İzmir’de kuraklık ve yağış azlığı barajlardaki su seviyesini kritik noktaya taşıdı. Kentte içme ve kullanma suyunun büyük bölümü yer altı su kaynaklarından sağlanırken, uzmanlar bu kaynakların hızla tükendiği uyarısında bulundu. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Hüsnü Kayıkçıoğlu, İzmir’de kullanılan suyun yaklaşık yüzde 70’inin yer altı su kaynaklarından karşılandığını belirterek, mevcut gidişatın sürdürülebilir olmadığını vurguladı.

Yer altı suları hızla çekiliyor
Resmi kayıtlara göre İzmir’de 94 bin yer altı su kuyusu bulunduğunu aktaran Kayıkçıoğlu, gayriresmi kuyularla bu sayının dört katından fazla olabileceğini söyledi. Kayıkçıoğlu, “Bu tablo, yer altı su kaynaklarımızın İzmir’in geleceği için yeterli olmayacağını gösteriyor” dedi.
15-20 yıl önce yer altı suyuna 50 metrede ulaşılabildiğini hatırlatan Kayıkçıoğlu, bugün bu derinliğin 400-450 metreye kadar indiğini kaydetti.

Prof. Dr. Kayıkçıoğlu, şehrin kuzeyindeki yer altı kaynaklarını Gediz Nehri'nin kirlettiğini söyledi. Prof. Dr. Kayıkçıoğlu, "Şehrin doğu ve batısında da durum pek farklı değil. Güneyde de Küçük Menderes Nehri'nin yarattığı kirlilik yer altı su kaynaklarının hem yetersiz beslenmesine hem de kirlilik yüküne maruz kalmasına sebebiyet veriyor. Dolayısıyla metropoliten bölgedeki betonarme zeminin yüksek kullanımı ve yer altını besleyen nehirlerdeki kirlilik yükünü bir arada düşündüğümüzde gelecek pek de parlak gözükmüyor" dedi. Kıyı bölgelerde özellikle şehrin batısında yer altı kaynaklarına deniz suyunun karıştığını aktaran Prof. Dr. Kayıkçıoğlu, bunun sulamada kullanılmasının toprakların tuzlanmasına neden olduğunu ve bitkisel üretimin azalma riskini de beraberinde getirdiğini söyledi. Yer altı su kaynaklarına ihtiyaç olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Kayıkçıoğlu, "Yer altı su kaynaklarına yağmur suyunu gönderebilmemiz için de toprağa ihtiyacımız var" ifadelerini kullandı.

Yağmur suyu hasadı şart
Vatandaşların evlerinde su tasarrufu yapmalarının çok önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Kayıkçıoğlu, “İkinci adım suyu kirletmemek. Sanayide kullanılan suyun arıtma tesislerinden çıktıktan sonra derelere ya da nehirlere deşarjının yapılması gerekiyor. Tarımda yüzde 65 oranında vahşi sulama yapılıyor, basınçlı sulamaya geçilmesi lazım. İklime uygun üretim desenlerini ekmemiz gerekiyor. Toprak yüzeyine gelen her damla su, yüzey akışa geçmeden toprağın içerisine girebilmeli. Toprak yüzeyinin örtülmesi ve çıplak bırakılmaması ile suyun yer altı su kaynaklarına ulaşabileceği en önemli alanlar olan toprakların sağlığını korumada çok büyük öneme sahip" dedi.
Yağmur suyu hasadının zorunluluk haline getirilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Kayıkçıoğlu, "Çatı suyu hasadı ve tarımsal alanlarda yağmur suyu hasadıyla birlikte hidrolojik döngüde kirlenmeyen suyu hem sulamada hem de yer altı sularını beslemede kullanabileceğiz" diye konuştu.

“B planımız yok”
Yer altı sularının mevcut şekilde kullanılmaya devam edilmesi halinde İzmir için ciddi bir risk oluştuğunu ifade eden Kayıkçıoğlu, deniz suyu arıtma projelerinin ise yüksek maliyetli olduğunu ve 4,5 milyonluk kentin ihtiyacını karşılamaya yetmediğini söyledi.
Kayıkçıoğlu, “Suyu doğru yönetemezsek kullanabilecek suyumuz kalmayacak” uyarısında bulundu.




