Erol, bir duruşmasına katılmak için Ankara’dan Siirt’e yürüyerek gitti. O anları sosyal medya hesabında paylaşan Erol, “Türkiye’deki yargılamaların yavaşlığına dikkat çekmek için bir delilik yaptım ve Ankara’dan Siirt’e duruşmaya yürüyerek yetiştim. Yargılamalar o kadar yavaş ki bazı davalarda davayı açan nesil, kararı gören nesil başka oluyor.” ifadelerini kullandı.
Erol’un paylaşımı kısa sürede yüz binlerce kişi tarafından izlendi, sosyal medyada gündem oldu. Avukat, yürüyüşün ardından yaşananları ve bu dikkat çekici eylemin ardındaki düşünceyi anlattı.
“Bu bir cesaret değil, mizahi bir destekti”
Erol, eylemini cesur bir çıkış olarak görmediğini belirterek, aslında uzun süredir tartışılan bir soruna mizahi bir dille dikkat çekmek istediğini söyledi:
Öncelikle bunu cesur bir çıkış olarak adlandırmak sizin naifliğiniz. Ben cesur bir çıkış olarak görmüyorum. Zaten herkesin bildiği ve özellikle de son zamanlarda gerek Yargıtay Başkanımızın gerekse Adalet Bakanımızın üzerinde aktif olarak çalıştığı bir konuya kendi penceremden mizahi bir dilde destek vermek istedim.
Sosyal medyada hikâye anlatmayı sevdiğini belirten Erol, paylaşımının bu kadar ses getirmesini beklemediğini de ekledi:
İzleneceğini düşünüyordum ama bu kadar yoğun bir ilgi beklemiyordum. İlginin sebebi benim yürümem değil, toplumda çok kişinin bu konuda bir derdi olması.
“Meslektaşlarım gülüyor, Siirt’ten misafir eden bile çıktı”
Yürüyüş sonrası çevresinden ve meslektaşlarından gelen tepkileri de paylaşan Erol, olayın hukuk camiasında esprili bir şekilde karşılandığını ifade etti:
Meslektaşlarım esprinin farkında olduğu için gülüyorlar. Ayakkabı hibe edelim diyen oldu. Siirt’ten bir meslektaşımız arayıp ‘Gel, seni misafir edelim’ dedi. Aramızda komik bir hikâyeye dönüştü.
Adaletin hızlanması konusunda farkındalık yaratıp yaratmadığı sorusuna ise şu yanıtı verdi:
Rahmetli Kemal Sunal’ın Davacı filmi veya Ferhan Şensoy’un Pardon filmi bile kıvılcım yakamadıysa benim hikâyem mi yakacak? Bu mesele o kadar basit değil. Kıvılcım yakmak da öncülük etmek de benim haddim değil.
“Adil karar, sadece doğru olmakla kalmamalı; adil hissettirmeli”
Davaların yıllarca sürmesinin toplumda yarattığı duygusal tahribata da değinen Erol, adaletin zamanında tecelli etmesinin önemini şu sözlerle vurguladı:
Kararlar adil olmak zorunda ama aynı zamanda adil hissettirmek zorunda. Teorikte adil olan bir karar zamanın etkisiyle duygusal ağırlığını yitirebiliyor. Hukukçular olarak bu meseleye bu kadar eğilmemizin sebebi de bu.
“İnsan olarak üzülüyoruz, avukat olarak kahroluyoruz”
Bir vatandaşın “1945’ten beri süren davam var” sözlerine de değinen Erol, yargı sisteminin uzun süreçlerinden duyduğu üzüntüyü dile getirdi:
İnsan olarak üzülüyoruz, avukat olarak kahroluyoruz. Maalesef benim de benzer şekilde uzayan davalarım var ama elimizde sihirli değnek yok. Belki yapay zekâ sayesinde, belki başka yöntemlerle ama uzun ve titiz bir çalışmayla düzeltilebilecek bir sorun. Demokratik sistemlerde yargı öz denetim, itiraz ve dış denetim mekanizmalarıyla en doğru kararı vermeye çalışıyor, bu da doğal olarak sistemi hantallaştırıyor.
Avukat Mustafa Enes Erol’un yürüyüşü, mizahi bir eylem olmanın ötesinde, Türkiye’de yıllardır süregelen “adaletin gecikmesi” sorununa yönelik toplumsal bir duyarlılığı yeniden gündeme taşıdı.





