Ülkü Ocakları eski Genel Başkanı Sinan Ateş’in Ankara’da suikast sonrası öldürülmesine ilişkin açılan davanın ilk duruşması başladı. 22 tutuklu sanık 19 ay sonra hakim karşısına çıkıyor. Duruşma Ayhan Bora Kaplan davasına da bakan 32. Ağır Ceza Mahkemesinde görülüyor. Duruşmanın yapıldığı Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’nde yoğun güvenlik önlemleri alındı. Duruşmayı izlemek için gelen Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş, “Suçluların yargılanmasından başka bir şey istemiyoruz” dedi.

Mahkemede sanıkların ifadelerini değiştirdiği görüldü. Tetikçi Eray Özyağcı: "Emri Doğukan Çep'ten aldım" derken, azmettirici Doğukan Çep: "Öldüğü için üzgünüm, ayaklarından vurdurmaya gönderdim." dedi.

Doğukan Çep savunmasında "Büyük şaibe var. Eray Özyağcı ayağından vuruyor, karnındaki MKE, Eraydaki Sterling mermi. Bence Sinan Ateş, Selman Bozkurt'un mermisi ile karnından vuruldu” sözlerini kaydetti.

SIKI GÜVENLİK ÖNLEMİ
Sinan Ateş cinayeti davası öncesinde Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü çevresinde ve içinde yoğun güvenlik önlemleri alındı. Cezaevi kampüsüne giden yolda trafik ve çevik kuvvet polisleri tarafından bazı araçlara arama işlemi uygulandı. Cezaevine giden yolda trafik yoğunluğu yaşanırken, yol kenarında TOMA araçları bekletildi. Cezaevi kampüsünde 10 kilometre çapında güvenlik önlemleri alındı. Kampüs önünde onlarca çevik kuvvet aracı ve çevik kuvvet polisleri beklerken, basın için ayrı bir alan hazırlandı.

Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş adliyeye 5 koruma polisi ve çelik yelek giydirilerek getirildi.

KILIÇDAROĞLU VE ÖZEL DURUŞMAYI TAKİP EDİYOR
Duruşmaya yarım saat kala CHP Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Musavat Dervişoğlu, Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce, Milli Yol Partisi Genel Başkanı Remzi Çayır da duruşma salonuna geldi.

Ayrıca DEVA Partisi milletvekili Mehmet Emin Ekmen ve Gelecek Partisi Milletvekili ve Grup Başkanvekili İsa Mesih Şahin de davayı duruşma salonunda takip etti.

Ülkü Ocakları eski Genel Başkanları Atila Kaya, Suat Başaran, Hakan Ünser ve Alişan Satılmış da Sinan Ateş davasını takip ediyor.

"AYŞE ATEŞ TEPKİ GÖSTERDİ: YARIM MAHKEME KURDULAR”
Duruşmayı izlemek için gelen Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş, gazetecilere “Eksik bir iddianame ile yarım bir mahkeme kuruldu. Bizim isteğimiz ayrılan dosyanın hızlıca tamamlanması ve eklenerek, eksiklikler giderilerek yargılamanın yapılması. Suçluların yargılanmasından başka bir şey istemiyoruz. Hala gelmeyen deliller var. Mahkemede tüm bunları talep edeceğim. Yoğun güvenlik önlemleri altında yaşıyorum, gerekli haller dışında evden çıkmıyorum. Siyasi parti genel başkanları sağ olsunlar bizi yalnız bırakmayacaklarını açıkladılar” açıklamasında bulundu.

“AYŞE HANIM ADALET TECELLİ ETTİ DİYENE KADAR YANI BAŞINDAYIZ”
CHP Genel Başkanı Özgür Özel dava ile ilgili sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş suikasti davasını Sincan’da takip ediyoruz. Adalet tecelli edene, suikast üzerindeki sis perdesi aralanana kadar bu davanın takipçisi olacağız.Yanı başında olacağız demiştik, Ayşe Hanım adalet tecelli etmiştir diyene kadar yanı başındayız…” ifadelerini kullandı.

DOĞUKAN ÇEP, KILIÇDAROĞLU'NA BAĞIRDI!
Salona en son, cinayeti planlayan ve organize eden Doğukan Çep ile eski Ülkü Ocakları yöneticisi Tolgahan Demirbaş getirildi. Doğukan Çep, “Bay Kemal nerede” diye bağırınca, jandarma eşliğinde salondan çıkarıldı. Mahkeme başkanı, salondakileri ve sanıkları “sakin olacaksınız, tahriklere kapılmayacaksınız” diye uyardı, Doğukan Çep’in salona getirilmesini istedi. Çep, jandarma eşliğinde salona yeniden getirildi.

Kılıçdaroğlu ise duruşma devam ederken sosyal medya hesabından bir mesaj paylaşarak Çep'e "Buradayım! Mahkeme salonunda katillerin ve arkanızdaki ağababalarınızın gözünün içine bakıyorum!" yanıtını verdi.

MHP'NİN DAVAYA KATILMA İSTEĞİ REDDEDİLDİ
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) iddianamede yer almamasına rağmen davaya katılma talebinde bulundu. Sanıklara soruldu, sanıklar MHP avukatlarının davaya katılma talebini kabul etti, sanık müdafileri ‘takdir mahkemenindir’ dedi. MHP avukatlarının dilekçesi ve dilekçedeki 1 adet flash bellek dosyaya eklendi. Savcı, suçtan doğrudan zarar görmedikleri gerekçesiyle MHP avukatlarının katılma talebinin reddedilmesini talep etti. MHP’nin suçtan zarar gören sıfatı bulunmadığından, katılma talebinin reddine oybirliğiyle karar verildi. Karar, salonda alkışlarla karşılandı.

TETİKÇİ ERAY ÖZYAĞCI İFADESİNİ DEĞİŞTİRDİ
Duruşmada ilk olarak tetikçisi sanık Eray Özyağcı, ifade vermeye başladı. Özyağcı, ‘Ağabey’ diye hitap ettiği Doğukan Çep’in anlaşmazlık nedeniyle kendisini Sinan Ateş’i vurmak için Ankara’ya gönderdiğini, kendisini de olay yerine Vedat Balkaya’nın götürdüğünü söyleyerek, “Aradım aradım ulaşamadım, bir dosya için bana söz vermişti, sözünü tutmadı. Bir para göndermiştim” dedi. “Ben senin için Sinan Ateş’i gider ayaklarından vururum’ dediğini söyleyen Özyağcı, “Sonra Suat Abi’yi (Kurt) aradım, ‘Kalacak yer lazım’ dedik. Doğukan Abi ile beraber otoparka gittik. Otururken bana ‘Her şeyi ayarladım, Ankara’ya gitmem kaldı’ dedi” ifadelerini kullandı.

Mahkeme başkanı Özyağcı’ya, ifadesi ile savunması arasındaki çelişkileri sordu. Sanık Özyağcı, söylemediği şeylerin ifadeye yazıldığını öne sürdü.

Tetikçi Özyağcı, olay anını anlatırken, “Doğukan, Sinan’ın yanında iki kişi var, sadece ayaklarından vur uzaklaş dedi. Ben sadece Sinan Ateş’in sağlı sollu ayaklarına ateş ettim efendim. Bana yanındakiler ateş etti. En son şöyle bir ses duydum: ‘Reisi vurduk, reisi vurduk’ diyorlardı” diye savunma yaptı.

Mahkeme başkanı ise “Kamera kayıtlarını izledim, sana doğru koşuyorlardı. Kim reisi vurduk diye bağıracak sana” diye sordu. Özyağcı, “Ben duyduklarımı söylüyorum vallahi efendim” dedi.

Özyağcı, savunmasına şöyle devam etti:

“Doğukan Abi’yi aradım, ben ayaklarından vurdum ama ‘Reisi vurduk’ diye arkadan ses geldiğini söyledim. ‘Bu işin içinde iş olmasın’ dedim. Sonra Doğukan Abi beni arayıp, ‘Oğlum Sinan Ateş ölmüş, ben size ayaklarından vurun demedim mi’ diye kızdı. Ben öldürmedim, ben yapmadım abi dedim. Kızdı, bağırdı, çağırdı.

"SAVCI  'DEVLET BAHÇELİ TALİMAT VERDİYSE SÖYLE' DEDİ"

İfadelerimde Doğukan Abi’yi (Doğukan Çep) korumak için yalan söyledim. Üç tane savcı benim ifademi almaya başladı. ‘Bize hikaye anlatma, biz bu işin siyasi olduğunu biliyoruz. Sana Devlet Bahçeli talimat verdiyse söyle, bize iki üç MHP’linin adını ver, içeride de dışarıda da seni koruyacağız. Sana birkaç araç fotoları göstereceğim, bunları onayla yeter’ dedi. ‘Ben bunlara alet olmam, bunlar yalan dolan’ dedim. ‘Ben hiç tanımadığım insanlara iftira atamam’ dedim. Bana fotoğraflar göstermeye başladılar. ‘Ben bu dosyanın kalemşörüyüm, sana göstereceğim’ dedi. Öyle bir ifade alıyor ki, abimi korumak için ne yazıyorsa yazsın dedim. Şunları imzala dediler, imzaladım. Sonra da cezaevine gönderdiler. Bana gösterilen araç ve insan fotoğraflarını televizyonlarda gördüm, meğer onlar Ülkü Ocakları’na aitmiş. Allah’a şükrettim beni bunlara alet etmedin diye. Doğukan Çep, benim abimdir, ben sadece abimle Sinan Ateş arasındaki anlaşmazlık yüzünden ayaklarından vurdum. Ben kimseyi öldürmedim.”

Özyağcı, ‘tahliye talebin var mı’ sorusuna da ‘hayır’ yanıtı verdi.

Mahkeme Başkanı avukatlara söz vererek, Özyağcı’yla ilişkin soruları aldı. Özyağcı, “Ben yalnızca Doğukan Abi’mi korumak istedim” dedi. Özyağcı’ya,  yakalandığı Ankara’daki evde kimin karşıladığı soruldu. ‘Suat abi karşıladı’ dedi. Adresi ve konumu kimden aldınız sorusuna ise ‘Doğukan Çep’ yanıtı verdi.

Vedat Balkaya’nın motoru nereden temin ettiğine dair bilgisi olup olmadığı sorusuna, ‘Doğukan Abi’nin parasıyla aldık’ dedi.

DOĞUKAN ÇEP SAVUNMA YAPMADI! “DAVANIN BAŞ AKTÖRÜYÜM”
Özyağcı’nın ifadelerinden sonra sanık Doğukan Çep’e söz verildi. “Ben bu davanın baş aktörüyüm, azmettiriciyim. Mütalaayı beklerim” dedi.

VEDAT BALKAYA İFADE VERMEYE BAŞLADI
Özyağcı’dan sonra sanık Vedat Balkaya’nın savunması başladı. İddianameye göre, Ateş’i öldüren tetikçi Eray Özyağcı, kendisini bekleyen motokurye Vedat Balkaya’nın kullanımındaki motosikletle, Gölbaşı’nda atıl durumda bulunan bir benzin istasyonuna bırakılmıştı.

Balkaya ifadesinde şu ifadeleri kullandı:

“Beni Kocaeli’nde bir ormana götürdüler. Fena dövdüler, ismini bilmediğim bir adamın ismimi vermemi istediler. Çırılçıplak kaldım. Aynı üç gün boyunca Ankara Emniyet’te yaşadım. Ben işin aslını ilk Kocaeli Emniyeti’ne götürülünce öğrendim. Ben böyle bir şey olacağını, birinin vurulacağını bilseydim asla girmezdim. Ben kandırılarak getirildim, alet edildim. Ben bir alacak davası olduğunu, araç gerektiğini söyledikleri için yardım ettim”

“POLİS ÇARPITTI”
Mahkeme başkanı, “İfadende vurulma olayından haberdar olduğunu, hazırlık aşamasından haberdar olduğunu söylemişsin” deyince motorkurye Balkaya, emniyetteki ifadesini reddederek işkence altında ifade verdiğini iddia etti. “Bunlar benim cümlelerim değil, polis çarpıttı, çoğu çarpıtma” diyen Balkaya, tahliyesini talep etti.

“KAÇTA GİRİYOR ÇIKIYOR BAKACAKTIM”
Duruşmada Suat Kurt’un ifadelerine geçildi. Müşterek fail suçlaması ile cinayet suçlamasını kabul etmediğini söyleyen  Kurt, “Büyük üzüntüyle ifademi verdim. Doğukan Çep aradı, ‘Bir alacak verecek davasından bir kardeşimle ilgili sıkıntı var, Ankara’ya gider misin abi. Sana adres vereceğim, bu adreste şahıs kaçta gidiyor, kaçta geliyor bilgi istiyorum’ dedi. Eray’ı karşılayan, Zekeriya ile evi ayarlayan benim” dedi.

Tetikçi Özyağcı, duruşmanın başındaki savunmasında kendisini, yakalandığı Ankara’daki evde kimin karşıladığı sorulunca, ‘Suat abi karşıladı’ demiş, “Adresi ve konumu kimden aldınız?” sorusuna ise ‘Doğukan Çep’ yanıtı vermişti.

Mahkeme başkanı, “Sormadın mı alacak verecek davasında niye adres soruyorum, takip ediyorum” diye sordu. Kurt, “Rahmetli kaçta giriyor, kaçta gidiyor diye baktım” diye cevap verdi. Mahkeme başkanının sorusunu yinelemesi üzerine Kurt bu kez, “Bana ‘dövülecek, en fazla ayaklarından vurulacak’ denildi Doğukan Abi tarafından. MHP ile Ülkü Ocakları’yla bağlantım yok. Vurulacak biriymiş, bilmem” dedi.

“ÇOK ÜZÜLDÜM”
Mahkeme başkanının “Doğukan sana ‘vurulacak’ dedi yani” diye araya girmesi üzerine, Kurt savunmasına şöyle devam etti:

“Dövülecek, en fazla ayaklarından vurulacak dedi. Eray’ın vurulacağını telefonda konuştuklarında öğrendim. Ayın 26’sında Ankara’ya gittim. Kendi kimlik bilgilerimle otele yerleştim. Doğukan adres bilgilerini attı, girişini çıkışını ilettim. İfademdeki her şey doğrudur. 27’sinde cezaevine girdim, 28’inde çıktım. Ben cinayet işleneceğini bilsem kendi kimlik bilgilerimle otelde kalmam. Bu kadar aptallık etmem herhalde”

“Doğukan’ı aradım, ‘rahmetli olmuş’ dedim. ‘Maalesef abi’ dedi. Bu üzüntüme buradaki Mustafa komiser de şahittir. (Eski cinayet büro amiri Mustafa Ensar Aykal) Çok üzüldüm, cinayet olacağını bilseydim otelde kalır mıydım. Çok üzüldüm, ifademi de öyle verdim. Ben cinayeti öğrenince kaçtım zaten. Gebze’ye gittim.”

“İNFAZIM YANDI MAĞDUR OLDUK”
Kurt, avukatın “Siyasi bir kimliği olduğunu biliyor muydun?” sorusuna, “Yok nereden bileyim, bilmiyorum. Cezaevinden pandemi izninde çıkmışım, bir daha niye böyle bir şeyin içine gireyim. Yandı infazım, mağdur olduk. Ben silah falan görmedim hiçbir yerde” cevabı verdi.

Suat Kurt avukatların sorgusu üzerine, “Taksiye binerken çok silah sesi duydum, 10-15 tane silah sesi duydum” iddiasında bulundu. Avukatın, “Sorgunuz sırasında ‘Sinan Ateş’in konum bilgilerini Doğukan Cep’e ileten benim’ dediniz. Siz bu adresi nasıl buldunuz kardeşim, nereden tespit ettin?” diye sordu.

Kurt, “Doğukan bana verdi diyorum. Bana kardeşim demeyin” diye tepki gösterdi.

ÇEP, İSMAİL SAYMAZ’A BAŞINI SALLADI
Suat Kurt’un savunması devam ettiği sırada, sanık sandalyesinden geriye dönen sanık Doğukan Çep, basın bölümünde oturan gazeteci İsmail Saymaz’a gülerek başını salladı.

“NE ANLATIYORSUN SEN”
Azmettirici olarak yargılanan Doğukan Çep ifade vermeye başladı. Çep ifadesinde ‘ben azmettirdim’ dedi. Çep, 2013 yılında Gezi Direnişi sırasında uyuşturucu çetesi tarafından öldürülen Hasan Ferit Gedik ve Ayşe Deniz Karacagil’in (kırmızı fularlı kız) da aralarında bulunduğu 5 kişiyi vurduklarını bu kişilerin Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın başkanı olduğu HDP’nin ve ESP’nin silahlı kolu olduğunu iddia ettiği MLKP ve PKK’nin üyesi olduğunu savundu.

Hasan Ferit Gedik’i kendisinin değil yanındaki bir kişinin vurduğunu söyleyen Çep, haksız bir ceza alarak 2 sene cezaevinde kaldığını anlattı. İlerleyen süreçte ESP’nin derneğine giderek 10 kişiyi vurduklarını, Ayşe Deniz Karaca’nın da burada yaralandığını söyledi. Vurdukları, saldırdıkları insanların terörist olduğunu iddia eden bu kişilerin ikisinin Suruç Katliamı’nda öldüğünü, Suruç’a çocuklara oyuncak götürmek için değil askeri eğitim almak için gittiğini savunan Çep’in sözü mahkeme başkanı tarafından kesildi.

Mahkeme başkanı, “Deminden beri ne anlatıyorsun sen? Bizi ilgilendirmiyor bu anlattıkların, olayı anlatacaksan anlat” dedi.

“CHP’NİN MİLLETVEKİLLERİ DAVALARIMI SEVER”
Devam etmek istediğini söyleyen Çep, şöyle devam etti:

“Vurduğum Cebrail Günebakan da ‘Kobani’ye gideceğiz’ diyor. Halbuki bunlar MLKP’de silah eğitimi alıyor. Amara Kültür Merkezi’nde pankart açmışlar, ölüyorlar. Bu şekilde davalarım düştü. CHP’nin milletvekilleri gelir, davalarımı sever.”

Çep, cinayetten önce Sinan Ateş’le aralarında geçtiğini iddia ettiği olayları şöyle anlattı:

“Aziz Mahmut Hüdai Camisi’nde namaz kılıyordum. Bir gün sabah namazı Sinan Ateş geldi. Yan yana namaz kıldık, zikir yaptım. 2013’te Hasan Ferit Gedik’ten ceza almışım, ‘Bana yardım eder misin?’ dedim, ‘Elimden geleni yaparım’ dedi. Bana ‘bizim yapamadıklarımızı, hayallerimizi yapmışsın’ dedi. Sonra ‘Dosyanı halledecekler’ dedi. Ben aradım, ‘bunu ayarladım’ dedim. Taksim’de bir otele çağırdı, otelde parayı verdim. 2021’de telefonum çaldı, ‘kardeşim’ dedi ‘bir 200 bin TL ödememiz lazım’ dedi. 4-5 günde ayarladım.”

Eşini ve çocuklarını yaraladı: Meğer cinsel istismardan tutuksuz yargılanıyormuş! Eşini ve çocuklarını yaraladı: Meğer cinsel istismardan tutuksuz yargılanıyormuş!

“2022 yılının Kasım ayı, ‘kardeşim artık sona yaklaştık, eli kulağında’ dedi, ‘abi ben paranın tamamını ayarlayamadım’ dedim. Sağdan soldan borç istedim, bir hafta içinde 200 bin TL ayarladım, ‘kardeşim Ankara’ya gelir misin’ dedi. ‘Ankara’dayım’ dedim, ‘Çukurambar Liva Pastanesi’nin konumunu yaz, gel’ dedi. Ben gittim, geldi. Oturduk, parayı verdim, poşetti. Ama ‘bundan sonra seni aradığımda paranın tamamını ayarlaman lazım’ dedi. Çıktık dışarıya, ‘kardeşim burası benim ofisim’ dedi. Tam binanın önünde beyaz bir arabanın içini açtı, benim verdiğim parayı koydu. Bir tane Mercedes, ben oradan ayrıldım İstanbul’a gittim. Ben aramaya başladım, aralık ayı oldu. ‘Kardeşim sabret’ dedi. ‘Olmuyorsa paramızı geri alalım’ dedi. Arıyorum arıyorum açmıyor, açan adam açmamaya başladı. Ben de bir iki gün daha bekledim. ‘Ben bunu ayaklarından vuracağım, Ankara’ya gidiyorum’ dedim. Eray da yanımda. ‘Abi ben gider vururum’ dedi.”

“DELİKANLI GİBİ ÖLDÜRÜN DERİM”
Mahkeme başkanının araya girmesi üzerine Doğukan Cep, “Ben öldürmeye gönderseydim, öldürmeye gönderdim derdim. Allah’tan başka kimseden korkum yok. Ölmesini de istemezdim, nasıl öldüğünü de bilmiyorum. Delikanlı gibi öldürdüm derdim. Sevip sevmemek önemli değil. Bunu öldür, öldürtme demem” dedi.

Çep, şöyle devam etti:

” ‘Ben bunu vururum’ deyince (Eray) voltayız biz… Suat abiyi aradım, ‘abi benim bir işim var halleder misin’ dedim. ‘Bana bir iki gün Ankara’dan ev lazım’ dedim. Cinayet desem bunlar benim telefonumu açmaz. ‘Suat abi, Liva Pastanesinde oturdum, ofisi şurada, sadece çıkınca haberi ver’. Ben arkadaşımı, dostumu bile isteye yakmam, hain biri değilim.”

“DÜNYAM BAŞIMA YIKILDI”
“Suikast yapmaya gelen insan arkadan vurur gider, yüzünü kapatır gider, karşıdan gelir göğsü gerer vurur. Suikast yapmaya gelen insan silahı böyle tutmaz. Nasıl öldü bilmiyorum, şok oldum, Suat abi şok oldu. Dünyam başıma yıkıldı, bütün film bitti. Dört gün sonra yakalandım. Halk TV, Sözcü Gazetesi ‘suikast’ dedi. Halk TV, Sözcü hiçbir şehit ailesinin haberini yapmadı. Suat abi Allah korkusu olan bir insan, ‘niye böyle oldu’ deyince ‘böyle olsun istemedim’ dedim”

“BENCE SELMAN VURDU ERAY’A YAZILDI”
“Bence büyük şaibe var. Şaibeli, araştırılmasını istiyorum. Ayağından vurduruyorum, yere düşüyor ama karnından kurşun var. Eray’ın yere düştüğünde karnından vurması mümkün değil. Karakolda mermiler farklı yazdılar. O açı Selman’ın (Sinan Ateş öldüğünde yanında olan ve omuzundan vurulan akrabası Selman Bozkurt) açısı. Bence Selman’ın mermisiyle karnından vuruldu, Eray’a yazıldı.”

“BASTIĞIMIZ MERMİYİ BİLİYORUZ APTAL DEĞİLİZ”
“Eray motordan indi, ‘Vurdum’ dedi. Biri bağırmış ‘Abiyi vurduk, abiyi vurduk’ diye. Ben bunlara ‘ölmüş’ dedim, ‘ayağından vuracaktınız hani’ diye bağırdım çağırdım. Ölmesini istemedim. Bastığımız mermi Sterling. Bastığımız mermiyi biliyoruz, aptal değiliz.”

Çep, avukatların soruları üzerine savunmasına şöyle devam etti:

“Sinan Ateş’le facetime numaramdan iletişim kurdum. Hat takmıyorum telefona, Facetime üzerinden iletişim kurdum. Sinan Ateş ilk tanıştığımızda Ülkü Ocakları başkanıydı, ben onunla camide karşılaştım. Benim Ülkü Ocakları’yla bir bağlantım yok, bilmem etmem. Yardım istedik.

Karakolda ‘suikast yaptın, hükümeti falan filan’ diye dayak yedik. 18 ay bir dosya açılmaz mı? 7’nci ayda savcı Durdu Özer telefonları göndermiş. 18 ay yattık ya, ayağından vurdurduk.”

“ERAY ERKEKLİK YAPIYOR”
“Eray şimdi erkek ya, benim başımdan geçen olayları ismimi vermemek için kendi başından geçmiş gibi anlatıyor, erkeklik yapıyor. Her şeyi ben ayarladım.”

Çep, avukatların, bir dönem Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcılığı da yapmış olan MHP’li avukat sanık Serdar Öktem’i nereden tanıdığı ve Sinan Ateş’e verdiğini iddia ettiği paralara ilişkin sorularını da şöyle yanıtladı:

“2013’te Hasan Gedik davasında Serdar Öktem avukatımdı, DHKPC’lilere karşı beni savunuyordu. ‘Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın’ dedi. Adamları ben yaktım. Benim silahlarım var. Bir tane silahım 200 bin TL eder zaten. Bana polisin biri ‘Oğlum bunları satsaydın yürürdün’ dedi. Bu paraları; aracılık yapıyorum, tahsilat yapıyorum. Bunları yaparken ben ezilenlerin, mağdurların yanındayım.”

MAHKEMEDE GERGİNLİK
Ateş ailesi avukatıyla Doğukan Çep arasında şu diyalog geçti:

Avukat: Eray için ‘ayağına vuracaktı, suikast yok’ dedin. Sadece ayağına sıkacak kişi nasıl 46 mermiyle geziyor?

Çep: Ben ‘öldürün’ demedim, ‘ayağına vurun’ dedim. Manyak öyle geziyor.

Mahkeme başkanı: Yeter, kes sesini!

Avukat: Neden alacak için tetikçi tuttunuz?

Cep: Aslında benim parmağım iyi çalışır, iyi vururum. ‘Ben giderim abi’ dedi. Suikast yapacak adam ayağına vurur mu?

“BİR ŞEY BİLİYORSAM ALLAH BELAMI VERSİN”
Müşteki avukatı: Sinan Ateş’in Mersin-İzmir Limanı kokain ticaretini belgelerle kamuoyuna açıklayacağı şeklinde kulağınıza gelen bir şey var mı

Doğukan Çep: Benim haberim yoktu.

Avukat: Dosyadaki yazışmalarda Sinan Ateş’in kalemi kırıldı deniyor. Sizin şahsi alacağınız için Emniyet, Özel harekat niye sizi bu kadar koruyor?

Doğukan: Abla, baz diyorsun ya sinyal diyorsun ya. Birinci gün arıyorum, bulamıyorum. İkinci gün İstanbul’daymış. Biri baz verse niye bulamayayım. Ben Kolombiya, Mersin, bir şey biliyorsam Allah belamı versin.

Avukat Ali Yücel: Olaydan sonra Sanık Serdar Öktem ile aranızda 14 tane arama kaydı var.

Doğukan Çep: Ben böyle bir arama yapmadım.

Duruşmaya verilen aradan sonra, heyet gelmeden önce sanık sandalyesinden Halk TV yazarı gazeteci İsmail Saymaz’ı hedef alan sanık Doğukan Çep, elindeki evrakı göstererek “Bana torbacı demişsin, ben torbacı mıyım?” diye bağırdı. Sanık Suat Kurt da “Bana taciz yazmışsın, görüşeceğiz” dedi.

TOLGAHAN DEMİRBAŞ’IN İFADESİ BAŞLADI
Duruşmada tetikçiyi İstanbul’a getiren Tolgahan Demirbaş ifade vermeye başladı. Demirbaş, “Suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum. Maktulle hiçbir husumetim yoktur. Kendisiyle bağım yoktu. Tesadüfen denk gelmişliğim yoktur. Sanıkları tanımam, onlar beni tanımaz, ayrı şehirlerde yaşayan insanlarız. Sizlere saygım üzerine, kutsal saydığım tüm inançlar üzerine yemin ederim ki böyle bir olay olacağından haberim yoktu. Olay olduktan sonra öğreniş bulunmaktayım.

Gizli kalması gereken bilgiler cımbızla çekilmiş, sistemli şekilde verilmiş, FETÖ iltisaklı basın mensuplarına ve sahte hesaplara servis edilmiş, bir algı operasyonu yürütülmüştür. Azmettiren sıfatı taşıyan birine sorulacak sorular sorgumda sorulmamıştır” dedi.

“ANKARA’DAN BİLE AYRILMADIM”
Tolgahan Demirbaş, şöyle devam etti:

“Yüksek lisans mezunu, iki dil bilen öğretmenim. Türkiye Şampiyonluğu elde etmiş milli sporcuyum.

Olaydan sonra Ankara’dan bile ayrılmadım. Savcılığa davet üzerine gittim, adli kontrol aldım. Bir yanlış olmasın diye yüzümü iki kere karakola gösterdim. Cep telefonumun içinden yok bilgi alınmış, bilgiler kurtarılmış, hepsi yalan. Suçlamaları reddediyorum. Bu dosyadan aklanacağıma inanıyorum. Yüce Türk adaletine sığınıyor, inanıyorum.

Ben cep telefonumu bu olayla bir bağlantım yok diye şifaen kendim teslim ettim. Bilgilerin hepsi olaydan 8 ay öncesine ait olaydır.”

“PANKART ASILACKTI”
“Yaşanan üzücü olaylar nedeniyle maktule karşı camiada bir tepki oluşmuştu. Maktulün evinin önüne pankart asılacaktı. Herkes bu konuda bir çaba sarf etmiştir, ben de ettim. Cep telefonumdan çıkan bilgilerin maktule ait olduğu iddia ediliyor. Ben o bilgilerin maktule ait olduğunu bilmiyorum, kimseye atmadım. Maktule ait uçuş bilgilerini kimseye atmadım. Bizim ülkemiz kabile devleti değildir. Ricayla emniyet müdürünü de arasan kimse kimsenin güncel konum bilgisini veremez. Ben bunu bir polis çocuğu olarak biliyorum. Telefondan çıkan, art niyetli olduğuna inandığım bilirkişi raporunda, olaylar 8 ay öncesine ait olduğundan, bu olayla ilgisi olmadığı su götürmez gerçektir.

Maktulle aynı camianın insanı olduğumuz için bana soruldu. Ankara’nın saygın eski cinayet büro amiri Mustafa Ensar Aykal beni aradı, ‘Çukurambar’da yaşanan olaydan haberin var mı’ diye sordu. ‘Haberim yok’ dedim, kapattım. Bilirkişi raporunda da 1 dakika 6 saniye yazmaktadır. maksimum 10 saniye sürmüştür. Tutuklandığım süre boyunca bir kere daha görüşmemiş, konuşmamışızdır. Bilirkişi raporundaki adreslerin hiçbirine gitmedim. Bu hususların hepsi görmezden gelinmiş.”

“MAĞDUR HALDEYİZ”
Emre Yüksel’le aynı camiada olmakla birlikte tanışıklığımız vardır. Ben Emre’yle o gün sosyal faaliyet yapmak üzere, hep gittiğim, arkadaşıma ait olan çiftlik evine gitmeye karar verdim. Ben öğretmenliği bırakıp kamu görevliliğine geçmeye çalıştığımdan beri özellikle sık giderim, mangal, piknik yaparım. Emre Yüksel bir gün önce ruhsatlı tabancasını almıştı. Yüksel beni aradı, yanında bir arkadaşı olduğunu söyleyip ne yapacağımı sorunca çiftliğe geçeceğimi söyledim.

Atış da yapacaktı. Ben geçtim, merkezi yerden kendisine konum attım. Gecikeceğini söyleyince yolun karşısına geçtim, benzinliğe girdim, arabayla ilgili işlerimi yaptım. Emre Yüksel misafirinden ayrılamayacağını söyleyince çiftliğe geçtim. Sonra gelemediği için buluşmak için Ankara’ya döndüm, restoranda yemek yedik.

Ben sonra İstanbul’a geçtim, geldi beni aldı İstanbul’a gittik. Gece kaldık.

Hakim ‘Ankara’da eğlenecek yer mi yok’ diye sordu

Demirbaş: Efendim biz hayatı böyle yaşayan insanlarız, yollarda geçiyor. Aklımıza geldi, gitmek istedik. Ben bir gece cumadan çıkıp Hakkari’ye de gittim.

Serdar Öktem’le suç tarihinde bir irtibatım olmadı. Serdar Öktem niye Ankara’ya geldi bilgim yok.

Ailem, ben, komplo teorileri içeren iftiralarla mağdur haldeyiz. Ben 4 yaşındaki oğlumu diplomat olur diye özel okula gönderiyordum. Şu anda babası yanında yok, 10 yaşında. İlk aylar ‘yurtdışında, Bosna’da’ dendi benim için. Tabii ki maktulün çocukları gibi mağdur değildir ama benim çocuğum da mağdur. Babasının cezaevinde olduğunu sosyal medyadan, haberden öğrendi.

“AUDİ HERKESİN KULLANACAĞI BİR ARAÇ”
Demirbaş, avukatların soruları üzerine şu cevapları verdi:

“Ben Mustafa Bey’e ev adresini sordum, dönüyorum dedi, dönmedi. Telefonunu yollayan Mustafa Bey değildir. Maktule ait eve, iş yerine gitmedim, görmedim. Tekrar ediyorum; bana konum bilgisini Mustafa Ensar Aykal vermedi.

Ben kimseye ‘kalemi kırıldı’ demedim. Oğlum yılbaşını geçirmek istediği için annesinden aldım. Oğlumla birlikte ablamların evine gittim. Evde eksik kalan gıdaları almak için markete çıktığımda birden etrafımı polisler sardı. Elimden telefonu aldı.

Beni gözaltına almaya gelen polislerden biri de Mustafa Ensar Aykal’dır, biz nasıl suç ortağı olabiliriz. Ayşe Hanım’la hiçbir alakam yok, biz sadece evin önüne pankart asmak istedik. Hiçbir ülküdaşımın hiçbir çocuk ve kadınla ilgisi olamaz.

Aytaç Bey’i (sanık Aytaç Ataç) 8-10 yıldır tanırım, Çukurambar’daki mekanların da sahiplerini aşağı yukarı tanırım. Çocuklarımız birlikte büyüdü, sahibi olduğu kafeye sıklıkla gideriz.”

Ateş ailesinin avukatı, “Mersin’deki Çağrı Ünel olayı 15 Mart’ta yaşanıyor. Siz 10 Mart’ta Mustafa Ensar Aykal’ı pankart olayı için, konum için arıyorsunuz. Siz yaşanmamış olayı 5 gün öncesinden tahmin edip pankart asmak istiyorsunuz?” diye sordu. Demirbaş, “Bilirkişi raporu yanlış yazılmıştır o zaman” cevabı verdi.

Demirtaş, şöyle devam etti:

“Benim camiada yetkim yoktur. Ben şerefli camiama ömrümü verdim.

Audi marka araç kamuya ait. Arabayı Emre’ye sorun. Benim bildiğim kadarıyla o araç, işi olan herkesin kullanabileceği bir araç. Bütün bunların hepsi komplo teorisidir. Devletimiz muz cumhuriyeti değildir. Bu yalnızca pankart asma olayı için sorulmuştu.

Ben emniyete alındığımda plakası, modeli, rengi bile olmayan bir araç gösterildi. Bu araca Eray Özyağcı’nın bindiği söylenmektedir. ‘Bu eşkale yönelik başka aracın geçmediği değerlendirmekte olup, bu kişinin de Tolgahan Demirbaş olduğu düşünülmektedir’ diye zan altında bırakıldım ben. Bilerek ve isteyerek algı yaratılmıştır. HTS’den sonra aktarım noktasına geçmek için bir sürü alternatif olduğu belirtilmesine rağmen, ‘bizim tespitimiz bu’ denilseydi anlardım. Her şey gözardı edilmiş, art niyetli bir tutumdur.”

“OLCAY KILAVUZ’LA GÖRÜŞTÜĞÜMÜ HATIRLAMIYORUM”
Mustafa Abi’ye ulaşamadığımda Oğuz Kaan’ı aradım. Merakından beni aradı. Kılıçarslan Yaman merakından aradı. (‘Olcay Kılavuz da mı merakından aradı’ sorusu üzerine) Olcay Kılavuz’la olaydan önce görüştüğümü hatırlamıyorum. Olay bir yere çekilmek istenmektedir. Bu kayıtlar yalandır, bu bilirkişi raporu bence hatalıdır.”

Avukatların “İddianameye yeterince eksik hususla yazılmış. Bilirkişi raporları basına yansımış” sözleri üzerine mahkeme başkanı, “Bizim görevimiz basına yansımış iddialar değil. Biz burada iddianameyi baz alıyoruz” diyerek avukatlara tepki gösterdi.

Demirbaş, bilirkişi raporunda Sinan Ateş’e ilişkin “İpi çekilmiştir” yazışmasının sorulması üzerine bu kez, “İpi çekilmiş demekten kastım, teşkilatla camia ile ilgisi kalmadı, aforoz edildi anlamındadır” yanıtı verdi.

“TAHLİYE NE DEMEK BERAAT TALEP EDİYORUM”
Demirbaş’tan sonra sanık Zekeriya Asarkaya’nın savunmasına geçildi. Sanık Suat Kurt’un, tetikçi Eray Özyağcı’nın kalması için evini ayarladığı Asarkaya, “Suçlamaları kabul etmiyorum. Ben Sinan Ateş’in kim olduğunu bile olaydan sonra öğrendim. Bu kişileri tanımam etmem, resmen arada kandırıldım. Evimin karşısında kamera var, bilsem bunları misafir eder miyim? Her şeyin üzerine yemin ederim benim böyle bir cinayetin işleneceğinden haberim yoktur. Tahliye talebim ne demek, ben beraatimi talep ediyorum. Rahatsızım, hastalığım ilerledi” ifadelerini kullandı.

“SİNAN ATEŞ’İN ADINI EMNİYETTE ÖĞRENDİM”
“Ben Sinan Ateş’in adını ilk kez emniyette öğrendim. Vedat’la Eray gençlerdi, Suat biraz daha büyük. Ben rahat etsinler diye yanlarında fazla kalmak istemedim. Benden yardım isteyen Suat’tı. Suat ‘benim param var, sana yük olmayayım, diğer arkadaşların durumu yok’ dedi, onlar bende kaldılar. Suat otelde kaldı”

“HABERİM YOKTU”
Duruşmada, polislerden Aşkın Mert Gelenbey’in savunmasına geçildi.

Tetikçi Eray Özyağcı, 28 Aralık’ta özel harekât polisleri Muratcan Çolak ve Aşkın Mert Gelenbey’in kullanımındaki transporter araçla Ankara’ya getirilmişti. Gelenbey, Özyağcı’yı çocukluktan tanıdığını, son konuşmalarında Ankara’ya geleceğini öğrendiğini, bunun üzerine birlikte Ankara’ya gitmeyi teklif ettiğini öne sürdü. Gelenbey, “Murat Can Çolak’ın (diğer polis) yola çıkacağımızdan haberi yoktu. Bir süre sonra Ankara’ya gitmeyi teklif ettim. Böyle bir olay için gideceğimizden haberim yoktu” dedi.

Sanıklardan Hakan Saraç da suçlamaları reddederek, beraatini talep etti.

Editör: Nigar Topcu