İzmir'in Çeşme ilçesinde bulunan, Türkiye'nin en değerli doğal güzelliklerinden biri olan Aya Yorgi Koyu, son yılların en büyük çevre ve hukuk mücadelelerinden birine sahne oluyor.
Berrak denizi ve doğal güzellikleriyle tanınan koya yapılması planlanan lüks rezidans projesi, bölge halkı ve çevre savunucularını harekete geçirdi.
İzmir 5. İdare Mahkemesi'nin, söz konusu imar planları için yürütmeyi durdurma kararı vermesi umutları yeşertse de, sahadaki gerçeklik beklentilere uymuyor.
Mahkeme kararına adeta meydan okuyan iş makineleri bölgedeki çalışmalarına devam ediyor. Aya Yorgi, her geçen gün biraz daha betona teslim oluyor.
Bu durum, yalnızca bir çevre sorununu değil, aynı zamanda hukukun üstünlüğünün de sorgulandığı bir krizi gözler önüne seriyor.
Mahkeme kararına rağmen çalışmalar sürüyor
Yaşanan bu hukuksuzluğun temelinde, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından onaylanan ve 433 bin metrekarelik devasa bir alanı yapılaşmaya açan imar planları yatıyor.
Bölgenin doğal dokusunu ve ekolojik dengesini hiçe sayarak hazırlandığı öne sürülen bu planlara karşı Çeşme Çevre Derneği ve duyarlı vatandaşlar tarafından hukuki bir mücadele başlatıldı.
Uzun süren bekleyişin ardından İzmir 5. İdare Mahkemesi, planların telafisi güç zararlar doğurabileceği gerekçesiyle yürütmesini durdurdu.
Ancak bu karar, rant amacı güden inşaat faaliyetlerini durdurmaya yetmedi.
Çeşme Çevre Derneği Başkanı Ahmet Güler, yaşananları "Korkunç bir kent suçu işleniyor" sözleriyle özetleyerek, karara rağmen inşaatın tüm hızıyla devam ettiğini ve yetkililerin bu duruma seyirci kaldığını belirtti. Bu hukuksuzluklar, bölgedeki gerilimi tırmandırıyor.
Denizi tehlikeye atıyor
Projenin en endişe verici yönlerinden biri de söz konusu bölgenin bu yoğun yapılaşmayı kaldıracak altyapıya sahip olmaması.
Bölgede yeterli su kaynağı, kanalizasyon sistemi veya herhangi bir temel altyapı bulunmuyor.
Bu durum, inşa edilecek yüzlerce rezidansın yaratacağı atık suyun ve kirliliğin doğrudan Aya Yorgi'nin masmavi sularına karışacağı anlamına geliyor.
Uzmanlar, bu durumun sadece yeşil alanları yok etmekle kalmayıp, aynı zamanda denizi de öldüreceği konusunda hemfikir. Güler, "Rezidanslarda oturanlar denize bile giremeyecek hale gelecek" diyerek tehlikenin boyutuna dikkat çekiyor.
Bu plansızlık, 120 milyonluk binaların inşa edildiği bir projede, bu kadar temel bir sorunun nasıl göz ardı edebildiğini sorgulatıyor.
Betona kurban ediliyor
Aya Yorgi'de yaşananlar, Türkiye'nin birçok sahil şeridinde karşılaşılan hikayelerin tekrarı niteliğinde. Doğal SİT alanı olması beklenen, kamuya ait olması gerektiği düşünülen koy, dar bir kesimin çıkarları uğruna betona boğuluyor. Bu durum, vatandaşları öfkelendiriyor.
Çevre savunucuları, sınırlı sayıda insanın satın alabileceği lüks konutlar için paha biçilmez bir doğal mirasın feda edildiğini vurguluyor.




