Batuhan KAYA/Dijital Gaste- Siyaset Bilimci Dr. Emrah Gülsunar, Dijital Gaste’ye verdiği röportajda Suriye’nin Halep kentinde merkezi hükümet ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki çatışmalar ile İran’da devam eden halk gösterilerini değerlendirdi.
Halep’teki çatışmalar neden gerçekleşti?
"Orada merkezi hükümeti oluşturan Şara yönetimi ile SDG arasında uzun zamandır bir uyuşmazlık durumu söz konusuydu. 1 ülkede 2 ordu bulunamayacağı için bir mutabakata varılmak isteniyor, ordu tekleştirilmeye çalışıyor. Sadece bunun detayları konusunda anlaşılamıyor. ABD de bölgede çatışma istemiyor, ‘mutlaka anlaşacaksınız’ diyor. ABD askeri çözümden yana olsa muhtemelen Suriye Ordusu TSK desteğiyle SDG’ye bir operasyon başlatırdı. Ancak tabi ki ABD buna izin vermiyor. 10 Mart Mutabakatı da ABD’nin ittirmesiyle yapılmıştı. O da genel ifadeler içeriyor ve içi bir türlü doldurulamıyor. Doldurulamadığı zaman da diplomasi devreden çıkıyor ve genel kural olarak askeri harekat devreye giriyor. SDG’yi anlaşma masasında bazı şeylere zorlamak için bir operasyon başlatılmış gibi görünüyor."
ABD operasyona yeşil ışık vermiş
"Anladığımız kadarıyla ABD de bu operasyona yeşil ışık vermiş çünkü Suriye’de sınır genelde Fırat’ın doğusundan çiziliyor. SDG Fırat’ın doğusunu kontrol ediyor. Daha önce de Fırat’ın batısındaki bir bölge için anlaşmazlık olmuştu ancak Ekim ayında varılan bir mutabakatla yine SDG birliklerini çekmişti. Sadece Halep’te Kürtlerin yoğun olduğu 2 yerde asayiş güçlerini bulundurmaya devam ediyordu. Şimdi merkezi Suriye Yönetimi onları oradan da çıkarmak istedi ve ABD de buna onay vermiş görünüyor. Türkiye de bunu destekliyor. Şu anda SDG oradan çekilmek zorunda kaldı. Bazı sivil ve askeri kayıplar verildi ama çok ciddi, büyük bir çatışma olmadan mutabakata varıldı."
Süreç çözülmüş değil
"Aslında SDG’nin çekilmesi süreç çözülmüş değil. Orada yeniden bir pazarlık masasına oturulacak ve yeniden bir mutabakata varılır mı varılmaz mı, mesele aslında budur. SDG’nin 2 mahalleden çekilmiş olması da SDG’nin ‘Beni buradan söküp attılar, o zaman ben karşı tarafın isteklerini kabul edeyim’ diyeceği anlamına gelmiyor."
Topyekun çatışma ihtimali bence yok
"Bence topyekun bir çatışma ihtimali yok. Bunun sebebi de ABD. ABD burada bir çatışma istemiyor. ABD diyor ki ‘diplomatik yollarla çözüm üretin’. Trump yönetimi buna çok önem veriyor çünkü onların iç siyasetinde de bu bir mesele haline geliyor. Çünkü Afganistan ve Irak’ta yıllarca kaos yaşandı. Belli bir oranda Suriye’de ağırlıkları var ancak orada da kaos olmasını istemiyorlar. Tarafları diplomatik çözüme zorluyor ancak detaylara da karışmıyor. Diyor ki ‘aranızda bir orta yol bulacaksınız’. Taraflar bir türlü orta yolu bulamadı. İlerleyen dönemde ABD’den ötürü topyekun bir savaş ihtimali görmüyorum. Aslında Türkiye ve Suriye tarafı bunu istiyor. Ancak ABD ve İsrail faktörlerinden ötürü bu olmuyor."
MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin Mazlum Abdi hakkında kullandığı, “Mazlum Abdi Siyonizm’in yandaşıdır, PKK’nın kurucu önderliğine sadakatsizdir” ifadelerini nasıl okumak gerekir?
"Kendilerinin kullanabildikleri kişileri olumluyor ancak diğerlerine de lanet okuyor. Mesela Öcalan’ı kendi hedefleri doğrultusunda kullanabildiğini düşündüğü için onu övüyor ama Mazlum Abdi’yi de yeriyor. Bütün bu süreç aslında başından beri de söylediğimiz gibi SDG’nin pasifize edilmesi için başlatıldı. Öcalan’ın burada kullanılabileceği düşünülüyor. Öcalan hakkında ‘Kurucu Önder’ ifadesinin kullanılması da bir tesadüf değil. O ifadeler aslında ‘Öcalan’ı dinleyin, o kurucu önderiniz’ anlamında söyleniyor. Öcalan PKK’ya silah bıraktırılmasında etkili oldu ama SDG’de etkili olmadı. Türkiye orada ne kadarını umuyordu ne bekliyordu bunu tam olarak bilmiyoruz ama muhtemelen bundan daha fazla etki bekledi. SDG ise bir yandan Öcalan’a büyük bir saygı gösteriyormuş gibi davranıyor ama sahada da reel politik neyi gerektiriyorsa onu yapıyor. Tabi böyle davranmaları Türkiye’yi ve Bahçeli’yi rahatsız ediyor. O yüzden bir yandan Öcalan’ı överken diğer yandan Mazlum Abdi’ye bu kadar ağır şeyler söyleyebiliyor. Bahçeli’nin istediği Öcalan’ın PKK’ya yaptığı gibi SDG’ye de bir çağrı yapması ve SDG’nin de bunu kabul etmesi. Ama SDG reel politik koşulları altında, ABD’nin ve İsrail’in desteğiyle buna ayak diriyor. Orada ‘İsrail kuklası’ demesi de manidar çünkü ABD kuklası diyemiyor çünkü ABD ile ilişkiler var."
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Bahçeli, Öcalan üzerinden SDG’yi pasifize etmeye çalışıyor. Peki bu yöntem başarılı olacak mı?
"Bence o ABD ve İsrail’in SDG’ye ne kadar destek olacağıyla alakalı. Çünkü SDG güçlü bir ordu haline geldi. 100 bin rakamı konuşuluyor ama o SDG’nin iddiası, minimum 50 bin olduğunu biliyoruz ama 100 bine de çıkabilir. Türkiye bunu bir milli güvenlik tehdidi olarak görüyor ve bu tehdidi elimine etmeye çalışıyor, Öcalan’ı da burada kullanabileceğini düşünüyor. ABD’nin ne kadar destek vereceği önemli çünkü ne kadar SDG güçlü olsa da Türk Ordusu ve Suriye Ordusunun ortak bir harekat düzenlediği senaryoda, SDG yalnız kalırsa ben çok fazla tutunabileceklerini zannetmiyorum. Öyle bir noktada SDG de bir uzlaşı masası konusunda daha istekli olacaktır. Ama arkasında ABD’nin buna müsaade etmeyeceğini, İsrail’in de bunu istemeyeceğini düşündüğü için karşı tarafın talepleri karşısında ayak direyebiliyor. Yani bu gücü bulabilmesinin asıl nedeni askeri gücünden daha fazla aslında uluslararası destek gibi görünüyor. Bundan sonra da SDG’nin pazarlık masasında elini ne kadar yükseltebileceği ne kadar destek geleceğine bağlı. ABD’nin desteği sürerse aslında çok uzun zaman onlar da kendi taleplerini masada sürdürebilir. Ama ABD desteği çekilirse bence uzlaşmak zorunda kalacaktır. Çünkü bence Suriye Ordusu ile teke tek bir savaşta belki onlarla başa çıkabilir ama işin için TSK girerse orada tutunabilmesi çok mümkün değil."
İran’da devam eden eylemler bir rejim değişikliğine yol açar mı?
"Şu anda gördüğüm kadarıyla aslında çok da bir rejim değişikliği noktasına gelinmedi. Evet, kriz ortamı var, insanlar sokakta ama rejim, ordu ve polis üzerindeki gücünü ve hakimiyetini koruduğu için o noktaya henüz gelinemedi. Rejim değişikliği olabilmesi için ordu ve polis kadroları içerisinde bir yarılma olması gerekiyor. Onların kendi arasında da birtakım anlaşmazlıklar çıkması gerekiyor ancak İran’da şu ana kadar öyle bir şey görmedik. Sokak hareketleri ne kadar etkili olsa da İran gibi şiddet uygulamakta, insan öldürmekte tereddüt etmeyen bir rejim olduğu için kendi aralarında bir anlaşmazlık çıkmıyor."
Dış müdahaleyle işin rengi değişebilir
"Ancak bir dış müdahaleyle işin rengi değişebilir. Ancak orada da bir hava harekatından bahsetmiyorum. Ona da rejimin dayanma ihtimali var. Burada rejimin elini güçlendiren şey içlerinde bir çözülme olmaması. Ancak bir çözülme ya da ciddi bir müdahale işin rengini değiştirebilir. Şu aşamada ne kadar kanlı olursa olsun rejim değişikliği yakın görünmüyor."
Peki İran’dan Türkiye’ye bir göç riski var mı?
"Onun olabileceği düşünülüyor. Türkiye’deki yönetimde biraz İran’ın yanında duruyormuş gibi görünüyor. Muhtemelen bunun sebeplerinden biri göç diye tahmin ediyorum. Orada bir kaos ortamı olursa Türkiye’ye çok fazla göç gelecek. Bunların birçoğu Avrupa’ya geçmek üzere Türkiye’yi bir transit merkezi olarak kullanmak için gelecek. Veya Asya ülkelerinden gelen göçmenler oradaki kaostan faydalanarak İran’dan geçebilir. Her türlü oradaki kargaşa ortamı Türkiye’ye olan göçü artıracaktır."




