Eski siyaset yeni toplum!


X-Z kuşağının mücadelesiyle alışılmış siyasetin dışına taşmak üzereyiz.

Kısır siyasetimiz, son yıllarını düşmanı hatırlatma, kötüyü hatırlatıp günümüzü unutturma politikasını uygulayan iktidar partisine karşı argümansız, eli boş, sessiz bir muhalefet arasında sıkışmış durumdadır. Hele ki dünya iktidarlarının sosyal icraatlerinin bittiği yerde başlayan milleti dinlemek yerine söylediği şeyi milleti ikna etmek üzerine kurulu sistem döneminden geçmekteyiz.

Ülkemizden en yakın örnek üzerinden konuya giriş yapalım. Ak Parti’li bir milletvekilinin bizden önce kadın yoktu çıkışı oldu.

Küresel ölçekte popülizme yaslanıp ayakta durma mücadelesi veren siyasi partiler tarihin işine gelen taraflarını kullanıp geri kalanını unutturmayı severler. Her siyasi partinin kıyaslayarak kendisini bugün iyi gösterebileceği bir zaman dilimi mutlaka bulunuyor. Bu içerikler iki tebaa nesli boyunca kullanılabilirdi ve kullanıldı, kazanıldı. Peki üçüncü nesil?

Bizden önce kadın kelimesi yoktu ile başlayan konu başörtülü kadınların mağduriyetlerine getirildi. Basit bir örnek görünse bile iktidar partisinin güçlenme anlayışına en net ve yakın örnektir.

Doğru. Kadınların yeri vardı ama başörtülü kadınların ülkemizde yeri yoktu. Savunduk. Fakat savunduğumuz şey başörtüsünün kumaşı değildi. Başörtüsü yahut diğer örtünme şekilleri dinin bütünün gerekliliğini kendi anlayışıyla yerine getiren bir temsiliyettir. Dolayısıyla savunulan kumaş değil kadınların herhangi bir ayrıma uğramadan eşit koşullarda yaşama hakkıydı. Kendi anlayışları diyorum çünkü günümüz örtünme şekillerine baktığımızda orada da bir açılım süreci geliştiğini görmek gayet mümkün.

Yani özne her zaman başörtüsü değil başörtüsü takan kişinin hak, eşitlik ve özgürlükleridir.

Üniversite kapılarında, askeriyede, yargıda gördüğü zulmü engellemek için ya da en küçük mahallede baskı görmesin diye yanında durduğumuz kadınlar…

Neyse ki Türkiye bu algı iktidar partisinin her bir üyesinin çalışması ve yönetimde bulunan başörtülü kadınların iyi temsiliyetiyle yavaş yavaş yıkıldı.

Önceden böyle haberler karşısında toplum muhafazakar ve lâik şeklinde hemen ikiye ayrışırdı. Günümüzde gerek ana muhalefet partisinin gerek toplum çoğunluğunun özgürlük anlayışının genişlemesi ile daha şeffaf ve sakin karşılıyoruz.

Yazının başında belirtildiği gibi iki nesil bu gibi haberlerle tatmin olabilirdi. Çünkü savunduğu fikrin temsilcisinin ağzından çıkanla kendi kulağının duyduğu aynı şeydi. Korkuları ve acıları taze olduğu için tartışmaz, sorgulamazdı. Bir de çoğu dinlerde olduğu gibi dinin yaratıcısına itaat kuralını onu savunan insanlara da uygulamasıyla insana itaate geçiş yapılması eklendi. Ortadoğu ülkelerinin en kilit problemi bu olsa da ayrı bir konu başlığıdır.

Gelelim üçüncü nesile…

Zaten çeşitli zeminin hazırlandığı, özgürlük alanının olabildiğince genişlediği bir zamanda doğan, gelişen üçüncü nesil duyarsızlıkla suçlanıyor. Çünkü zayıfta olsa savundukları fikrin temsilcilerinin ağzından çıkanı önce idrak etmeye çalışıyor. Dolayısıyla aynı örnek üzerinden ilerlediğimizde başörtülü kadınların yaşadıklarının yer almadığı bir hafızada doğal olarak karşılık bulamıyor. İnternet dünyasında herşeyi gören bir beyin kıyafet ayrımcılığını, küçümsemeyi bilmiyor. Ama dedik ya sorgulamayı biliyor. Gözünü Ak Parti ile açıp yetişmekte olan nesilde başörtüsü ayrımcılığının kodları olmasa da Türkiye’nin son 6-7 yılda muhafazakar kesimin inanılmaz dönüşümünü idrak edebiliyor.

Başörtüsü tartışmasında Merve Kavakçı’ nın yanında duran Nazlı Ilıcak’ a neler olduğunu, başörtüsüne karşı çıkan Perinçek’ in iktidar ortağı olduğunu, aynı şeye karşı verdiği mücadeleden sonra siyasi ekseninin kayması sebebiyle aynı mahalleden ayrılanların hain ilan edildiğini ve şuursuzca harcandığını dolayısıyla asıl derdin dava değil siyasi olduğunu, muhafazakar cemaatlerin başına gelenleri, günümüz muhafazakar temsilcilerinin dinin gerekliliklerinin tamamı yerine kazandıran tarafını kullandığını, ayrımcılığı, liyakatsizliği, kayırmacılığı, rantı, zenginleşmeyi, muhafazakar iktidarın çeşitli yanlışlar ve günahlarla aynı cümlede sıkça bulunmasını gördü. Üçüncü nesil muhafazakarlığın temsilcilerinin 20 senedeki değişimini gördükçe muhafazakar kavramının anlamını kafasında defalarca değiştirdi. Kimi suçlamalıyız? Gençleri mi yoksa dindar olarak gözüken, gözükmek isteyen çoğunluğun davranışsal olarak yanlış temsil eden kendimizi mi?

Kısa sürede aynı kavramın içinde bu kadar karmaşa yaşayan zihinler başörtüsü zulmü ile ikna edilebilir yanılgısı içerisinde şöyle dursun asıl görülmesi gereken tam tersi fotoğrafa bakmak lazım. Yaygınlaşan deizm, ateizm ya da ahlaki bozukluğun vardığı boyutlar tersine teptiğinin daha açıklayıcı bir fotoğrafıdır. Ahlaklı bir nesil yetiştirirken tüm ahlaki kuralların temelinin dayandığı dinden yanlış temsiliyetle uzaklaştırmanın en acıklı özeti…

Farklı düşünsel dünyalara bir klavye uzaklığında olan üçüncü nesile alışılmış siyasetle ya da tehditkâr, baskıcı, yasakçı yaklaşımının doğru yola sevk aracı olmadığı açık bir şekilde ortadadır. İlk aksiyon tüm seçeneklerin avantaj ve dezavantajlarıyla, sorgulanabilir bir şekilde ortaya konduğu bir ortam oluşturmaktır. İkincisi ise bunu seçebilecek bilinci oluşturabilmektir. Bilinç eksikliği yine gençlerin suçlandığı konulardan birisidir. Tüm yönetimlerde ceza en son çare olarak uygulanır. Cezaya sebebiyet verecek tüm davranışların düzenlendiği bir temel bulunmaktadır. Dolayısıyla gencinden yaşlısına önce tartışma zeminini oluşturarak öğretmek gerekmektedir.

Misalen muhafazakarlığın temeli Türkiye’ de yeterince olgunlaşmadan, idrak edilmeden iktidara yükseldi. Prangalardan yıllar sonra kurtulan fikirler önce yürümeyi öğrenmesi gerekirken bu fikir koştu. Dindeki sorgulama ve talep etme yetisini kazanamadan, bir vesayeti yıkma amacıyla atılan temeller toplum üzerinde bir başka vesayeti yaratmış oldu. 

“Ne olursa olsun, ne yaparsa yapsın doğrudur.” gibi teslimiyet anlayışı inancımız gereği insana değil yaratıcıya olduğu unutuldu.

Bu yüzden yine aynı yanlış temeli atmadan her alanda sorgulanmış ve akıl yoluyla bulunmuş kişisel doğrular oluşturmak yasaklar ve baskı yerine daha etkili olacaktır.

2021 yılında 7 milyon seçmenin katılacak olmasıyla benim son beş senedir dikkat çektiğim siyasilerce ise şimdi değerlenen kesim üçüncü nesil hepimizi dönüştürecek. Yeni nesil asi, muhalif diye nitelendirilen özellikleriyle en çokta muhalif partilere bir şey öğretecek, yeni yollar açacaktır.

Umut verici bulmamın son sebebi ise tartışmayı, araştırmayı öğrenmiş bir nesil zekasıyla her şeye muhalefet ederek yönetimlere ilk kez yön verebilen yoğun bir topluluğa dönüşebilir olmasıdır.

Sevgili Z kuşağı bu yazıda size bir tek tavsiye var: Okumaktan başka bir çareniz olana kadar okuyun.

[email protected]

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
19Nis

Altılı masada kim var?

01Ekm

Endişeli Muhafazakarlar Kim?

16Haz

Eski siyaset yeni toplum!