Politika

Trabzon'un Yomra Belediye Başkanı Mustafa Bıyık: "Türk siyasi tarihinin şu anda en güçlü figürü Ekrem İmamoğlu'dur"

Trabzon'un Yomra Belediye Başkanı Mustafa Bıyık, CHP'deki "mutlak butlan" tartışmalarından Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelik eleştiriler dâhil birçok konuda Dijital Gaste'ye konuştu.

Abone Ol

Batuhan Yavuz - Özel Röportaj

TRABZON - Trabzon'un CHP'li Yomra Belediye Başkanı Mustafa Bıyık, CHP'de yaşanan "mutlak butlan" tartışmalarından Ekrem İmamoğlu'nun tutukluluğuna, yeni parti ihtimaline kadar birçok konuda dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelik sert eleştirilerde bulunan Bıyık; Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu'nun olmadığı bir siyasi yapıda yer almayacağını söyledi.

Olası bir yeni parti kurulması durumunda istifa ederek o oluşuma katılacağını belirten Bıyık, "Bu konuda yol haritamda hiçbir şüphe yok." dedi.

İmamoğlu'nun gelecekte Türkiye siyasetinin en etkili figürlerinden biri olacağını savunan Bıyık, "İstesinler veya istemesinler, sevsinler veya sevmesinler ama Türk siyasi tarihinin şu andaki en güçlü figürü Ekrem İmamoğlu'dur. Geleceğe dair en az 25 yıllık bir rolü vardır Türk siyasi hayatında." ifadelerini kullandı.

CHP hakkında mahkeme tarafından verilen 'mutlak butlan' kararının asıl sebebi nedir? Bu yargının bağımsız bir kararı mıdır?

İktidarın darbesidir ya da değildir desem bunu yorumlayıp altını doldurabilecek bir bilgiye sahip değilim. Ben konuları eleştirirken veya yorumlarken daha çok partinin kendi iç dinamikleri üzerinde yaşanan iklim üzerinden konuşuyorum. Butlan komitesi ya da bizim içerideki vermiş olduğumuz mücadele açısından CHP'nin kendi iç dinamiği üzerine yorumlamaya çalışıyorum. İşin siyasi bir tarafı vardır, yoktur; başka partiler buraya el atmıştır, atmamıştır noktasında bir yorum üretmem çok doğru olmaz. Çünkü bununla ilgili bir yorum üretirsem, yarın "Bunun bir siyasi yönü vardır cümlesini açıkla." dedikleri zaman açıklayabilecek olduğumuz bir verimiz yok elimizde. Bununla ilgili bir yorum yapamam açıkçası.

'Mutlak butlan' kararı ile CHP Genel Başkanlığına oturan Kılıçdaroğlu için "Sadece hain değil; aynı zamanda iş birlikçi, işgalci ve operasyoncu." dediniz ve çok konuşuldu. Sizin yorumunuza göre Kılıçdaroğlu bu görevi kimler için üstleniyor?

Kemal Kılıçdaroğlu, neticede 2023 yılında cumhurbaşkanı olsun diye peşinden gitmiş olduğumuz ve oy verdiğimiz bir adam. Bugün bu görevi hangi güçler için, hangi ekipler için yaptığına dair elimizde bir veri yok. Ama kesin olan bir şey var ki ya bir görevlendirme neticesinde bu işleri yapmak için bu yola girişmiş ya da kendi kafasında, dünyasında oluşturmuş olduğu bazı senaryolar ve duygularla bir yol haritası çizmiş.

Kendi kafasında bir kurgu üzerinden yorum yapıyor. Artık bunu da yorumlayamıyor. Geçen hafta televizyon programını izledim. Gerçekten o söylemiş olduklarına ve yorumladıklarına baktığınız zaman, çok anlamsız bir kargaşanın içerisinde olduğunu görüyorum. Ne yol haritası belli ne niye geldiği belli ne de ne yapacağı belli... Doğal olarak kimler yönlendiriyor, kimler bu süreci planlıyor onu çok bilemiyorum.

Kemal Bey kendi başına bu işleri yapmaya kalkıyorsa bu çok vahim bir şey. Eğer onu birileri kullanıyorsa bu daha vahim bir şey. Bunun ikisinin de birbirinden vahim tarafı var. Tarih bunu yazacaktır. Bugün CHP'nin başına gelen olayları, bu yaşananları tarihin gerçekliğinde birileri çıkıp yazacaktır. Neticede Kemal Bey'in yanında 20-30 kişi adam var. Bu 30 kişiden 3-4 tanesi de yakın tarih içerisinde makam, mevki uğruna kavga edecekler yine. Şimdiden paylaşamadıkları makamlar var. Bu paylaşımları yapamadıkları zaman onlardan birileri de çıkıp bunları açıklayacaklar.

"Kılıçdaroğlu birileriyle iş birliği yapmamış olsaydı CHP Genel Merkezi'ne giremezdi"

Bugün bir misafirimiz vardı; bu olaylar yaşandığında, "Ben üye olduğum zaman Kemal Kılıçdaroğlu genel başkandı," diyor, "onun imzası vardı benim üye kartımda. Evde makas aldım, kestim, çöpe attım." diyor. "Onun imzası olan üyelik kartını taşımak istemediğim için." diyor. Bunu Türkiye'nin dört bir tarafından yaşayan ve anlatan insanlar var.

Bugün Kemal Kılıçdaroğlu, "Ben partimin, seçilmiş olan genel başkanımın, milletvekillerimin, belediye başkanlarının yanındayım." demiş olsaydı bugün Cumhuriyet Halk Partisi seçmeni ve ona oy veren yüzde 48,5'lik seçmen için bir idol olurdu. Tarihe bir idol olarak geçerdi. Ama bugün o, hain olmayı tercih etti. Hainlik derken, insani bir görevi hususunda hainlikten bahsediyoruz. Ve ona birisi, "Bu hainlik yetmez." derken, "Buna git bu operasyonu yap" diyen bir kitle varsa bir operasyon yapmaya gelmiş. Birileriyle iş birliği yapmamış olsaydı CHP Genel Merkezi'ne giremezdi neticede. 50 kişiyle, 20 kişiyle nasıl girecekti genel merkeze? Neticede birileriyle iş birliği yapmış, genel merkeze girmiş. Bunları tarih yazacaktır.

"Yeni parti kurulursa istifa eder, katılırım"

CHP’de herhangi bir kurultay yapılmadığı durumda Özgür Özel’in yeni parti kurmasını nasıl karşılarsınız? Bir belediye başkanı olarak nasıl tutum alırsınız?

Beni burada partiye bağlayan birinci unsur Ekrem İmamoğlu'dur. Bunun yanı sıra da genel başkanımız Özgür Özel'dir. Onun genel başkan olarak kabulü neticesinde partiye katıldım. Ekrem İmamoğlu'nun ve Özgür Özel'in olmadığı bir noktada bulunma şansına sahip değilim. Yeni kurulacak olan partinin, eğer uygun görülmesi hâlinde, ben tabii ki geçecek olan belediye başkanlarından birisiyim. İstifa eder, yeni partiye katılırım. Burada yol haritamda bir şüphem yok.

Siyasi bir gelecek, siyasal bir beklenti için hareket etmiyorum. Siyasal bir beklenti için, siyasal bir gelecek için hareket etmiş olsaydım sessiz durur, sürecin nereye evrildiğini görmeye çalışırdım ve ona göre hareket etmeye çalışırdım. Şu anda birçok belediye başkanı ortada, onu da yapanlar var.

Ama biz, özellikle Trabzon'daki belediye başkanları olarak net bir duruşumuz var. Biz diyoruz ki Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel'in olmuş olduğu taraftayız ve bu taraf nerede görev alacaksa... Yeni parti kurulup yeni partiye geçilecekse yeni parti kurar, geçeriz. Eğer, "Biz burada durup mücadele edeceğiz." deniliyorsa bağrımıza taş basarız ama durur, mücadele ederiz. Ekip arkadaşlarımızın, genel başkanımızın, cumhurbaşkanı adayımızın çizmiş olduğu yol haritasına aykırı bir davranış içerisinde bulunma şansımız yok.

Neredeyse her gün CHP'li belediyelere operasyon yapılıyor. CHP'li bir belediye başkanı olarak herhangi bir endişeniz oluyor mu "Yarın bize de operasyon yapılır mı?" diye?

Bir endişe taşımıyorum. Bugüne kadar biz sayısız teftiş geçirmiş, çok şükür teftişlerimizden başarılı bir biçimde çıkmışız. Yapmış olduğumuz işleri maksimum bir biçimde hukuka uygun yapmaya çalışan, ihalelerini açık ihale usulüyle, e-ihale usulüyle şeffaf bir yöntemle belediyecilik yapmaya çalışan birisiyiz. Operasyon yapılmasını gerektirecek olumsuz bir belediye olduğumuzu düşünmüyoruz.

Türkiye'de en borçsuz, en ekonomik durumu düzgün, sahada en fazla icraat yapan belediyelerden birisiyiz. Bu özellikleri taşıyan bir belediyede yolsuzluk, usulsüzlük olmaz. Olsa bu paraları biz nereden buluyoruz? Zaten muhalif belediyeyiz. Bu kaynakları oluşturuyoruz. Bir de Karadeniz kıyısındayız neticede. Karadeniz kıyısında bu paraları hem bulup hem de bunu sağlayabilmek de kolay bir şey değil. O yüzden bir kaygımız yok. Allah'a şükür biz şeffaf bir belediyeyiz, her şeyimiz şeffaf. Vatandaş istediği şeye, istediği bilgiye istediği zaman ulaşabilme şansına sahip. Bir kaygı taşımıyorum açıkçası. Kaygı taşıyacak bir olumsuzluk yaptığımı, bir imarsal bir rant sorunu yaşadığımızı veya bir usulsüzlüğe sebebiyet verdiğimizi söyleyemem.

Ama günün sonunda belediyelere yapılan operasyonlar veya genel operasyonlar genel olarak vatandaş ya da belediyeciler olarak bizleri de tabii ki mutsuz ediyor. İyi tarafları da var; daha temkinli davranıyoruz, daha dikkatli davranıyoruz. Daha hassas davranmaya çalışıyoruz. İki sefer okuyoruz, üç sefer okuyoruz.

CHP'li belediyelere yargı operasyonları yapılırken bir yandan da ekonomik olarak kıskaca alındıkları söyleniyor. Siz CHP'li belediye olarak bunu hissediyor musunuz? İlçeniz için yapacağınız bir hizmet sırf CHP’li belediye olduğunuz için yokuşa sürülüyor mu?

Tabii ki sürülüyor. Şimdi ben bu sitemlerde çok bulunmayı sevmiyorum, yapmadım. Çok uzun yıllardır ses etmedim ama kamu kurumlarının belediyeye olan bakışları, belediyenin işlerini yapma oranları tabii ki sorunlu. İktidara mensup olan memur, bize iş yaparken kaygılar taşıyabiliyor. "Acaba Yomra Belediyesinin işini hâllettiğim için beni görevden alırlar mı?" diye kaygı taşıyor. Bunlar hep var. Kaynaklar noktasında hibe oranına baktığın zaman, bizim Yomra Belediyesinin son 3-5 yılda almış olduğu devletten olan hibe oranı herhâlde sıfıra yakındır. Çok cüzi bir şeydir varsa da. Kredi dersen, İller Bankasından biz son 5 yılda hiç kredi kullanmadık. Ama bunun olacağını zaten biliyorduk. Yani böyle olacağını, muhalif belediyelere karşı böyle davranıldığını da bilerek bu göreve geldik. Ama bizim kendi oluşturmuş olduğumuz bir finansal, bir gelir-gider dengesi vardı. Bu dengeyi de sağlayınca kendi gelir-gider dengemizi tutturmaya çalışıyoruz.

Çok şükür iyiyiz ekonomik anlamda; evet borcumuz harcımız var ama döngüsel bir sorunumuz yok. Maaşımızı öderiz, piyasa borçlarını öderiz. Şu anda sahada çok yatırımlarımız var, bunlarımızı finanse edebiliyoruz. Katlanacağız biz bunlara. Neticede iktidar belediyesi olup da bu projeleri yapmayı herkes başarabilir. Önemli olan muhalif olup da kaynağı sağlayamadan; kendi finansman kaynaklarınızla tasarrufunuzu maksimum düzeyde tutup harcamanızı minimum düzeyde tutabilmek. Bu bizim kendi belediyecilik anlayışımız üzerinden bakıyoruz. Bu yüzden gelmeyeceğini, bundan sonra da gelmeyeceğini, bundan sonra da destek vermeyeceklerini biliyoruz ama hazırlığımızı da ona göre yapmış durumdayız.

İmamoğlu'na gönderilen komar çiçekleri...

Bir buçuk hafta önce İmamoğlu'nun duruşmasındaydınız ve size "Trabzon'un yaylalarına çık, benim için komar çiçeği topla." dedi. Siz de yükseklere çıkıp çiçekleri topladınız ve gönderdiniz. Bundan bahseder misiniz?

Dün çiçekleri başkanımıza ulaştırdık mahkeme salonunda. Hatta kendisine bizzat çiçekleri verildi. Mahkeme salonundaki diğer misafirlere de verildi. Tabi o anlık gelişen bir ambiyans oldu. Neticede burası bir mahkeme salonu ve mahkeme salonundaki o andaki oluşan bir psikoloji bu. Yani o anlık ortaya çıkan bir psikoloji. Onun bizi görmesiyle, seslenmesiyle, Karadeniz'e, yaylalara, dağlara, komar çiçeğine olan merakını dile getirmiş olması o an için yaşamış olduğu özlem ve psikolojiden kaynaklı bir şey.

Haziran'ın işte 15'inde, 20'sinde komar çiçeklerinin açmış olduğu bir sezonun olduğunu hatırlayabilmek de önemli bir şey. 15 aydır içeride yatan bir adam için... Çünkü komar çiçekleri bizim burada haziranın ilk haftası açıp son haftası solan bir çiçektir. Bu yılın tamamında olan bir şey değil. O yüzden onun o tarihte "Hala komar çiçekleri şimdi haziranda açmıştır, benim için git komar çiçeği topla." demiş olması o an için yaşadığı psikoloji; bölgesine, memleketine, köylerine olan özlemini dile getirdi.

Baktığınız zaman komar çiçeğinin ne olduğunu bilmeyen Türkiye'de milyonlarca insan olduğunu gördük. Yüzlerce insan mesaj attılar, "Bu komar çiçeği nedir, nerede yetişir?" diye. Bu tabii bizim için de duygusal bir an oldu. Başkanımızın bizi hatırlayınca bu bölgemizi, dağımızı, bahçemizi hatırlamış olması önemli. Biz de bir nebze olsun onun özlemini gidermek için onun çağrısına uyarak çıktık dağlarımıza komar çiçeği topladık, zifin çiçeği topladık. Hem selamımızı hem çiçeklerimizi gönderdik. İnşallah daha özgür günlerde, daha güzel günlerde birlikte kendisini Yomra'nın dağlarında, yaylalarında ağırlayıp komar çiçeklerinin orijinalini onunla birlikte toplamak bize nasip olur inşallah. O günlerin özlemini duyuyoruz, bekliyoruz.

Tam da "Bekliyoruz." demişken... İmamoğlu'nun özgürlüğüne kavuşacağına inanıyor musunuz? İktidar değişimi olmadan bu mümkün olur mu sizce?

Tabii ki inanıyorum. Ben Ekrem Başkanımızın belediyecilikte Türkiye'de belediyecilik üzerinden suçlamak isterseniz herkesin suçlanabileceğini ve bir sürü iddia ortaya atılabileceğini bilen bir insanım. Neticede bu iddiayı Türkiye'de yaşayan 1.400 küsur tane belediye başkanının hepsi için de söyleyebilirsiniz. Önemli olan bu iddiaların sonucundaki ispatın ve sonucun ortaya çıkmış olması. Öyle arkadaşlarımız oldu ki 1 yıl yattılar, beraat ettiler. 8 ay yatıp tahliye olan arkadaşlarımız var. Bu adamların yattığı günler ne olacak günün sonunda? Bizim arkadaşımız 150 gün, 200 gün yattı, tahliye oldu, sonra beraat etti. Beraat ettikten sonra bu adam hakkını nereden alacak? "200 gün yattım ben." diyor. Ne yapacak? Devletine gidip Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine mi şikâyet edecek, milletine mi şikâyet edecek?

"Türk siyasi tarihinin şu andaki en güçlü figürü İmamoğlu'dur"

Ekrem Başkan belediyecilik noktasında Türkiye'nin dört bir tarafını dolaşmış, dört bir tarafına hizmet etmiş bir adamdır. Türkiye'nin dört bir tarafında park yapmış, bahçe yapmış, iş yapmış, vatandaşına destek olmuş bir adamdır. Sırf bu konular üzerinden kalkıp bir noktaya çekilmiş olması tabii ki acı ama ben yakın zamanda suçsuzluğunun tespit edilerek tahliye olacağını ve tekrar Türk siyasi hayatına dönüp... İstesinler veya istemesinler, sevsinler veya sevmesinler ama Türk siyasi tarihinin şu andaki en güçlü figürü Ekrem İmamoğlu'dur. Geleceğe dair en az 25 yıllık bir rolü vardır Türk siyasi hayatında.

Engellersin, "Aday olamaz." dersin, diplomasını alırsın, başka bir şey yaparsın. İlla aday olması, illa cumhurbaşkanı olması, illa seçilmesi önemli değil. Ekrem İmamoğlu, İstanbul'da tahliye olursa "Yola çıkıyorum, yürüyorum ben Trabzon'a!" derse; 1 milyon, 2 milyon insanla birlikte Trabzon'a kadar yürüyebilecek bir halk kitlesine sahip bir adam. Dünya tarihine baktığın zaman böyle siyasi figürler hep engellenmeye çalışılmıştır. Afrika'da bunlar olmuştur, Avrupa'da olmuştur, Asya'da olmuştur. Hep güçlü siyasal figürler engellenmiştir. Bazı engeller koyulmuştur ama günün sonunda en son hayatlarına baktığın zaman asli anlamdaki olması gereken yere geldikten sonra siyasi hayatları sonlanmıştır.

Belki 3 yıl olur, belki 5 yıl olur, belki 10 yıl olur ama Ekrem İmamoğlu, Cumhurbaşkanı olarak Yomra'nın, Trabzon'un dağlarına gelip çıkacaktır. Bunu engelleyecek bir tek güç Yaradan'dır, onun haricinde bir gücün engelleyebileceğini düşünmüyoruz. İnanmış olduğumuz nokta bu. Bunun üzerine siyaset yapıyoruz.

Biz şimdi Ekrem İmamoğlu'nun yanında duruyoruz hep. İmamoğlu'nun yüzde 100 cumhurbaşkanı olacağını bilse Türkiye'nin yüzde 70'i zaten yanında durur otomatik olarak. Önemli olan bugünkü çekmiş olduğu sıkıntılarda, bu çıkmış olduğu yol haritasında onun yanında durabilmek. Yani bir beklentiye sahip olmadan, İmamoğlu'nun cumhurbaşkanı olup olmayacağını bilmeden, olmayacağını da göze alarak, kendi belediyeciliğimizin ve belediye hayatımızın da biteceğini göze alarak... Önemli olan burada bir duruş göstermek.

"Önemli olan yola çıktığınız adamı kişisel menfaatleriniz doğrultusunda satmamak"

Türk insanının en önemli sorunlarından bir tanesi vefasızlığıdır. İnsanlar yol haritasında en hızlı bir biçimde en ufak bir sorun yaşadığı zaman hemen bir tornistan yaşıyor, başka bir taraf oluyor. Bu, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın yol arkadaşlarında da oldu. Gitti, "Kapısından içeri girmem." dedikleri partiden milletvekili seçildiler; 20 tane, 30 tane vekillik aldılar. Vekillikleri aldı, ayrıldılar. Şimdi yine diyorlar ki: "Bu CHP'nin arınması lazım." Bulanık bir partide sen niye siyaset yapmaya kalktın? Bu memlekette başbakanlık yapmış bir adamdın. Milletvekillerini alırken iyiydi. Niye gittin CHP'ye muhtaç oldun? CHP olmasaydı bir adet vekil çıkartma şansın yoktu senin Türk siyasi hayatında. Şimdi bakıldığı zaman bunlar yolun ilk kavşağında Tayyip Erdoğan'ı satmış adamlar. Bu memlekette siyasi tarihte Necmettin Erbakan yolda satıldı yol arkadaşlarına, Tayyip Erdoğan da yolda satıldı yol arkadaşlarına. Bülent Ecevit de satıldı yol arkadaşlarına. Mesut Yılmaz'ın en iyi adamları AK Parti'ye gitti, kurucu oldular. Bunlar hep olabilen şeyler.

Önemli olan bu yolda, yola çıkmış olduğunuz adamı yolda kendi kişisel menfaatleriniz doğrultusunda satmamak. Biz bu yolda yol arkadaşıyız; 10 kişi oluruz, 100 kişi oluruz, 500 kişi oluruz, bilemem. Ama yolda kendi kişisel ikbalimiz için yol haritamızda değişiklik yapmayacağız.

"Trabzonspor bu şehrin üst kimliğidir, varlığımızdır"

Biraz siyasetten uzaklaşacağız… Sıkı bir Trabzonspor taraftarı olduğunuz biliniyor. Sizin pencerenizden Trabzonspor'un kimliği ve gelecek sezon hedefleri ne anlam ifade ediyor?

Ben Trabzonspor taraftarıyım; beşinci de olsa onuncu da olsa taraftarım. Ama şehrin sürekli olarak bir şampiyonluk havasında yaşaması şehre büyük bir mutsuzluk veriyor. Tabii ki amacımız şampiyonluktur, her maçı kazanmak için oynayacağız. Şampiyon olamazsak da takıma, teknik direktöre, başkana hakaretler edip bu takımı bu hâle getirmeyeceğiz. Her yıl Trabzonspor'u şampiyon yapabilecek ne ekonomiye ne sosyolojiye sahibiz biz.

Ertuğrul Doğan'ın başarısı-başarısızlığı tartışılabilir ama bugün kulüp belli bir oranda dengede gidiyor. Büyük kulüplerin çok büyük borçları var ama bunu telafi edecek gelirleri de var; biz çok borçlanırsak o borçları telafi edebilecek gelirimiz yok. Doğal olarak formamızı, biletimizi alıp takımı destekleyeceğiz. Birinci değil, belki üçüncü olacağız ama üçüncü de olursak Trabzonsporluyuz.

Trabzonspor bu şehrin üst kimliğidir, varlığımızdır, bizi dünyaya tanıtan en önemli etkendir. Trabzon küçük bir Anadolu şehridir ama büyük bir ismi vardır bugün; bunun en önemli etkeni Trabzonspor'dur. Günübirlik sonuca bakıp takımımızı yarı yolda bırakmayacağız.

Başkanımıza, teknik direktörümüze güveniyorum. Bu sezon inşallah daha iyi bir sezon geçireceğimizi düşünüyorum. Biz Anadolu'nun aykırı bir kulübüyüz; bizim şampiyon olmaktan çok, yapılan olaylara karşı olan başkaldırımız ve duruşumuzdur bizi var eden nokta. Yoksa sisteme uyup şampiyon olan bir kulüp olmanın bir anlamı yok. Başakşehir şampiyon oldu da ne oldu? Hiçbir önemi olmadı. Onun yerine Bursa, Gaziantep, Konya, Karşıyaka ya da kardeş kulübümüz Göztepe gibi kulüpler şampiyon olursa bir anlamı olabilir.