu bu ikiyüzlülüğün yasal çerçevesini oluşturmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.

Ege ve Türkiye maden sahasına dönüştürülüyor

EGEÇEP açıklamasında Türkiye’deki madencilik faaliyetlerine de dikkat çekildi. Ege Bölgesi başta olmak üzere birçok alanın madencilik projeleriyle baskı altında olduğu belirtildi.

Platform, Kaz Dağları, Madra Dağı, Murat Dağı, Kozak Yaylası, Uşak Kışladağ, İzmir Efemçukuru ve Milas Akbelen gibi bölgelerin vahşi madencilik ve ekstraktivizmin etkisi altında olduğunu ifade ederek, bu alanların ormanları, meraları ve tarım arazileriyle birlikte ciddi bir tehdit altında bulunduğunu kaydetti.

Acele kamulaştırma yağma rejimine dönüştü

EGEÇEP, doğa ve yaşam alanlarını hedef alan projelerde acele kamulaştırma uygulamalarına da tepki gösterdi.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“İktidar, doğayı ve yaşam alanlarını hedef alan projelerde ‘kamu gücü’nü kullanarak, yerel halkı mülksüzleştiren, yerinden eden bir yağma rejimi kurmuştur. İnsanları toprağından, zeytinliğinden, tarlasından, merasından, ormanından, evinden koparmak yalnızca ekonomik bir kayıp değil, aynı zamanda derin bir kültürel ve ekolojik yıkımdır.”

Muhabir: Gamze ESKİKÖY