Sosyal medya fasık mı münafık mı?

Abone Ol

Söze “Tuhaf bir çağda yaşıyoruz.” diye girdiğimde orta yaşı henüz geçenler kısmen, 50 yaşın üzerindekiler ise tamamen katılacaktır. Henüz 30’lu yaşlara girmemiş olanlar da bu sözü “tuhaf” bulacaktır.

Önceki nesil çatıda anten düzeltmiş hatta bazıları aile fertlerinin televizyonda izlediği dizinin en heyecanlı yerinde kaybolan görüntüyü getirebilmek için hayatını tehlikeye atmıştır.

Şimdiki nesil, “online” olamadığı zaman öfkelenen, acısını çatılarda anten düzelterek bu hayata kaldığı yerden devam etmeye çalışan ebeveyninden çıkaran bireylerden oluşuyor.

Bu kadar görgü, bilgi, hayat tecrübesi ve anlayış farkına sahip insanlar topluluğu bir arada yaşarken “yabancılaşma” hayatın normalidir. Önemli olan bu durumu nasıl anlayıp yönettiğimizdir.

Ayrıntılarına girmeden bazı olayları hatırlayalım. Zira gizli bir şey kalmıyor günümüzde.

Geçtiğimiz haftalarda İstanbul’da bir restoran sahibi, beyzbol sopasıyla çalışanı öldüresiye dövdü. Gerçek sebebini asla bilemeyiz. Gerçek; güçlünün zayıfı dövdüğü…

Bunu nasıl öğrendik?

Sosyal medya sayesinde!

Antalya’nın Serik ilçesindeki ilkokul bahçesinde 11 öğrenci, bir kız öğrencinin üzerine çörekleniyor.

Tekme tokat dövdükleri kızın feryatlarına aldırmadan, saçından tutup sürüklerken “Daha şiddetli, kafasını yere vur…” diye sesler yükseldi.

Bunu nasıl öğrendik?

Sosyal medya sayesinde!

Ankara’da bir lisede öğrencilerin öğretmene yaptığı zorbalığı gördük. Fizik öğretmeninin uysal yapısını istismar edip alay ettiklerini nasıl öğrendik?

Sosyal medya sayesinde!

Daha onlarca örnek verebilirim.

Ancak olumsuz bir durumu ifşa etmek sadece olayın tekrar etmesini sağlayabilir. Yapılması gereken kötü olarak nitelendirilen olayın sorumlularının, bir daha tekrarlamayacağı şekilde cezalandırılmasıdır. Cezanın da suça karşılık gelecek ölçüde görünür olması gerekir ki, başkaları bir daha benzer bir olaya teşebbüs etmesin…

Okullar, dışarıdan görüldüğü kadar kolay yönetilebilen ortamlar değildir. Çünkü içinde ideal ölçülerde yetiştirilmek üzere çocuklar ve gençler vardır. Bir de onlara yetişme yollarını gösteren öğretmenler. Her ikisini bağlayan kurallar var bir de… Bu kurallar uygulanmadığı sürece sorunlar asla bitmeyecektir.

İNSANLAŞMA EĞİTİMİ

Yüksek düşünce taşıyan insanların görüşlerine ve tecrübelerine değer vermedikçe ilerleme olamaz. Her alanın yetkin insanların fikirlerinden yararlanıp rehber edinirsek bireysel ve toplumsal huzura daha çabuk ulaşabiliriz.

Felsefe alanında fikirlerini çok önemsediğim Prof. Dr. İonna Kuçuradi, “Okullarda felsefe öğretsek” diyor; “20 yıl sonra farklı bir Türkiye olur. Bilgisizliğin yarattığı sonuçlar yüzünden acı çekiyoruz. Mesleki eğitimden önce ‘insanlaşma eğitimi’ verilmeli.”

Her sözcüğüne katılır ve desteklerim.

Bizim yaptığımız ise olayları yorumlamak, şiddet olaylarında suçlu aramak, sonra unutmak…

Okullarda zorbalık yapanlar sınırlı sayıdadır. Ancak bir zorba bile bütün okulu etkileyecek ve kamuoyunda bir eğitim kurumunun “zorba” olarak etiketlenmesine yol açacaktır.

Bu yüzden bir mağduru geçici olarak korumak yetmiyor. Mağdur edenin, ayıklanması gerekir.

Yoksa bugün okulda akranlarını zorbalayanlar, yarın toplumsal düzen bozucu birey olarak aramıza katılacak.

Zarafetle yaşamak isteyenleri hayata küstürecek, sıraya girenlerin en önüne geçecek, trafikte terör estirecek, mahalleyi huzursuz edecek zorbalar yine böyle bir çocukluk ve gençlik döneminden çıkacaktır.

SOSYAL ÇÜRÜME

Her yıl insan tutum ve davranışlarını tanımlayan kavramlar bulurken “sosyal çürüme” yaklaşımı pek yerindeydi. Sosyal medyanın gözetleme kültürüne, insanı daha görünür kılan özelliğine atfen bulunmuş bir terim değil bu aslında.

Gerçekte yaşananları herkesin kendi anlayış, bilgi ve kültürüne göre yorumlamasının sonucu…

Papa XIV. Leo’nun Türkiye ziyaretinin ardından öylesine ayrıştık ki; “Papaz olduk” demiştim geçen yazımda…

Papa gitti ama biz hâlâ “papaz olmaya” devam ediyoruz.

Şimdi başlığa gelelim. Fasık; İslam inancına göre büyük günah işleyene deniyor. Münafık ise inanmadığı hâlde inkârını gizleyen kişiye…

Eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez’in, entelektüel birikimine ve din kültürüne hürmet ederim.

Terminolojiyi kullanmaya özeniyle sorular karşısında ölçülü cevaplarıyla da gönüllerde ayrı bir yeri vardır. Ancak bir televizyon programında sunucunun, “Papa’ya Taleal Bedru Aleyna ilahisinin okunduğuna dair sosyal medyada çıkan haberleri nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna, “Sosyal medya fasık.” diyerek söze başlaması biraz garip kaçtı.

Ben de ilk kez Görmez Hoca'dan duydum, Papa’ya karşı Taleal Bedru ilahisinin okunmadığını… O görüntüler daha önce alınmış meğer… Sonra protokol ile birlikte buluşturulup montajlanmış. Mantıklı geldi bana. Çünkü ilahi grubuyla salondakiler aynı karede veya kesintisiz kamera görüntülerinde yer almıyor.

Ancak Mehmet Görmez hocanın aşırı bir genellemeyle sosyal medyayı fasık olarak nitelendirilmesi biraz abartılı oldu.

Bu sözlerden sosyal medya büyük günah işliyor sonucunu çıkarabiliriz. Belki bir televizyon programı içinde bu sözün “bazılarını” kapsadığını söylemek için zaman yoktu diyelim.

Yine de başta anlattığımız sadece üç beş görünür olayın ortaya çıkması bile sosyal medya aracılığıyla değil mi?

Zavallı, güçsüz, çaresiz, 11 azgın zorba akran karşısında aciz bir kızın gördüğü işkencenin ortaya çıkması bile sosyal medyanın günahını bağışlatmaz mı?

Bir öğretmenin sırf babacan tavırlı diye bir sınıf dolusu azgın gençliğin bir öğretmene saygısızlık yapması, sosyal medya olmasaydı yanlarına kar kalmayacak mıydı?

Güç ve para sahibi zorba patronun, zavallı çalışanı hayatında bir kez bile gerçek amacı için kullanmadığı beyzbol sopasıyla dövmesini nasıl öğrenecektik?

Daha geçenlerde Aydın’da bir pide işletmecisinin, çalışanlarının haysiyet ve şereflerini rencide edecek sözler sarf etmesi, sosyal medya olmasaydı nasıl kanıtlanacaktı?

Daha onlarca örneği siz biliyorsunuz.

Kötü tarafları mı? Çok, o da sayılamayacak kadar çok. Ancak iyi amaçla kullananlar arttıkça, kötülük yenilecektir.

Sosyal medya fasık değil, fasıkların elindeki sosyal medya daha büyük görünüyor.

Bugünkü dünyanın gerçeği sosyal medya doğru yönde geliştikçe münafıkların oyunu da bozulacaktır.

İyilik ve kötülüğün savaşı asla bitmeyecek. Kötülük görmezden gelinirse, üstü kapatılırsa sistem münafık üretecektir. İkiyüzlüler özgür, açık, şeffaf ve doğruların hakim olduğu ortamlarda yaşam alanı bulamayacaktır.

İyilik daima yüce değer olarak yaşatılacaksa; sosyal medya şu an en görünür alanımız olarak hizmetimizde…

Yeter ki iyi insanlar, ortamları fasıkların eline bırakmasın!