Batuhan KAYA/Dijital Gaste- İzmir Büyükşehir Belediyesi iştiraki İZBETON AŞ’ye yönelik yürütülen olarak yürütülen soruşturma kapsamında tutuklu bulunan sanıklar İzmir Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Tunç Soyer ile İZBETON eski Genel Müdürü Heval Savaş Kaya Aliağa Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’ndeki mahkeme salonunda bugün bir kez daha hakim karşısına çıktı.

İzmir Aliağa Şakran Cezaevi Yerleşkesi’ndeki mahkeme salonunda görülen duruşmada, tanıkların ifadelerinin alınmasının ardından savcılık makamı mütalaasını açıkladı.

Denizli'deki otobüs faciasında hayatını kaybeden anne ve kızı İzmir'de toprağa verildi
Denizli'deki otobüs faciasında hayatını kaybeden anne ve kızı İzmir'de toprağa verildi
İçeriği Görüntüle

Savcı, yeminli olarak gönderilen bilirkişilerin memur olmalarının bağımsızlıklarını ve tarafsızlıklarını etkilememesi nedeniyle bilirkişinin reddi talebinin reddine, sanık Yunus Tosun hakkında yakalama kararı çıkarılmasına, Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın davaya katılma talebinin kabulüne, İZBETON A.Ş'den teminat mektuplarının akıbetine ilişkin bilgi istenmesine ve tutuklu sanıklarının tutukluluk hallerinin devamına ve adli kontrol olan sanıkların adli kontrollerinin devamına karar verdi.

Mütalaa sonrası Eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer savunma yaptı. Soyer, şunları kaydetti:

Sayın başkan, sayın heyet... Hayatta haksızlığa uğrayan tek kişi ben değilim elbette. Çevremizde de geçmişte de çok örnek gösterebiliriz. 2000 sene önce Sokrates’e haksızlık yapmışlar. Suçsuz olduğunu bilmelerine rağmen, idam etmişler. Sokrates ölüme giderken eşine; “Üzülme, ya haklı olsalardı” demiş.
Ben ve ailem de, sevdiklerim de suçsuz olduğumu bilmenin gücüyle dimdik ayakta durmayı başarıyoruz. Çünkü biliyoruz ki hakikat; kaya gibi, dağ gibi durur. Yel esse tozunu kaldırsa da, depremler sarssa da hakikatin heybetinden bir şey eksilmez.

Biliyoruz ki; suçsuz olduğum gerçeği; üzerinden yıllar geçse de, raporlarla, bilirkişilerle çürütülemeyecek, yıkılamayacak. Çünkü hiçbir şey vardan yok edilemeyeceği gibi, yoktan da var edilemez.

Hakikat unutulmaz da; ne çekilen eziyetlerin acısı ne de bunları çektirenlerin zalimliği silinip yok edilemez. Bakın; Sokrates ve yargıçlarının hatırası 2000 sene sonra, bu saatte bu salonda bir kez daha tazelendi.

"Hakikat er ya da geç adaletle buluşur"

Sayın başkan, sayın heyet... Hayat bezen rastlantılarla bazen özgür irademizle birçok sınavla yüzleştirir bizi. Birbirimizin varlığından habersiz insanlar olarak 6 ay önce burada karşı karşıya geldik. Hayat belki de bizi bambaşka koşullarda buluşturabilecekken sanık ve yargıç olarak bir araya getirdi. Bu rastlantının her iki tarafa yüklediği sorumlulukları ve her iki taraf için de sonuçları olacak.

Ben çektiğim acıların mağduriyetini yaşarken ve uğradığım haksızlığı anlatmaya çalışırken siz de hukuka uygun karar vermenin sorumluluğunu omuzlarınızda taşıyorsunuz.

Ben özgürlüğümün ve onurumun peşinde koşarken siz vicdanınıza sahip çıkmak istiyorsunuz. Her sınavda olduğu gibi biliyoruz ki; sınavın sonuçları hayat boyu bizi takip etmeye devam edecek, atılan hiçbir adım boşluğa atılmış olmayacak, izleri silinip kaybolmayacak.

Ne ben Sokrates’im ne de sizler onun savcıları, yargıçları. Ama o hikayenin içinde evrensel bir ders saklı ve dersin içinde hepimize düşen bir pay var. Hakikat er ya da geç adaletle buluşur. Sokrates ve yargıçları; bize yüzyıllar geçse de hakikatle adaletin buluşacağını gösterir.

"Vicdanın kaybolması toplumu bitirir"

Yüzyıllardır devletlerin çöküşünün temel sebebi; üst yapı demek olan ahlak ve vicdanda yaşanan çürüme olmuştur. Devleti soyanların ona ihanet edenlerin cezasız kalması ve toplumun bunu seyretmesi daima ahlaki çöküntüyü hızlandırmıştır. Vicdani çöküntü ise toplumsal çürümenin en çok kendini gösterdiği yer olmuştur. Hele ki adaleti sağlamakla görevli yargı temsilcilerinin vicdansızlığı sadece mağdurun haksız yere acı çekmesi sonucunu doğurmaz. Toplumda adalete olan güven ve inancı sarsar, ki bu durum toplumsal düzenin bozulması, toplumu bir arada tutan bütün değerlerin ve erdemlerin dağılması, çürümesi demektir. Vicdanın kaybolması toplumu bitirir.

Vicdanını kaybetmeye başlamış bazı yargı temsilcilerinin, mağdurlardan gözlerini kaçırması göz göze gelmemeye çalışması aslında iyiye işarettir. Utanma duygusunun hala kaybolmadığını gösterir. Ancak kurumaya başlayan vicdanlarının farkına varıp çare üretmezlerse toplumsal hayata verecekleri zarara ek olarak, ileride çocuklarının, torunlarının gözlerine bakamamak gibi çok acı bir son onları beklemektedir. Allah herkesi böyle bir sondan korusun.

"Adımın bu iftiralarla lekelenmeye çalışılmasını reddediyorum"

Son olarak şunu ifade etmek isterim. Ben 5 yıl boyunca 110 milyardan fazla bütçe yönettim. Buna ek olarak İzmir’e dışarıdan 1 milyar euro yani bugünün parasıyla 48 milyar lira finansman getirdim. Tek kuruş İzmir’in hakkını kimseye yedirmedim. Bu kadar emeğim karşılığında adımın bu iftiralarla, suçlamalarla lekelenmeye çalışılmasını reddediyorum. Dilerim, hakkın ve hakkaniyetin yanında durur, çekilen bu zulmü ortadan kaldırır, vicdanı hakikat ve adaletle buluşturmak için daha çok beklemezsiniz. Dilerim, bu dünyayı herkes için cennete çevirmek isteyen birine daha fazla cehennemi yaşatmazsınız."

"İsyan ediyorum!"

Duruşmada Tunç Soyer’in kızı ve aynı zamanda müdafii olan avukat Defne Soyer söz aldı. Defne Soyer savunmasında müvekkilinin tutukluluğunun hukuki gerekçeden yoksun olduğunu belirterek dosyada dolandırıcılık suçunun unsurlarının bulunmadığını ifade etti.

Savunmasına sert ifadelerle başlayan Defne Soyer, “İsyan ediyorum sayın heyet isyan ediyorum. İftiralar üzerine başlamış, hiçbir eylem, hiçbir delil ortaya konulmayan, unsurları oluşmamış bir suç isnadı ile müvekkilin hiçbir gerekçe gösterilmeden 6 aydır tutuklu olmasınaisyan ediyorum. Bu duruma zaten hangi hukukçu isyan etmez. Siz de isyan edin! Adaleti seçin ve artık bu zulme son verin. Neden burada olduğumuzu hatırlatmak istiyorum.” dedi.

"Daha hukuku ne kadar eğip bükeceğiz suç yaratmak için?"

Mahkeme heyetine hitaben uzun ve kapsamlı bir savunma yapan Defne Soyer, " Daha hukuku ne kadar eğip bükeceğiz suç yaratmak için… Yok işte! Suç yok! Tunç Soyer’in asla bu suçlarla anılmayacağını herkes biliyor. Peki nerede lekelenmeme hakkı? Nerede masumiyet karinesi? Bu modelde bir sorun olması, bu modelin başarıya ulaşmaması durumlarındakooperatif üyeleri ve hak sahipleri gibi Tunç Soyer’e de zarar verildiği ortada değil mi? Siyasi oyunları herkes görmüyor mu? Bu projeye zarar vermek isteyenler aslında Tunç Soyer’e zarar vermek istiyor. Bunu daha anlatmaya gerek var mı? " ifadelerini aktardı.

"İddianame sanık beyanlarının tekrarından ibaret"

Defne Soyer, bilirkişi raporlarına da değinerek raporların dosyadaki delilleri değerlendirmediğini, iddianame ve sanık beyanlarının tekrarından ibaret olduğunu savunarak"Sabahtan beri Cuma akşam dosyaya giren bilirkişi raporunun neden hükme esas olamayacağı çok net ortaya kondu. 30 sayfalık bir kopyala yapıştır için neden bu kadar gün bekledik onu anlamak mümkün değil. Ama Sayın başkan farkında mısınız, Bilirkişilere yaptığımız itirazlara bir cevap vermediniz. Dosyaya sunulan delil ve belgeler değerlendirilmeden yalnızca iddianame ve sanık beyanları kopyalanarak bir rapor düzenlenmiş, hiçbir açıklama, hiçbir yorum yok.

Çokça kez anlatıldığı üzere bu proje ile kamu zararı oluşması mümkün değil çünkü belediyenin kasasından bir kuruş çıkmamaktadır. İzbeton yönünden bilirkişiler bu model kapsamında kar elde etmeyecek olmasını hayatın olağan akışına aykırı bulmuşlar. Oysaki belediye şirketleri kamu yararı amacıyla kârlı olmayan alanlarda faaliyet gösterebilirler, buna binlerce örnek gösterilebilir." ifadelerini aktardı.

"Onunla her zaman gurur duydum"

Defne Soyer, sözlerini sonlandırırken savunmasını Tunç Soyer’in tahliyesinin yalnızca bireysel bir hak meselesi değil hukuk sistemine duyulan güven açısından da önemli olduğunu belirterek “Masum bir insanı hürriyetinden yoksun bırakmak, hukuk düzeninde küçük bir 'ayrıntı' değil, bir sarsıntıdır. Sizin de bu sarsıntıyı hissettiğinizi biliyorum. Süreci en doğru şekilde yönetmeye, bu sarsıntıyı bir enkaza dönüştürmemeye çalıştığınızı biliyorum. Ama artık yeter. Cesaretle hukuk düzenini koruyun, enkazı kaldırın. Bu hukuksuzluk artık son bulmalı. Kamu vicdanında çoktan beraat etmiş Tunç Soyer’in mahkemeniz önünde de artık beraati gereklidir.

Tunç Soyer’in tahliyesini yalnızca müvekkilin yaşadığı haksızlık ve hukuksuzluk sebebiyle değil, ülkemizin hukuk sisteminde açılacak yaraların büyümemesi içinde talep ediyoruz.

Sayın heyet, Tunç Soyer çok şükür ki benim babam. Babamla her zaman gurur duydum. İyi ki hep vicdanınla yaşadın.” ifadelerini aktardı.

Salonu terk etti

Tunç Soyer'in avukatlarından Özkan Yücel, savcı mütalaasının açıklanması sonrasında yaptığı savunmada, davanın ve yargı sürecinin adil yargılanma ilkelerini ihlal ettiğini söyledi. Yücel, “Yeniden hukuk konuşana kadar ben susacağım. Sözlerim bitince bu salonu erk edeceğim” ifadelerini kullandı. Bu sözlerin ardından Yücel'in avukat cübbesini çıkararak salonu terk ettiği görüldü.

"Sayıştay raporunda yazmayan şeyler bizim tutukluluk gerekçemiz haline geldi"

Mütalaaya ilişkin savunma yapan tutuklu sanık Heval Savaş Kaya ise şöyle konuştu:

“Maddi hukuk ve somut delillere ilişkin söylenecek çok şey kalmadı. Nitelikli dolandırıcılıkla suçlanıyoruz. Menfaat olmadığını savcılı yazmış, duruşmalarda da ortaya çıktı. Menfaatin varlığı hala düşünülüyor ki ben hala tutukluyum ama menfaatin unsurları yok. Zarar meselesi bir ihtimal olarak bile yok. Hem ilk hem de son bilirkişi bir fantezi içindeler. Mahkemenin adil yargılayacağından emin olmak istiyorum. Tapular belediyede, teminatlar ortada. Son bilirkişi raporu bile zarara ilişkin bir şey çıkaramamış. Kamu zararına ilişkin bir şey yok. Duruşmalarda bizim aleyhimize dinlenenler dahil hileye ilişkin bir şey söylemedi. Savcılık makamı bizim suçlu olduğumuzu ispatlayamıyor ama biz aksini ispatlamaya çalışıyoruz. Artık şüpheden sanık yararlanır unsuru bile yok. Önceki duruşmada aleyhimize ifade veren Arzu Hanım bile hileli davranışa ilişkin bir şey söylemedi. Arzu Hanım’ın yalanları üzerine inşa edildi bu dosya. İlk andan itibaren kooperatiflerden haberdar ve onlarla görüşmüş. Bilgi vermişiz. ‘Eki yok’ demiş, verdik her şeyi. Başta ‘6-7 ay sonra öğrendim’ meselesi finalde ‘hemen öğrenime’ döndü. Şimdi bu kişiyle ilgili işlem yapılmayacak mı? Arzu Hanım’ın mahkemeyi yanıltmak gibi bir kaygısı yok. Sayıştay raporunda yazmayan şeyler bizim tutukluluk gerekçemiz haline geldi.”

Kaya konuşurken hakim fenalaştı!

Tutuklu sanık Heval Savaş Kaya dinlenirken, duruşma salonunda korkutan bir gelişme yaşandı. Mahkeme heyet başkanı salonda fenalaştı. Bunun ardından duruşmaya yaklaşık yarım saatlik bir ara verildi.

Muhabir: BATUHAN KAYA