Tutuklamalardan birkaç hafta sonra yukarıdaki isimlerin, ‘ihaleye ve edimin ifasına fesat karıştırma’ ve ‘nitelikli dolandırıcılık’ suçlamalarıyla onlarca yıl hapsi istenecekti.
Yukarıdaki isimlerin tutuklanması kamuoyunda oldukça yankı bulmuş, her kafadan bir ses çıkmaya başlamıştı. Kimileri, ‘bu tutuklamalar siyasi’ kimileri ise, ‘e çaldılar’ diye naralar atmaya başlamış, herkes çok hızlı şekilde ‘kesin yargılara’ vararak hemen taraf olmuştu.
İddianame hazırlanınca gazeteciler olarak avının peşinde koşan aslan gibi sayfalara gömüldüğümüzü hatırlıyorum. Kafamda iddianame okumalarıma dair kalan pek çok şey var. Ancak en aklımda kalan kısım ‘Sonuç ve İstem’ kısmı…
Biraz olsun adliyelere girip çıkmış olan gazeteciler bilir ki dünyanın en keyifli işi iddianame okumaktır. Yeri gelir o sayfaların arasında kaybolur, ‘bu da mı olmuş?’ diyerek okumaya devam edersiniz. Fakat bu ‘Kooperatif’ dosyasıyla ilgili iddianameyi her okuduğumda tekrar tekrar ‘Sonuç ve İstem’ kısmına baktığımı hatırlıyorum.
‘Sonuç’ kısmında, ‘sanıklar’ hakkında ‘kişisel menfaat elde etmemiştir’ tespiti bizzat iddia makamı tarafından yazılmış, sanıkların ‘nitelikli dolandırıcılık’ suçundan kişisel çıkar elde etmediği açıkça söylenmiş ancak yine de haklarında onlarca yıl ceza istenmişti.
Duruşmaların başlaması için gün saydık… Çünkü dünün muktedirleri hakim karşısına çıkacak ve ‘hesap verecekti’. Heyecanla savunmalar üzerine tartıştık, düşündük, kendimizce savunmaların nasıl olacağı üzerine değerlendirmeler yaptık.
Tahliye fısıltıları…
‘Kooperatif’ Davası olarak bilinen bu dava kamuoyunda yeterince tartışıldığı için sizleri çok da sıkmadan sonuca atlamak istiyorum… Dün, yine sanık yakınlarının, onlarca avukat ve gazetecinin bir araya geldiği günü yeniden yaşadık. Kooperatif Davasının 4’üncü duruşması için Aliağa Şakran F Tipi Kapalı Cezaevi’nde bir araya geldik.
Nerede bu hakim?
Duruşmaya, Soyer’in müdafi Av. Murat Aydın’ın talebiyle başladık… Aydın, geçtiğimiz duruşma ‘tahliye’ yönünde oy kullanan tek hakimin neden heyette yer almadığını sordu. Yanıt alamadı. Ancak buna rağmen geçmiş duruşmaların aksine her birimizin ağzında bir tahliye lafıdır dolanıyordu. Hatta önceki duruşmaların aksine sanık yakınlarında da kararın bu olacağı kanaati hakimdi.
Salondaki atmosfer içerisinde dikkatimi en çok çeken Tunç Soyer’in eşi Neptün Soyer’in pür dikkati, heyecanı ve zaman zaman kendini tutamayarak ifadelere, ‘tanık’ sıfatıyla sorgulanan isimlerin ifadelerine verdiği tepkiler oldu. Neptün Soyer ve Duygu Soyer, her zaman olduğu gibi sanık yakınlarına ayrılan kısmın en ön sırasında oturuyordu.
Bilir mi kişi raporu!
Hazine ve Maliye Bakanlığının taraf olduğu bir davada, Bakanlığın 2 personeli aynı davaya bilirkişi olarak atanmıştı. Bu isimlerin yazdığı rapor ise duruşmanın neredeyse en çarpıcı kısımlarını oluşturdu.
Söz alan ayağa kalktı. Soyer, Kaya, Aslanoğlu. Her birinin ifadeleri birbirinin neredeyse aynıydı.
“İddianamedeki ifadeleri aynen almış yapıştırmışlar. Bu rapor kopyala-yapıştır hazırlanmış!”
“Aleyhimize olan her şey kullanılmış ama lehimize olan hiçbir şey yok!”
“Raporun elime cumartesi günü ulaşması nedeniyle okuyamadım, ek süre talep ediyorum.”
Bilirkişi (!) olarak dosyaya atanan kişiler, gerçekten de iddianamede yazılan birçok şeyi kopyala-yapıştır şeklinde rapora geçirmiş ve Bilirkişi Raporu diye sanıkların önüne koymuştu.
“Çinliler gelse bitiremezdi”
Yine duruşmanın en ilginç tanıklarından biri Önder Çakır’dı. Dönemin Kentsel Dönüşüm Daire Başkanlığı çalışanı Çakır. Örnekköy’de hatalı olduğu iddia edilen beton imalatı sonrası Karşıyaka Belediyesi’ne bizzat giderek inşaatın mühürlenmesini talep eden Çakır.
Bu isim diğer tanıkların aksine sorgusu çok gergin geçen bir isim oldu. Çakır’ın zaman zaman sesini yükseltmesi ve kendisine soru soran sanıklara karşı ‘ters’ diye nitelenebilecek bir üslup kullanması gerginliğe neden oldu.
Çakır’ın ifadesindeki en çarpıcı kısım, Heval Savaş Kaya’nın sorduğu, “Tutanakta sözleşmenin bitmesine 14 ay var. İşin zamanında bitirilmeyeceğini değerlendirmişsiniz. İşlerin yetişmeyeceğine nasıl kanaat getirdiniz?” sorusuna yanıt veren Çakır, “Ocak 2022’de inşaat başladı, Mayıs 2023’te yüzde 10’daydı. Bu tempo ile bitirme şansları yok. Çinliler gelse bitiremez” dedi.
Çakır’ın ifadesi saatler sürdü. Gerginlik neredeyse her geçen dakika arttı…
“Soyer kalsa biterdi”
Tanıklardan İZBETON Kentsel Dönüşüm Koordinatörü Arzu Güler ise belki de davayı konusuz bırakacak olan soruya yanıt verdi. Güler, eski İzBB Başkanı Soyer’in kızı ve avukatı Defne Soyer’in, “Tunç Soyer başkanlık görevine devam etseydi inşaatların devam edeceğini düşünüyor musunuz?” sorusuna, “Evet, bitebilirdi” diye yanıt verdi.
14 saatin sonu
14 saatlik bir maratonun sonunda neredeyse bir de ‘Gazi’ veriyorduk. Heyet Başkanı hakim, saatler 00:30’u gösterdiği sırada rahatsızlandı. Mahkeme salonunun dışına yürüyerek çıkan ve tansiyonu yükseldiği öğrenilen hakime ilk müdahaleyi, ironiktir ki sanıklardan Dr. Gaffar Karadoğan yaptı.
Neyse ki Heyet Başkanı Hakimin sağlığı yerindeydi, yalnızca tansiyonu yükselmişti.
Umuda tanık olmak…
Hakimin rahatsızlanması üzerine sanık yakınları ve gazeteciler, buldukları her fırsatta yaptığı gibi sanıkların tutulduğu bölüme hücum eder gibi ilerledi. Burada şahit olduğum diyaloglardan sonra ‘umudunu yitirmemek’ ve ‘yaşamı sevmek’ nedir, sanıyorum bunlara canlı şahit oldum.
Soyer gördüğü herkese karşı çok güler yüzlüydü. Özellikle Neptün Soyer ve kızları Duygu ve Defne’yle olan konuşmaları sırasında gözlerinin içi parlıyordu. Dışarıda görmeye alışık olduğumuz kibar, neşeli ve daima gülen Soyer’i yeniden gördük. Sanki 6 aydır cezaevinde ailesinden ve sevdiklerinden uzak olan o değildi de yorgunluktan gözleri çökmüş, ‘bir an önce bu iş nihayete ersin’ diyen gazeteciler gibiydi.
Perşembe artık pide günüdür
14 saat süren duruşmalarda her şeyi yaşıyorsunuz ancak doğal hüznün yanında neşeyi doğal olarak biraz daha az yaşıyorsunuz… Fakat bir an vardı ki anlatmadan edemeyeceğim.
Heval Savaş Kaya’nın etrafına toplanan yakınları sanki onlarca yılla yargılanan dostlarını değil de çok keyifli bir tatilden dönmüş bir adamı görüyordu. Kaya bir yandan cezaevinde geçirdiği günleri gülerek anlatıyor, bir yandan da yakınlarının ardında gördüğü tanıdıklarına selam veriyordu. Bir ara bir arkadaşına dönerek başladı anlatmaya, “Abi, cezaevinde yemek listesini televizyondan veriyorlar. Bütün hafta ne yiyeceğini oradan görüyorsun.” Israrla gülüyor… “Bir gün yine listeyi yayınladılar, Perşembe günü pide çıkacakmış.” Bunu söylerken kahkaha atıyor… “Vallahi perşembeye kadar yanına ne hazırlasak diye düşündüm. Sarımsaklı yoğurt mu yeşillik mi?” …
Sonunda gelen ‘yarım özgürlük’
Dosyada tutukluluğu devam eden yalnızca 2 sanık için 00:40 sularında karar açıklandı. Soyer ve Kaya da tahliye edilmiş, artık tutuklu sanık kalmamıştı. Ancak Soyer de Kaya da yaklaşık 1 hafta önce açılan bir davada ‘zimmet’ suçundan tutuklanmıştı. Dolayısıyla iki isim de cezaevinden çıkamayacaktı.
Yine de bu isimlerin tahliye kararı okunduğunda, bir mahkeme salonunda şahit olduğum en yüksek sesi duydum. Sanık yakınları tahliye kararlarını duyar duymaz ayağa fırlayarak alkışlama başladı.
Herkesin yüzünde ‘sonunda’ diyen bir ifade gördüm. Sonunda. Peki neyin sonunda? Tamı tamına 6 ayın sonunda.
Soyer ve Kaya, dün itibariyle cezaevindeki 186’ncı günlerini doldurdular. Sonunda tahliye edildiler ancak ne yazık ki ‘yarım’ tahliye edildiler…
Yemin ederim ki hukuk devletiyiz!
Yıllarca İzmir’i beraber yönetmiş ve iyisiyle kötüsüyle, doğrusuyla yanlışıyla kente emek vermiş bu isimlerin, ‘tutukluluk’ önleminin bir cezalandırma yöntemine dönüştürülmesiyle aylardır cezaevinde tutulmasına şahit oldum ve olmaya devam ediyorum.
Onların, iktidarın bir cezalandırma yöntemi dolayısıyla 6 ayı aşkın süredir cezaevinde tutulması ise bana iktidar mensuplarının sürekli ‘Hukuk Devleti’ vurgusu yapmasını hatırlattı.
Ben el artırıyorum, ‘Yemin ederim ki hukuk devletiyiz!