Gamze ESKİKÖY/Dijital Gaste– Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) İzmir İl Koordinasyon Kurulu, 3 Mart İş Cinayetleriyle Mücadele Günü kapsamında Mimarlık Merkezi’nde yaptığı basın açıklamasında çarpıcı veriler paylaştı. TMMOB İl Sekreteri Aykut Akdemir, AK Parti iktidarı döneminde en az 32 bin emekçinin iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğini belirterek, “Bu tablo kader değil, siyasal tercihlerin sonucudur” dedi. 2025 yılında işyerlerinin yalnızca yüzde 0,35’inin denetlendiğini açıklayan Akdemir, kamusal denetim mekanizmasının fiilen işlemediğini savundu.
"Bu tablo kader değil"
AK Parti iktidarı döneminde en az 32.000 emekçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğini söyleyen Akdemir, “6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihten bu yana ise en az 20.000 emekçi hayatını kaybetmiştir. Her gün en az 6, yılda 2.000 emekçi iş cinayetleri sonucu aramızdan koparılmaktadır. Bu tablo kader değil, siyasal tercihlerin sonucudur. Soma, Ermenek, Mecidiyeköy (Torunlar), Şirvan, Amasra, Gayrettepe, Oba Makarna, İzmir Kule Vinç, Kartalkaya, Dilovası… Bu isimler yalnızca birer yer adı değil; denetimsizliğin, kar hırsının ve kamusal sorumluluktan kaçışın simgesidir. Etkin denetim ve yaptırım uygulanmadığı sürece de benzer acılar yaşanmaya devam edecektir” dedi.
Denetim oranı yüzde 0,35
“Türkiye’de 2.290.160 işyeri bulunmasına rağmen 2025 yılında bunların yalnızca 8.161’i, yani yüzde 0,35’i iş sağlığı ve güvenliği yönünden denetlenmiştir” diyen Akdemir, “Bu oran, kamusal denetim mekanizmasının fiilen işlemediğinin en açık göstergesidir. Oysa “elverişli koşullarda çalışma hakkı” İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde güvence altına alınmış temel bir haktır. Bu hak, emeğin tarihsel mücadelesi sonucunda kabul görmüş; devlete çalışanların yaşamını ve sağlığını koruma yükümlülüğü yüklemiştir. İşçi sağlığı ve iş güvenliği, insan yaşamını merkeze alan kamusal bir sorumluluktur. İşçi sağlığı ve güvenliği alanında 2013 yılında yürürlüğe konulan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çalışma yaşamını düzenleyen tek yasa değildir. 4857 sayılı İş Kanunu, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu olmak üzere birçok yasa ile biçimlendirilmiştir. İş yasalarının, çalışanların hakkını korumak ve geliştirmek amacını temel ilke edinmesi gerekirken; 4857 sayılı İş Kanunu, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu ve alana ilişkin yapılan diğer düzenlemeler işverenlerin çıkarları doğrultusunda şekillendirilmiştir” ifadelerini kullandı.
Denetimler zayıf
Akdemir şöyle devam etti:
“İş yerlerini tehlike sınıfına göre verilmesi zorunlu olan eğitimler gereği gibi yapılmamaktadır. Çalışanların sağlığını tehdit eden fiziksel ve kimyasal etmenlerin ölçümü daha önce kamusal bir kurum olan İş Sağlığı ve Güvenliği Merkezi (İSGÜM) tarafından yürütülürken AKP iktidarı döneminde özelleştirilmiş ve bu hizmetler özel hijyen laboratuvarlarına devredilmiştir. Bu durum, zararlı etkenlerin tespiti ve denetiminde ciddi zafiyetler yaratmaktadır.
Açıktır ki; işverenler işyerlerinde iş kazalarına yönelik koruyucu, etkin ve yeterli önlemleri almadıkları; siyasi iktidar da bu kazaların ölümle sonuçlanacağı bilindiği halde önlenmesi için yeterli ve etkin denetim yapmadığı ve yükümlülüklerini yerine getirmeyen işyerlerine caydırıcı yaptırımlar uygulamadığı sürece bu tablonun sorumluluğunu taşımaktadır.
Ülkemizde iş cinayetlerinin, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının bu denli yaygın olmasının bir diğer nedeni de emekçilerin sendikal haklarının baskı altında tutulmasıdır. Sendikal örgütlenmenin önündeki engeller tüm çalışanlar için kaldırılmadıkça işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda yol almak mümkün olmayacaktır. Sendikasız uzman, sendikasız işçi, örgütsüz bir çalışma yaşamı ile emekçiler tüm olumsuzluklara açık ve savunmasızdır. Bu savunmasızlığa karşı adil yargılanma, örgütlenme, insani koşullarda bir çalışma yaşamı ve işyerlerinde emekçilerin ölmeyeceği, yaralanmayacağı, sakat kalmayacağı bir düzen istiyoruz”.




