Şener Üşümezsoy yıllardır hem akademik yayınlarında hem de televizyon programlarında aynı noktaya işaret ediyor: Türkiye’nin deprem gündemi Marmara’ya kilitlenmiş olsa da asıl kritik gerilim, Batı Anadolu’daki Simav–Sındırgı hattı ve çevresinde birikiyor. Son günlerde Kütahya, Balıkesir ve çevresinde yaşanan art arda depremler, Üşümezsoy’un yıllardır altını çizdiği fay sistemlerini yeniden tartışmaya açtı. Ona göre bu bölgedeki hareketlilik ne İstanbul’u tetikliyor ne de İzmir’den bağımsız okunabilir; risk dağılımı kamuoyunun algısından oldukça farklı.

Simav depremi ne anlatıyor?
Kütahya’da art arda gelen 5,4 ve 4,0 büyüklüğündeki depremler, Simav fayını yeniden gündemin merkezine oturttu. Depremler İstanbul, İzmir ve Bursa’da da hissedilince “Büyük şehirler için tehlike mi büyüyor?” sorusu yeniden sorulmaya başlandı. Prof. Dr. Şener Üşümezsoy ise dikkatleri ısrarla Batı Anadolu’daki kırılgan fay sistemlerine çekiyor.
Simav bağımsız davranıyor: ‘’Stres birikimi içsel, Sındırgı’dan taşınmadı’’
Üşümezsoy, 2011’deki 5.9’luk Simav depreminden sonra bölgeye gidip Simav Dağı'nın yamaçlarında yolu kesen, 4-5 cm atımlı fay izlerini incelemişti. Ona göre Simav Fayı:
- Bölgenin en aktif diri faylarından biri.
- Yaklaşık 40-50 km uzunluğunda bir fay alanı barındırıyor.
- İki segmentten oluşuyor; her biri 25-30 km.
Bu iki fay 6,5 şiddetinde bir deprem potansiyelini belirliyor. Ancak iki fay birlikte kırılırsa 6,7’lik depreme döenbilir.
Sındırgı ile Simav arasındaki farkı net çiziyor:
“Sındırgı artçılarından etkilenmiş bir fay değil. Simav kendi içinde enerji biriktiriyor.”
‘’Enerji boşalmadı, aksine işaret veriyor’’
Son yaşanan 5’lik depremler için “kenarlardaki yırtılmalar” ifadesini kullanıyor. 1,5 yıldır 6,5’lik bir deprem potansiyeline dikkat çektiğini, Simav çevresindeki küçük kırılmaların ana faya yayılan stres hareketleri olduğunu, 2011’deki 5.9’un bu sürecin ilk sinyali sayılabileceğini vurguluyor. Üşümezsoy’a göre “Artık tehlike geçti” demek mümkün değil, aksine: “Bu 5,4’lük sarsıntılar, daha büyük kırılmanın ayak sesleri olabilir.”

Sındırgı’da 10 bin deprem
10 Ağustos’tan bu yana Sındırgı çevresinde gerçekleşen 10 binin üzerinde deprem halkta tedirginlik yarattı. Üşümezsoy bu tabloyu şöyle okuyor:
- Bölge yumuşak kayaç yapısına sahip.
- Akhisar’daki gibi sıcak suyun tabakalar arasında basıncı artırması, kaya dayanımını düşürüyor.
- Çok sayıda küçük fayın kırılması, büyük kırılmayı engelleyebiliyor.
- Sındırgı'nın güneyinde olan hareketler büyük depremi tetiklemekten çok, uzun süreli küçük boşalımlara neden oluyor.
"Olan deprem buydu, kırılacak faylar kırıldı. Menderes Masifi'nde doğu batı gidişli bir kırılma zonu var. 1970'de bir bölümü kırıldı. Simav'da 6 büyüklüğünde bir depremle 2011'de kırıldı. Demirci tarafı ise 1968'te oynadı. Kırılmayan nokta yaşanılan deprem yeriydi. Orası da kırılmış oldu. Bu anlamda baktığımız zaman boydan boya giden bir kırılma sürecini yaşamış olduk."
İstanbul için ne söylüyor?
Üşümezsoy, katıldığı her programda Silivri ve Kumburgaz çukurları dışında İstanbul için aktif riskli bir parça bulunmadığını söylüyor. Bu iki fayın bile birlikte kırılması halinde 7,0 şiddetinde, ayrı kırılımlarda ise 6,5 büyüklüklerini aşmayacağını savunuyor. 2019’daki Silivri depremiyle bu segmentlerin büyük kısmının stres boşalttığını ifade ediyor.
İzmir İstanbul’dan daha kritik konumda
Deprem uzmanı Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, İzmir’de riskin yoğunlaştığı bölgelere dair dikkat çeken bir değerlendirme yapıyor. Ona göre kentin asıl odağı, çok konuşulan merkez üssülerden ziyade Narlıdere ve çevresi olmalı.
Üşümezsoy, İzmir’de erken uyarı gerektiren ana hattın Narlıdere sırtları olduğunu belirtiyor. Bu hattın iki kritik fayla çevrili olduğunu vurguluyor. 1688’de büyük bir depremle kırılan Narlıdere fayının bugün yeniden stres altında olup olmadığının bilinmediğini söylüyor. Bu belirsizliğe rağmen, fayın konumu ve geçmişi nedeniyle İzmir için öncelikli izlenmesi gereken bölge olduğunu ifade ediyor.